Ana Sayfa Reklam Abone İletişim
 
Tutku Konuk
 

Uyanıyorum..

   
 

Uyanıyorum, Önceden hiç olmadığım, olmadığım için bilmediğim ama hep düşlediğim bir yerde. Gökyüzünde beyaz beyaz parlayan bir mavi, Tam karşımda heybetli cüssesiyle yükselen bir yeşil, derinden başlayıp taşan uçsuz bucaksız bir turkuaz... Güneşse güneş, dağsa dağ, denizse deniz. Tek tek arasan bu kadarını bulamazsın. Her biri kendi formlarının en güzeli... Yakaladıkları uyum ilk görüşte mest ediyor. Durup nerede olduğunu düşünüyorsun. Burayı hak etmek için ne yaptım? Bitmek bilmeyen telefonlar, egzoz dumanları ve korna çığlıkları arasında geçen hayatıma yaşamak denir mi böylesi dururken? Düştüğüm bu yer hakkında hiçbir şey bilmeden, nasıl oluyor da kendimi yıllardır buraya aitmiş gibi hissediyorum? Güneşe mi yakınım denize mi, yoksa her ikisine de mi? Uzansam elim değer mi dersin?...

Deniz yeşili suladıkça, dağ ona inat yaprakları üstüne asmış güneşte kurutuyor. Bu manzara karşısında gözlerimi kapattığım her an bir kez daha pişman oluyorum. Tatlı esintilerin sarhoşluğu içinde göz kapaklarım ağırlaştıkça ben hafifliyorum. Uyanıyorum. Önceden hiç olmadığım, olmadığım için bilmediğim ama hep düşlediğim bir yerde. Sonsuz gecenin içinde yusyuvarlak bir beyaz, Hemen altından yere kadar inen karanlık bir perde, Ucunda kıyıya vuran ışıklı bir yol... Dolunaysa dolunay, ormansa orman, yakamozsa yakamoz. Rüzgar seslendikçe ağaçlarıyla birlikte kıpırdıyor gizemli dağ. Dolunay ise yol gösterir gibi denizdeki dalgalara. Dalgaların sesi ne kadar yakınsa, yaprakların hışırtısı da o kadar uzak.

Bu duygular içinde yenilenirken sonbahardan söz etmek kolay değil. Alın size yazdan kalma bir eylül yazısı. Şimdi işin yoksa ayıl, bir an önce çalışmaya dön. Bilgisayarını aç, henüz kendin bile karar verememişken uyandığına. Sorumluluklarını belirle, en küçük işlerini bile not al, her şeyin planını yap. Dünyaya boş vermişlik hissi o uzaktaki hamakta kaldı. Şimdi var gücünle mücadele etme zamanı. Üç ay boyunca elde, avuçta, yürekte ne varsa harcayıp tükettin. Artık ruhunu dirence, bedenini soğuğa teslim etme vakti geldi. Yine de severim eylülü. Hüznün en güzel yüzüdür o. Solmuş çehresiyle gidenin ardından çaresiz bakakalan başka hiçbir ay yoktur. Yazı geri getiremeyeceğini bilmesine rağmen her fırsatta yazdan kalma bir gün yaşatmak ister. Kaçınılmaz sonu bile bile yaprak açtırır. Oysa her geçen saat kışa biraz daha yaklaşır. Ne üşüten rüzgârlara, ne de ince ince yağan yağmura sözünü geçirebilir ama yine de güneşi kaçırmamak için elinden geleni yapar. Çoğu zaman doğanın kanununa karşı gelir. İşte bu yüzden eylülün her anı mücadeledir. Kimisi için başlangıçların kimisi için ise bitişlerin ayıdır. Nedendir bilinmez birçok insan kendini yeniden değerlendirmek ister bu mevsimde. Her güzelliğin bir sonu olduğunu ondan daha iyi anlatan bir başka ay yoktur.

Eylül ayı "İzmir Life" dergimiz için hem bitişi hem de başlangıcı ifade ediyor. Bitiş, çünkü yayına başladığı ilk günden beri 9 koca yılı geride bıraktı. Başlangıç, çünkü 10. yaşına basmanın coşkusuyla her geçen gün kendini yenilemeye devam ediyor. İzmirli olmanın büyüsünü ustalıkla sayfalarına taşıyan dergimiz her yaşında yeni okurlarla buluşuyor. Çorbada tuzum varsa ne mutlu bana!
 

 

   Ziyaretçi sayısı:  3020 / 2008433467

Sitede şu anda kişi bulunmaktadır.

info@izmirlife.com.tr | tel. (232) 446 35 09 - 10 | faks (232) 445 73 82

İzmir Life Dergisinin ve web sitesinin isim hakkı Bölge Reklam Geliştirme Hizmetleri'ne aittir ve T.C. yasalarına uygun olarak yayımlanmaktadır.
Dergide ve web sitesinde yayımlanan yazı, fotoğraf ve grafiklerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.

 

host by orbilhost