| |
Korkunun faydası yok biliyorsunuz, erken tanı ile bugün pek çok kanser türü başarı ile tedavi edilebiliyor. Ama insanların pek çoğu yaşamlarının bir noktasında kanserle tanışmak durumunda kalıyor. Koku-korku, merak etmeyiniz harf atlamadık. Kanserin, kokusundan önce korkusundan başlamak istedim sadece. Bugün, dünya çapında kanserli olarak 24.6 milyon kişi yaşamakta. Tüm ölümlerin yüzde 12.5‘ine kanser neden oluyor. Geçtiğimiz yıl, dünyamızda 6.7 milyon kişi kanser nedeni ile yaşama elveda dedi.
Gelişmiş ülkelerde en yaygın görülen kanserler; akciğer kanseri, prostat, göğüs ve bağırsak kanseri. Gelişmekte olan ülkelerde ise infeksiyonlar nedeni ile tetiklenen mide, karaciğer ve rahim ağzı kanserleri en yaygın görülenler arasında.
ABD’de hergün 1500 kişi kanserden ölüyor Amerika’da her gün 1500 kişi kanser nedeni ile yaşamını kaybediyor. Türkiye’de her yıl 150 bin kişinin kansere yakalandığı biliniyor. Kanser ülkemizde kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci ölüm nedeni. Amerika’da 65 yaşın üzerindeki her altı kişiden birisi kanser tanısı almış ve tedavi görmüş durumda. E
rken tanı konulursa meme, prostat, bağırsak ve cilt kanserlerinde çok yüz güldürücü sonuçlar alınıyor. Kanserlerin yüzde 43‘ü tütün, infeksiyonlar ve diyete bağlı gelişebiliyor. 2025 yılında Dünya nüfusunun giderek yaşlandığı da göz önüne alındığında, kanserlerin yüzde 50 artacağı varsayılıyor. Kanserin kelimesinden bile genelde korkarız ve yüksek sesle bile söyleyemeyiz. Oysa kanserler artsa da kanserle yaşam süreleri de arttı. 1970’lerde kanserlilerin sadece yarısı 5 yıllık yaşam süresine ulaşabilirken, şimdi bu oran üçte ikiye yükseldi. Tanı araçlarının, tümör belirteçlerinin gelişmesi, kemoterapi ve radyoterapinin çok daha etken bir şekilde yapılması hep olumlu gelişmeler. Çocukluk çağı lösemilerinden ALL’de 5 yıllık yaşam süresi yüzde 85’i geçti. 70’li yıllarda bu oran sadece yüzde 50’lerdeydi. Sapmalar ve bozulmalar olduğunda görülüyorlar Kanser, hücrelerin normal büyüme, bölünme ve hasarlı olanların onarılmalarında mutasyonlar nedeni ile sapmalar ve bozulmalar olduğunda görülüyor.
Bu bozulmalara en çok neden olanların başında da tütün kullanımı, benzen, akrilamid gibi kimyasal maddeler, yanlış beslenme, çevresel (kimyasal ve elektromanyetik) kirlenmeler geliyor. Aşırı güneş ışığına, UV ışınlara maruz kalmanın cilt kanserlerine neden olduğu da tespit edilmiş durumda. Tüm bu iç ve dış etkenler serbest radikal üretimini artırarak DNA’larımıza zarar veriyorlar. Antioksidanların kullanımının ısrarla önerilmesinin sebebi de bu. Ancak antioksidanların da bilinçli kullanımı şart, aksi takdirde, zararı bizzat onlar oluşturabiliyor. Bu antioksidan dediğimiz maddeler vitaminler, mineraller ve enzimlerden oluşuyor. Kendi bedenimiz de pek çok antioksidan madde üretiyor, ama karşı karşıya olduğumuz zararlı maddeler karşısında her zaman yeterli olmayabiliyor iç-antioksidanlarımız. Güzel ve dengeli bir beslenme ile antioksidanlarımızı meyve ve sebzelerden doğal olarak almaya çalışmalıyız. İnsanoğlu bilimi ne kadar geliştirirse geliştirsin, kişisel zevklerini terbiye etmeyi hâlâ öğrenemediğinden, tütün nedeni ile tetiklenen kanserler hâlâ artışta. Bu tütüne bağlı kanserlerin en çok Asya’da görülmesi ise tütün şirketlerinin izlediği politikalar ile direkt bağlantılı.
Kanser korkusundan, kanser kokusuna geçelim artık isterseniz. İnsanın en sadık dostlarından olan köpekler yıllardır patlayıcı madde aramakta, saklanan uyuşturucuları bulmakta, hatta sahte paraları tanımlamakta kadrolu olarak emniyet teşkilatlarında çalışıyorlar. Aldıkları özel eğitim sonrası karın tokluğuna hiç yüksünmeden görevlerini yerine getiriyorlar. Sevimli köpeklerin kanseri koklayarak tanımlayabildikleri de anlaşıldı... Bu iş için eğitilen köpeklerin kanseri yüzde 88-98 oranında tanıyabilmesi insanı doğanın gücü ve gizemine bir kez daha hayran bırakıyor. Sara ve epilepsiyi hissedebiliyorlar Sahiplerinin sara-epilepsi nöbeti geçirmekte olduğunu da hissedebiliyor köpekler. Sahibini nöbet öncesi, hem de 30-40 dakika öncesinden, havlayarak uyaran, çekiştirip güvenli konuma geçmesini sağlayan eğitimli köpekler de var. Elbette tüm bunlar hep o minik titreşimleri algılayabilen çok hassas duyu organları sayesinde oluyor. O nedenle, depremleri dahi hayvan hareketlerini gözlemleyerek önceden tahmin etme projeleri yürütülüyor. Şimdiye kadar sahiplerinin kanseri nedeni ile davranış değişiklikleri gösteren ve bir şekilde sahiplerini uyaran köpekler ile ilgili pek çok anekdot okumuşsunuzdur. Sahibinin cildinde oluşan bir melanom türü cilt kanserini devamlı koklayıp yalayarak, huzursuzlanarak dikkatini çeken köpeğin hikayesinde olduğu gibi... Bu ısrarlı davranışlar sonunda kontrole giden kadıncağız erken tanı sayesinde kanseri yenebilmiştir. Bu, 1989 yılında Lancet Dergisi’nde yayınlanan ilk çalışmadır. Sahiplerinin cilt kanserine dönüşen benlerini ısırıp koparmaya çalışan köpek hikayeleri de pek çok. Bir başka yaşanmış olayda, evde köpeği ile uyuyan bir kadıncağızın köpeği ısrarla uzunca zaman yatağa gelmemiş, huysuz hareketler sergilemiş, daha sonra rutin kontrol için mamografi çektiren kadında meme kanseri saptanmış, operasyonla memesi alındıktan sonra ise köpek tekrar onunla beraber uyumaya başlamıştır. İşte böyle hikayelerden esinlenen bilim adamları, Kaliforniya’da sağırlar için işiten köpekler yetiştiren bir eğitim merkezindeki altı değişik cinsteki köpeği, kısa bir eğitimden geçirdiler. Mesane kanserli hastaların idrarlarını, akciğer kanserli hastaların nefeslerini koklayan köpekler sonunda çok iyi birer kanser saptayıcısı oldular. Dr. Willis, New Scientist Dergisi’ne yaptığı açıklamada bunun gelecekte erken tanı için kullanılabilecek, üstelik çok da ekonomik bir yöntem, en azından bir tarama testi olabileceğini belirtti.
Hasta böbrek kanseri çıktı Mesane kanseri özellikle 65 yaş üzerindeki erkeklerde ve kadınlardan üç misli daha fazla görülüyor. Tekrarlayabilir olması da hastaların belli aralıklarla sistoskopi -mesaneye idrar yolunda fiberoptik bir bir cihazla girerek görüntüleme- kontrolü yaptırmasını gerektiriyor. Bu deneyler sırasında köpeklerin işaret ettiği bir idrarın sahibinde yapılan araştırmalarda mesane kanseri bulunamadı. Ancak köpeklerden çok etkilenen doktor araştırmasını derinleştirdiğinde hastanın böbrek kanseri olduğu ortaya çıktı. Hatta eğitilen köpekler, belgeselin çekimini yapan bir Japon TV kameramanında akciğer kanserini ve bir köpek eğiticisinde de cilt kanserini bu çalışmalar sırasında onlarla oynaşırken buldular!
Bu çalışmaların sonuçları önümüzdeki aylarda saygın tıp dergilerinde de yayınlanacak. Taze haberler yani... Köpeği olanlar bilirler, idrar kokularını koklamak, kendi imzalarını bırakmak onlar için zaten rutin davranışlar. Köpeğiniz ile sabah yürüyüşüne çıktığınızda hiç bir ağaç dibini koklamadan geçmediğini bilirsiniz. Aynı şeyi kurtların ve başka hayvanların da yaptığını hayvan davranış bilimcileri söylüyor.
Koku alma duyguları o kadar hassas ki, kanserli hücreler nedeni ile oluşan değişik kimyasalları rahatça algılayabiliyorlar. Bir köpeğin duyu keskinliği insanınkinden nerede ise 100 bin kez daha güçlü. Köpeklerin çok sulandırılmış kimyasal maddeleri dahi bulabildiği geçenlerde BBC Televizyonu’nda bir belgeselde gösterildi. Örnek vermek gerekirse bir köpek 100 bin ton patates cipsinin içerisindeki bir çimdik tuzu bile bulabiliyor. Ya da iki milyon elma sepetindeki tek bir çürük elmayı bile fark edebiliyorlar. Bu köpecikler insanın insan olma, başka bir deyişle adam gibi adam olmak özelliğini de koklayabilselerdi, siz nereleri ve kimleri koklatmak isterdiniz? İlk akla gelenler... Belli makamlara gelmeden adayları, vekilleri koklatmak, kızınızı isteyen damat adayını koklatmak, evlenme teklif eden sevgilinizi koklatmak benim ilk aklıma geliverenler. Hatta insan kılığına girmiş, sevgisiz, yüzsüz ve art niyetlileri uygun bir şekilde, uygun yerlerinden ısırmak üzere de eğitirdim bana kalsa...
Köpeklerin bu idrarlardaki aromatik uçucu alken maddelerini koklayarak tanımlayabilmesi ne kadar hoş. Düşünün, yakında üroloji uzmanları sofistike sistoskopların yanısıra birer eğitimli köpeği de yardımcı medikal ekipman gibi kullanabilirler. Üstelik bu sevimli yaratıkların çok daha başka yararları da var. Sonsuz sevgi kaynağı olmalarından tutun, hırsızdan, gasptan koruyucu etkilerine kadar... Bu yöntem, mesane kanserinde idrar koklatarak, akciğer kanserinde nefesi koklatarak, cilt kanserinde ise cildi koklatarak kullanılabilecek. Köpeklerin birkaç hafta ile birkaç ay arasında eğitilebildikleri düşünülürse, çok ekonomik birer tıbbi detektif olacakları kesin. Amerikan Ordusu köpeklere patlayıcı bulma eğitimini üç ayda verebiliyor. Enstitüler, doktorlara yardımcı olacak köpeklerin daha kısa sürede bile eğitilebileceklerini iddia ediyorlar.
Kanseri koklamak üzere geliştirilmiş bir de elektronik burun var aslında.
Roma Üniversitesi’nde geliştirlen bu e-burun akciğer kanserli hastaların nefeslerindeki alken ve benzen türevlerinden oluşan koku moleküllerini tanımlayabiliyor. Aynı şekilde karaciğer kanserinde alifatik asitler, böbrek yetmezliğinde di ve tri-metilaminler e-burun tarafından koklanabiliyor. Belki insanların kanserlerini tespitte e-burunun daha çok geliştirilmesi gerekiyor ama e-burunlar gıda sanayiinde yerlerini aldılar bile. İleri dönem tüberkülozlu hastaların nefeslerindeki koku da bizim edebiyatımıza "gül kokulu nefes olarak" geçmiştir. Ölüm döşeğindeki Nalan’ın nefesindeki gül kokusu, aslında verem basilinin oluşturduğu akciğerindeki kaviteden gelmektedir, eskiler bilirler. Sevgili dostlar, bu e-burunlarda algılayıcılar kuvars kristalleridir. Doğanın bu gizemli taşlarının titreşim frekansları ağırlıkları ile bağlantılıdır. Her bir kuars kristali e-burunda, özel olarak metaloporfirin ile kaplanmıştır ve değişik kimyasal maddeler bu metaloporfirine değişik bölgelerde bağlanarak farklı titreşimler oluşmasına neden olur, böylece değişik kimyasallar bir bilgisayar programı sayesinde tanınabilir.
E-burunu geliştiren Carrado Di Natale, sigara içen geniş kitlelere rutin olarak bronkoskopi yapmanın zor olduğuna ama e-burunun bir tarama testi olarak kullanılabileceğine inanıyor.
Yeni otomobil kokusu Pekçok insanın yeni araba kokusunu sevdiği bilinir. Oysa bu tiner koklamak gibi birşey. Japonya’da yapılan bir araştırmada bu yeni araba kokusunda içlerinde etil-benzen, ksilen, formaldehid ve toluen de olmak üzere 113 çeşit uçucu organik kimyasal madde bulunmuş. Şimdilerde, özellikle Japon araba üreticileri, bu kokuyu azaltmanın, daha doğrusu bu kimyasalları daha çabuk uzaklaştırmanın yollarını arıyorlar. Yoksa özellikle yeni arabalarla çalışanlar ciddi sağlık tehdidi altında. Gelişmiş ülkeler, terör eylemlerinin artması sonucu toksik maddeleri de koklayabilen minyatür casus uçaklar geliştirdiler. Hatta bir bölgeye çıkarma ya da paraşütle indirme yapmadan önce o bölgenin güvenliği önceden bu cihazlarla kontrol ediliyor. Tokyo Metrosu’ndaki zehirli gaz teröründen sonra özel detektörler konusunda çalışmalar arttı. Eskiden madenlere kuş kafesleri ile inilir ve sızan zehirli gazlardan kuşlar öldüğünde, madenciler yukarı çıkma zamanı kazanırdı.
Tüm okuyucularımızın Ramazan Bayramı’nı gerçekten şeker tadında huzurla geçirmeleri dileğiyle kutluyoruz. Okullar da açılacak hemen Ramazan Bayramı ertesinde, çocuklarımıza ve gençlerimize hayırlı bir öğretim yılı ve zihin açıklığı diliyoruz İzmir Life ailesi olarak. |