AĞUSTOS 2020 Bu sayıda sunduğumuz dünya kentlerinden örnekler sanırız ilgi duyan belediye başkanlarına rehber olacak. Eli desen tutan bir kadının, evlerin duvarlarına çizdikleriyle köyünü nasıl cazip hale getirdiğini düşünüyor ve seviniyoruz. Dosyamızda birkaç duvar değil bir semtin boyanmasından ya da bir uzun caddenin, birkaç paralel sokağın boyanmasından ve yeni bir cazibe merkezi yaratılmasından bahsediyoruz. Gelin, bir dünya turuna çıkalım ve bazı kentlerin renkli davetlerine tanık olalım...
BAŞKANLARA RENKLİ DAVETİYEBAŞKANLARA RENKLİ DAVETİYEBelediye başkanlarına İzmir için renkli bir davetiye... Bugün de bir başka öneriyi gündeme getiriyoruz. Sunacağımız dünya kentlerinden örnekler sanırım ilgi duyanlara rehber olacaktır. TMO kulelerinin gri görüntüsünün geride kalması için yapılan boya çalışmasının devamını bekliyorduk ama gelmedi. Şimdilerde duvarlar boyanıyor ve seviniyoruz. Eli desen tutan bir kadının, evlerin duvarlarına çizdiği yerel desenlerle köyünü nasıl cazip hale getirdiğini düşünüyor ve seviniyoruz. Bu sayıda birkaç duvar değil bir semtin boyanmasından ya da bir uzun caddenin, birkaç paralel sokağın boyanmasından ve yeni bir cazibe merkezi yaratılmasından bahsedeceğiz. Gelin, bir dünya turuna çıkalım ve bazı kentlerin renkli davetlerine tanık olalım ve umalım ki İzmir'de birileri çıkar da konuya ilgi duyar... Son söz Her kentin ve her semtin birden fazla hikayesi olabilir. Bunlar ister efsane kaynaklı olsun, ister yerel halk tarafından günümüzde yaratılmış olsun kente büyük zenginlikler katabilir. Orada yaşayanları ve ziyaretçileri mutlu kılabilir. Bu yazıda verdiğimiz örnekler geçmişi ve gelenekleri korumanın ne kadar önemli olduğunu umarız yeterince anlatmıştır. İzmir'in çeşitli semtlerinde hala var olan eski dokunun korunması biraz da o bölgelerin ekonomik kalkınmasına bağlıdır. Yapıcıoğlu, Kako, Yağhaneler, Ballıkuyu gibi eski Türk mahalleleri yeni hikayeler yaratılarak turizm açısından cazip hale getirilebilir. Bu semtlerin başlarına yeni hikayeler yazarak talih kuşu kondurmak belediye başkanlarının ve çalışanlarının en temel görevi değil midir?
BU YAZ BERABERİZBU YAZ BERABERİZPERYÖN Ege Şubesi “Bu Yaz Beraberiz” Projesi ile üniversite gençliğine mentörlük yapıyor. Covid-19 sürecinde staj imkanı bulamayan gençleri iş hayatına hazırlamak, tecrübe kazandırmak amacı ile başlatılan “Bu Yaz Beraberiz” mentee-mentor projesi 47 üniversiteden 150 öğrencinin başvurusu ve 101 eşleştirme ile başladı. 3 aylık bir sürede öğrencilerin birbirinden değerli ve tecrübeli mentörler ile birlikte olacağı proje PERYÖN Ege Şubesi Başkanı Serdar Kalaycıoğlu, Proje Koordinatörü Pelin Gürses ve EMCC Dünya Başkanı Dr. Rıza Kadılar’ın katıldığı çevrimiçi toplantı ile tanıtıldı. Proje hakkında bilgi veren Serdar Kalaycıoğlu “Projemizde, çalışma hayatında da giderek etkinliği artan dijital platformlar üzerinden yapılacak birebir mentörlük programı ile öğrencilerimizin iş hayatına atılma aşamalarına, mesleki ve kişisel gelişimlerine katkıda bulunmayı ve pandemi sürecinde yaşadıkları olumsuzlukları bir nebze de olsa ortadan kaldırmayı amaçladık. Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarını kapsayacak şekilde toplamda 3 ay sürmesi planlanan projemiz için Mentee ve mentörlerimiz belirlenen proje zamanı içerisinde en az 3 kez dijital platformlar ile bir araya gelecekler, görüşme sayısı tarafların talebi durumunda artabilecek" dedi. Tanıtım toplantısına katılan EMCC Dünya Başkanı Dr. Rıza Kadılar’da projede nelere dikkat edilmesi gerektiğini, nasıl başarılı olunabileceğini ve işin asıl önemli tarafının bunun bir gönüllülük projesi olduğunu ve gizliliğin şart olduğuna vurgu yaptı.
AGROBAYAGROBAYAgrobay Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şentürk: "Çiftçi, ülkenin ihtiyaçlarına göre plan dahilinde üretim yapmalı ve devletini daima yanında hissetmeli." Yenilenebilir enerji kaynaklarından biri olmasına rağmen, bilinçsiz kullanım ile belli bölgelerdeki rezervlerini tüketmeyi başardığımız(!) jeotermal su, sahip çıkmamız gereken zenginliklerimizin başında geliyor aslında. Özellikle tarımda yüksek verimliliğiyle öne çıkan seracılık sektörü için müthiş fırsatlar sunuyor. İşte size hemen “burnumuzun dibinden” bir örnek.. Bilimsel uygulamaları ile Türk tarımında yeni dönemin ilk ve en önemli aktörlerinden biri olarak öne çıkan Agrobay Seracılık. Bergama ile Dikili’nin tam ortasında kurulmuş, jeotermalle ısıtılan 600 dönüm serasıyla “Avrupa’nın en büyüğü” unvanını elinde bulunduran örnek bir girişim burası. İnşaat sektöründeki etkin bir ailenin “tesadüfle” başlayan ilginç yatırım öyküsünü, sektördeki teknoloji ihtiyacını, Türkiye’de üreticinin önünü tıkayan çarpık modeli, devlet desteklerinin püf noktasını, tarımsal gıdada ilaç kalıntısı tehdidini, kalıntı nedeniyle sınırdan geri çevrilen TIR’ların akıbetini ve ilginizi çekecek daha pek çoğunu, Agrobay Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şentürk ile konuştuk.
KOYUNCUOĞLU AİLESİKOYUNCUOĞLU AİLESİKoyun derileri para edince, et işine girdiler Koyuncuoğlu Ailesi İzmir'in bir numaralı et müteahhidi idiler. Soyadları bile böyle belirlenmişti. Otomotiv lastik bayiliği, akaryakıt ve turizm gibi sektörlerde de boy gösterdiler; ama en çok "ilklerdeydi" adları. Türkiye'deki ilk rent a car firmasını kuran da onlardı, ilk zeytin fidanı ihracatını yapan da. Konak Pier, Buca Atlı spor Kulübü, daha bir sürü dernek ve kuruluşta hep Koyuncuoğlu imzası vardı. Suphi Koyuncuoğlu, tütün almak için Akhisar'a giderken ailesinin hayatına yön vereceğini biliyor muydu acaba? Kendisi bir yandan eniştesinin bakkal dükkanında çalışır, bir yandan da tütün alıp satardı. İbrahim Karagözoğlu ile Akhisar'a gittikleri gün, otlayan koyunlara takıldı gözü. Arkadaşına dönüp, "Hadi üç koyun alalım da, köylülere ziyafet verelim" dedi. O akşam köyde koyunlar kesildi, etler pişirildi. Ama Suphi Bey koyunların derilerini atmamış, satmıştı. Derilerden aldığı para ise, koyunlara ödediği paradan daha çoktu. O zaman anladı, bu işte para olduğunu. Ailenin hayvancılık serüveni de işte böyle başladı. Suphi Bey, bundan sonra İzmir'in bir numaralı et müteahhidi olacak, kentte ne kadar hastane, okul ve şirket varsa, onların et ihtiyacını karşılayacaktı. Zamanla hayvancılık konusunda daha da ilerleyecek, Yunanistan, Malta, Ürdün ve pek çok Arap ülkesine ihracat yapacaktı. Soyadları bile böyle belirlenecekti ailenin...
ORGANİKTE HİBRİT FUARORGANİKTE HİBRİT FUAROrganikte hibrit fuar dönemi Organik sektörü hem fiziksel hem de online ziyaretçiyi bir arada ağırlayacak hibrit fuarın görüşmelerine başladı. Aynı zamanda İZFAŞ ve dünyanın en büyük organik fuarı Biofach’ın iş birliği de gündemde. Şubat ayında düzenlenen Biofach-Nürnberg Fuarı’nda katılımcı olarak yer alan firmalar, Organik Ürünler Kurulu, organik ürün ihracatı yapan üyeler, İZFAŞ ve Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği temsilcilerinin katılımlarıyla 2020 ve 2021 yıllarında yapılması planlanan Ekoloji Fuarlarıyla ilgili atılacak adımlar konuşuldu. Türkiye’nin gıdaya hakim bir ülke olduğunu söyleyen Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Birol Celep, EİB’in ekolojik üretimin en önemli temsilcilerinden biri olduğunu, Türkiye’nin organik ürün ihracatının yüzde 75’ini gerçekleştirdiğini anlattı. Organik Ağ kuruluyor Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği Başkanı Prof. Dr. Uygun Aksoy ise organik hareketin daha aktif ve bütünleşik olarak bir arada olmasını desteklediklerini açıklayarak “Türkiye'de organik sektöründe faaliyet gösteren dernekler bir ağ oluşturmak için girişim başlattık. Organik üreticilerin, sertifikalı üreticilerin katılmaları önemli. Kümelenme çalışmalarına ağırlık verilmeli” dedi. Maksimum teşvik minimum maliyet İZFAŞ Genel Müdürü Canan Karaosmanoğlu Alıcı, 1 Eylül sonrasında pandemi kuralları çerçevesinde kapalı alanlarda fuarların yapılabileceğini, 2021 Nisan-Mayıs gibi Türkiye’nin tek sertifikalı organik ürün fuarı olan Ekoloji Fuarı’nın kapılarını açmaya hazırlandığını belirterek; “Hem fiziksel hem dijital gerçekleşecek hibrit fuarın organik markalaşmada İzmir’e çağ atlatacağını düşünüyoruz. Dünya organik sektörünün en büyük buluşmalarından biri olan Biofach ile iş birliği de gündemimizde. Biofach Fuarı’nın Şubat ayı gibi gerçekleşeceğini öngörüyoruz” dedi.
CAHİDE ALAÇATI Ayın MekanıCAHİDE ALAÇATICahide Alaçatı Şehmus Şerbetci ve İzzet Çapa ortaklığında bu yaz ikinci sezonuna merhaba diyen Cahide Alaçatı, bu sezon pandemi kurallarına göre yeniden dizayn edildi. Hem misafirlerin, hem de çalışanların sağlığı açısından gerekli tüm önlemlerin alındığı Cahide Alaçatı’da risksiz ve sağlıklı bir eğlence sunuluyor. Ana kapıdan girip o cıvıl cıvıl kelebekli yoldan yürüdükten sonra, yani eğlence dünyasına adım atmadan önce mekana özel olarak yapılan dezenfektan makinesinden geçiyorsunuz. Bu makine ateşinizi ölçüyor. Maske uyarısında bulunuyor. Sizi baştan aşağıya dezenfekte ediyor. Dezenfekte olarak içeri girip oturduğunuz masalarda sizi özel bir kutu karşılıyor. El değmeden hazırlanan kutularda yer alan malzemelerle kendi servisinizi kendiniz açıyor ve son derece sağlıklı bir şekilde gönül rahatlığıyla gecenin startını verebiliyorsunuz. Sonrası bildiğiniz Cahide... Dev show kadrosu ve göz kamaştıran şovlarıyla klasikleşen mekanda lezzetleri de geri plana atmak imkansız. Özellikle bu yaz menüye eklenenlerden “Babamın Rakı Mezesi, Ananas Yatağında Çıtır Karides, Midyeli Pilav, Köz Patlıcanlı Ravyoli ve Egzotik Sütlaç” çok iddialı ve mutlaka denenmeli. Dünyanın en büyük şovlarında kullanılan ghost perde ve mapping teknolojisi Cahide Alaçatı’da kullanılıyor. Ghost perde üstünde özel çekilen görsel şovlar arka plandaki led ekranların ile dünya standartlarında bir görsel şova dönüşüyor. Girişte yerde uçan kelebek görsellerine basarak içeri giriyorsunuz. Mekandaki dev ağaçların üstüne kimi zaman koşan bir zürafa görebilirsiniz kimi zaman ise renk renk kelebekler uçuşuyor. Bekarlığa veda, evlilik yıldönümü ve doğum günü gibi özel günlerinde vazgeçilmez kutlama mekanı olma özelliğini de sürdürüyor. Hatta doğum günü kutlamaları pasta masanıza şov ekibi tarafından getirilirken dev perdede hazırlanan video ile yeni yaşınızı kutluyorsunuz. Kına gecesi ve bekarlığa veda kutlamasını özel sürpriz şov ile sahnede arkadaşları ile kutluyor gelin adayları Cahide Alaçatı Kemalpaşa Caddesi 76, Alaçatı www.cahidealacati.com Telefon 232.729 9990 www.instagram.com/cahidealacati www.facebook.com/cahidealacati https://twitter.com/cahidealacati Web: CAHİDE ALAÇATI
KÜÇÜKKÖYKÜÇÜKKÖYOrada bir köy var uzakta şarkısını mırıldanmaya başladım. Köy hem uzak değil, yakın, hem de bizim köyümüz, gidebiliriz, butik otellerde kalabiliriz, Boşnak böreklerinin tadını çıkarıp, Arnavut kaldırımlı taş sokaklarında yüz yıllar öncesinin ruhunu hissedebiliriz. Kesme taşlı sokakları, Arnavut kaldırımları, kırmızı kiremitli çatıları, güler yüzlü insanlarıyla Kuzey Ege’nin nostaljik beldesi Küçükköy. Balkanlar'dan yıllar önce göçle gelen insanlar tarafından kurulmuş. Alaçatı görünümlü sokaklarına, sanat, kültür, edebiyat, heykel, el sanatları ve efsane Boşnak böreği serpilmiş gibi. Küçükköylüler göçtükleri yerlerden et, ot ve hamurdan oluşan zengin bir mutfak getirmiş buraya.
AUBRY DE LA MOTRAYEAUBRY DE LA MOTRAYEAubry de La Motraye (1699) 6 Ocak 1699 günü uygun bir rüzgâr çıkınca, İzmir körfezinin girişini koruyan kalenin [Sancakkale/Yenikale] önünden geçtik ve beş top atışıyla selamladık. Söz konusu kale sadece iki burçla takviye edilmişti, su seviyesinde ateş açabilen on sekiz büyük topa sahipti. Körfezin ortasında rüzgâr kesilince, bütün bir gece olduğumuz yerde beklemek zorunda kaldık ama ertesi gün öğleden önce karadan esen küçük bir rüzgârın yardımı ve bizi yedeğine alan büyük bir şalupanın çekmesiyle İzmir körfezini aşabildik. İzmir limanı bir hayli büyük bir liman, aynı anda yüz kadar savaş gemisinin demirlemiş olmasının yanı sıra, limanın her tarafında ticari gemiler görülüyor. Limanı çevreleyen kıyılar doğal dalga kıran işlevi görüyor, limanı fırtınalara karşı koruyorlar. Tüccarlar, nasıl barış zamanı İngiltere’den Türkiye’ye gönderilen mektupları Marsilya üzerinden, ya da savaş zamanında Viyana üzerinden kolaylıkla alıyorlarsa, ellerine aynı şekilde kısa bir sürede ulaşan mektuplarını görünce çok şaşırdılar, pek hoşlarına gitti. Kaptanımız bu tüccarlara bu kadar uzun bir yolda her hangi bir kestirme bulunmadığını, rüzgârın kesilmesi gibi sürprizlerle karşılaşmamış olsaydık otuz günden daha kısa bir sürede gelmiş olabileceğimizi söyledi.
LOKOMOTİF 56548LOKOMOTİF 56548Türkiye’nin tek işler buharlı lokomotifi 56548 Türkiye’de ilk demiryolu 19.yüzyılın ortalarında İzmir - Aydın arasında hizmete girdi. İnsan ve yük taşımacılığında kullanılan buharlı lokomotifler modern lokomotiflerin devreye girmesiyle emekliye ayrılıp müzelerde yerlerini aldılar. Türkiye’de halen işler halde olan 56548 numaralı buharlı lokomotif günümüzde nostaljik gezilerde, reklam, film ve klip çalışmalarında kullanılıyor. Doktor vagonu belgeseliyle 2018 yılı ”Tarihe saygı yerel koruma ödülünü” kazanan fotoğrafçı dostlarım Zafer Gazi Tunalı ve Atilla Özdemir’le birlikte lokomotifin emektar makinistleriyle görüşmek için Alsancak Garı’na gittim. Tarihi peronda lokomotifin arkasına bağlı yolcu vagonlarının pencerelerinden el sallayanları, eski yılların kıyafetleri içinde rolünü oynamak için sırasını bekleyen tanıdık oyuncuları görünce bir film setinde olduğumu anladım. Set amirine neden burada bulunduğumu anlatmaya çalışırken, makinist yardımcısı Veysel Altun beni Türkiye’de buharlı lokomotif kullanabilen 40 yıllık makinist Naci Akdağ ve Hasan Hüseyin Koca ile buluşturdu. Naci Akdağ’ın “Ceylanım” adını verdiği lokomotif 2. Dünya Savaşı yıllarında (1942) Almanya’da Henschel fabrikasında soğuk iklim şartlarına göre imal edilmiş. Lokomotifin markizleri yani makinist ve ateşçinin bulunduğu yer kapalı olarak tasarlanmış. Su ve kömür ikmali yapıldıktan sonra ağırlığı yaklaşık 150 ton olan lokomotif aynı hızla ileri geri manevra yapabilecek özellikte. Buharının bir kısmını tekrar suya dönüştüren sisteme sahip lokomotiften Türkiye’ye o yıllarda 53 adet gelmiş. Üzerindeki tabelada yazılı olan 56548 sayısının açılımına gelince, 5 çeker teker sayısını, 6 toplam teker sayısını, 5 makinenin tipini 48 makinenin sıra numarasını gösteriyor. Usta makinistlere, günümüzde kullanılmayan TCDD müzelerinde sergilenen ve olası kazaları önlemek için hatçıların hat boyunca tespit ettikleri arızayı arkadan gelen trene bildirmek için kullandığı kestane fişeklerini sordum. “Evet, o döneme yetiştik, hatçılar kestane fişeklerini arızalı rayın elli metre uzağına iki sağına birde soluna takar, üzerinden geçip fişekler patlayınca anında fren yapıp treni durdururduk” dediler.
SLOW FOODSLOW FOODSLOW FOOD- ÇEVRİMİÇİ TERRA MADRE’YE DOĞRU Yiyeceklerin siyasi sınırları yoktur: kökleri vardır Bugün yediğimiz yiyecekler, korumacılığın değil, dünyanın dört bir yanındaki insanlar arasındaki binlerce yıllık değişimin sonucudur Temmuz 2020’deki yazımızı “Terra Madre İlkelerini gelecek ay da yazmaya devam edeceğim” diye tamamlamıştım... Aradan bir ay kadar süre geçti. Bu yazıyı kaleme almak için 23 Temmuz’u bekledim. Çünkü; Mart ayından beri dünya Covid-19 salgını ve ardından gelen ekonomik krize odaklanmış durumda. Açlık kapımızda… Ama yine de karşılaştığımız gerçek varoluşsal tehdit, devam eden iklim ve çevre krizidir, bu da diğer ikisini büyük ölçüde büyütür. Pandemi boyunca yazdığım tüm köşe yazılarında "insan yaşamının her yönünü etkilediği için en büyük krize birlikte tepki vermeli ve yüzleşmeliyiz" dedim. Bunu da kişisel sağlığımız, toplumumuz, ekonomimiz ve tüm gezegenin ekolojisi için istedim. Soru çok: Herkes için iyi, temiz ve adil yiyecekleri garanti ederek gezegeni beslemek nasıl mümkün olabilir? Doğal sermayemizi aşındırarak sosyal ve çevresel felaketler yaratan bir kalkınma modelini tersine çevirmek için ne yapabiliriz? Salgın sadece bir sağlık krizi değildir, aynı zamanda bir gıda krizidir de. Dünyadaki gıda sistemi, küresel sağlık acil durumundan derinden etkilenmiştir. Gıda arzı ve gıda talebi üzerindeki etkilerin gıda güvenliğinin dört temel direği üzerinde ciddi sonuçları vardır: bulunabilirlik, erişim, kullanım ve istikrar. Yaşadığımız durum pek çok açıdan benzeri görülmemişken, diğerleri için uzun zamandır bildiklerimizi vurguladı. Covid-19 bizi yeniden daha geniş çevre krizinin, gezegeni günden güne daha kırılgan hale getiren ve kendi zayıflıklarımızı ortaya koyan halimizle yüzleştirdi. Sadece krize doğru yaklaşımı uygulayarak, hemen ve doğru araçlarla hareket etmek rotayı değiştirebilecek ve yeni bir gelişme modeline geçebilecek ve insanlık ile doğanın geri kalanı arasındaki ilişkiyi geliştirebilecektir. Bunu bize çoook iyi bir şekilde öğretti.
DR. ALBERT ECKSTEİNDR. ALBERT ECKSTEİNDoktor Albert Eckstein ve bozkırın çocukları 1960 yılı Mart ayının son günlerinde Ramazan Bayramı kutlanacaktı. O yıllarda Kocakapı Mahallesinde yaşayan çocukların ancak bayram öncesinde yeni giysileri ve ayakkabıları olurdu. Annesi ayakkabı almaya gideceklerini söyleyince, dünyalar 1,5 yaşındaki çocuğun olmuştu. Evlerinden çıkarken annesinin ve anneannesinin ellerinden tutarak ortalarında yürümüş, Kemeraltı Çarşısı'na doğru yönelmişlerdi. Vitrinlerdeki çeşit çeşit ayakkabılar göz kamaştırıyordu. Fakat ayak sırtlarının şiş olması nedeniyle çocuğa uygun bir ayakkabı bulunamamıştı. Annesinin “Ayağındaki şişlik inince birkaç gün sonra tekrar geliriz” diyerek, oğlunu avutmaya çalışması boşunaydı. Gözü yaşlı çocuğun tüm hayalleri yıkılmıştı. Sonraki günlerde çocuğun yüzü ve bacakları da şişmeye başlamıştı. Mahallede muayenehanesini yeni açmış bir pratisyen doktor, çocuğun Dr. Selahattin Tekand veya Dr. Sabiha Cura’ya götürülmesini önermişti. Çocuğu her iki doktor da değerlendirmiş, böbrek hastalığı teşhisi koymuşlardı. O yıllarda ülkemizde pek kolay bulunmayan “ACTH” ve “Periston N” isimli ilaçlarla tedaviye başlanmış, hastalık 2 yıl süreyle takip edilmişti. Bu küçük çocuk yıllar sonra Prof. Dr Sabiha Cura Özgür’ün Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrencisi olmuştu. Prof. Dr. Selahattin Tekand ve Prof. Dr. Sabiha Cura’nın hocası 2003 yılında Prof. Dr. Nejat Akar tarafından kaleme alınmış, “Anadolu’da Bir Çocuk Doktoru Ord. Prof. Dr. Albert Eckstein” isimli kitabı okuyunca; Dr. Albert Eckstein’ın Tekand ve Cura’nın hocası olduğunu öğrenmiştim. “Bozkır Çocuklarına Bir Umut Dr. Albert Eckstein”, Prof. Dr. Nejat Akar’ın 2008’de basılan bir diğer kitabının adıdır. Dr. Refik Saydam ve Dr. Albert Eckstein Nazi Almanya’sından 1935’de kaçmak zorunda kalan Yahudi inançlı Dr. Albert Eckstein’ı Türkiye’ye davet eden zamanın sağlık bakanı Dr. Refik Saydam’dı. Bilindiği gibi Dr. Refik Saydam 27 Mayıs 1928'de kendi adıyla anılan Hıfzıssıhha Enstitüsünü kuran, ileri görüşlü bir kişiydi. Dr Eckstein’ı seçmesinin de çok doğru bir karar olduğu kısa süre sonra ortaya çıkacaktı. Genç Cumhuriyetin yöneticileri sıtma, verem, trahom, frengi ile mücadelenin yanında çocuk sağlığının da ülkenin geleceği için çok önemli olduğunu saptamışlardı. Osmanlı döneminde doğan çocukların yaklaşık yarısının ölmesi, sağlık sisteminin ve beslenmenin ne kadar yetersiz olduğunu gösteriyordu. Dr. Refik Saydam, Dr. Albert Eckstein’ın öncelikle Anadolu’yu karış karış gezmesini ve Türkiye’de çocuk sağlığı ve hastalıkları konusunda bir rapor hazırlamasını istemişti. Eckstein, yanına Dr. Selahattin Tekand’ı da alarak bu görevi en iyi şekilde yerine getirmişti. Raporunu “Süt çocuğu ölümünün azlığından dolayı memleketi tebrik ederim” sözüyle tamamlamıştı. Ülkemizde bebek ölüm oranı sürekli düşerek 2018 yılında binde 9,2 olmuştur. Bu oran bile gelişmiş batı ülkelerinin iki katıdır.
METİN GÜLTEPEMETİN GÜLTEPEİşbir Holding CEO'su Metin Gültepe: "Türkiye yatak sektöründe dünyanın büyük üreticileri arasında ve ihracat hacmi olarak dünyanın en büyük 11. üreticisi konumunda...". İnsanoğlu yaşamının yaklaşık üçte birini uykuda geçiriyor. İyi bir uyku sağlık açısından da önemli bir yere sahip. Bu ayın ekonomi sohbetinde 1968 yılında gurbetçi işçilerin yaptığı güç birliği ile kurulan dev bir sanayi kuruluşunun tepe yöneticisi ile buluştuk. Hammadde üreten bir fabrikadan son tüketiciye de ulaşan dev bir kuruluş haline gelen İşbir Holding CEO'su Metin Gültepe ile bu gelişmeyi konuştuk.
KETEN TOHUMUKETEN TOHUMUKeten tohumu küçük ama sağlık dolu Keten tohumu Türkiye'de daha çok kabızlıkta, menapoz belirtilerinin azalmasında ve yapısal destek olarak kullanılıyor. Keten yağının hormona benzediğine dikkat çekiyor uzmanlar, aynı zamanda iltihap baskılamada ve alerjilerde, kalp damar sorunlarında ve yapısal destek olarak kullanıldığı ve yüzde 15 oranında kolesterolü düşürme özelliği olduğu vurgulanıyor.
OSMAN SEZENEROSMAN SEZENEROsman Sezener, hayallerini "Od Urla"da gerçekleştirdi. Hepimiz sevdiğimiz bir işimiz olsun isteriz. Ülkemizdeki ekonomik sorunlar gençlerimizi hayatın içinde savuruyor ve belki de hiç yapmak istemedikleri işlerle karşılaştırıyor. Bu ay; "Aşçılık özveri, çalışma isteği ve tutku olmadan yapılamayacak, sevdikçe okuyup araştırıp deneyip kendinizi geliştirebileceğiniz bir meslek" diyen ve işine aşk ile bağlı genç bir aşçı ile tanıştırıyoruz sizleri... Osman Sezener ile hayallerini gerçekleştirdiği yeni mekanı Od Urla'da konuştuk.
GÜROL TONBULGÜROL TONBULTiyatro oyuncusu, yönetmeni ve eğitmeni. Gürol Tonbul Tiyatro eğitimini İzmir Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü Oyunculuk dalında yaptı ve tiyatro yüksek lisansını tamamladı. Hürriyet Çocuk Tiyatrosu’nda ve Milliyet Dost Çocuk Tiyatrosu'nda oyuncu olarak çalıştı. 1983 yılında açılan sınavı kazanarak Adana Devlet Tiyatrosu'nda göreve başladı. Ankara, İzmir, Bursa Devlet Tiyatrolarında çalıştı. Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda müdürlük ve sanat yönetmenliği yaptı. Alman Nemo'nun mimik atölyesine, oyuncu ve yönetmen Chris Harris'in Commedia Dell Arte oyunculuk atölyesine ve Theatre Un De Ruhr oyunculuk atölyesine katıldı. Çok sayıda ses ve beden çalışmasında bulundu. Yönetmen Malcolm Keith Kay'ın kurduğu International Theatre Company topluluğunda çalıştı. 1986 yılında tiyatro eğitmenliğine soyundu. Üniversitelerin tiyatro bölümlerinde oyunculuk, mimik, rol, konuşma sanatı, ritim ve beden, oyunculuk geliştirme ve makyaj dersleri verdi.
MARİA CALLASMARİA CALLASTüm yaşamı tutkularının tragedyasıydı Maria Callas Şöyle ya da böyle herkes kendine bir hayat kurar. Asıl önemli olan öğrenmekle, araştırmakla, düşünmekle beslenerek gelişip zenginleşen bir zihin hayatı, bir iç değerler dünyası kurabilmek değil midir? Elbette her insansın kendine ait bir dünyası var. Ama insanların kaçı kendilerini zenginleştirici bir hayat kurabilmiştir? Kendilerini zenginleştiren kişilere özel bir saygı duyarım. Sanatçılar benim için bu kategoride yer alan kişilerdir. Beni heyecanlandıran, şaşırtan, hayran bırakan, yeni esinler, ümitler uyandıran kişilerdir onlar. Bazı sanatçıları kutsarız. Onların kendi çabaları ile geldikleri nokta hepimizi büyüler. Değerlerinin bilinmiş olması onlar için hiç kuşkusuz çok önemlidir. Bu sanatçılardan biri operanın divası Maria Callas’tır. Kocaman siyah gözleri, çıkık elmacık kemikleri, hüzünlü ama mağrur ifadesi ve son derece teatral yüzü ile trajik opera kahramanlarını canlandırmak için yaratılmış gibidir. Fırtınalı bir yaşam öyküsü olan ünlü sopranonun hayatı 1997 yılında Türkiye’de sahnelenmişti. Callas'ın son yıllarına odaklanan Terence Mcnally'nin “Ustalar Sınıfı” oyununu ilk kez İstanbul Tiyatro Festivali'nde Yıldız Kenter’den izlemiştim. Oyun Devlet Tiyatrolarının repertuarlarına da alınmış, bu kez Maria Callas’ı Ayten Gökçer canlandırmıştı. Yıldız Kenter Maria Callas rolüyle, 1998’de Ankara Sanat Kurumu tarafından “Yılın Kadın Sanatçısı” seçilmişti. Her iki oyuncu da birikimlerini en ince ayrıntısına kadar bu oyunda sergilemişlerdi. Her iki sanatçıyı da Maria Callas rolünde izlerken sanatın, sanatçının yaratma zenginliğine bir kez daha büyülenmiştim. Her sanatçı tiyatro metnine kattığı yorumlarla değişik bir boyut kazandırmıştı ünlü Diva’ya... Yaşamının ana çizgilerini bildiğiniz, müziğini dinlediğiniz bir Diva’nın sahnede canlandırılması zor bir işti. “Ustalar Sınıfı”nı sahneye koyan Cüneyt Gökçer, ‘‘Maria Callas ve anımsattıkları’’ yazısında şöyle diyordu: ‘‘Bütün yaşamı tutkularının tragedyasıydı.’’ Belki de bu yorum sanatına tutkulu tüm sanatçılar için geçerli. Tüm usta sanatçıların hayatları gelgitler içinde, ruh çelişkilerinin eşiğinde gerçekleşmez mi? Maria Callas ünlü bir sopranoydu. 1950’li yıllarda sahneye çıkmış, başarıları ard arda gelmişti. Başardıkça şımarmış, dünya hırçın, demir iradeli, kimi zaman tutkusunun bataklığında çırpınan bir sanatçıyla tanışmıştı. Oysa o ne kadar başarılı olursa olsun, gönlünde acıları, sevdaları, umutları taşıyordu. Tüm gücü ve güçsüzlüğü ile yaşamı ve yaşadıklarını içinde hissetmişti. Her şey hissetmesinde saklıydı; “orada neler oluyor” dedirtiyordu. Sanat tutkusunun peşinden sürüklenen, kimi kez üsten bakan, öğrencilerini küçümseyen, kendisiyle mukayese eden bir öğretmen vardı karşımızda. ABD’de Juilliard School’da verdiği masterclass, öğretmenlik yıllarına gidersek. Sahnelere alışık olan bu kadın, bu kez öğrenci yetiştiriyordu. 1968 yılında Yunanlı armatör Aristotle Onassis’le yaşadığı aşk bitmişti. Zengin armatör aniden ilişkilerine son vermiş suikasta kurban gitmiş ABD başkanı John F. Kennedy’nin dul eşi Jacqueline Kennedy ile evlenmişti. Jacqueline Kennedy 20. yüzyılın en çarpıcı, en etkileyici ve en medyatik “First Lady”si olmuştu. Fotojenik güzelliği, ağırbaşlılığı ve gizemli kişiliğiyle, giyimiyle stil ikonu olmuş, zengin ve gelişmiş ülkelerde burjuvazi kadınlarınca örnek alınmıştı.
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
Güncel sayıya göz atın
AYIN MEKANLARI AĞUSTOS 2020 CAHİDE ALAÇATI

Cahide Alaçatı Şehmus Şerbetci ve İzzet Çapa ortaklığında bu yaz ikinci sezonuna merhaba diyen Cahide Alaçatı, bu sezon pandemi kurallarına göre yeniden dizayn edildi. Hem misafirlerin, hem de çalışanların sağlığı açısından gerekli tüm önlemlerin alındığı Cahide Alaçatı’da risksiz ve sağlıklı bir eğlence sunuluyor. Ana kapıdan girip o cıvıl cıvıl kelebekli yoldan yürüdükten sonra, yani eğlence dünyasına adım atmadan önce mekana özel olarak yapılan dezenfektan makinesinden geçiyorsunuz. Bu makine ateşinizi ölçüyor. Maske uyarısında bulunuyor. Sizi baştan aşağıya dezenfekte ediyor. Dezenfekte olarak içeri girip oturduğunuz masalarda sizi özel bir kutu karşılıyor. El değmeden hazırlanan kutularda yer alan malzemelerle kendi servisinizi kendiniz açıyor ve son derece sağlıklı bir şekilde gönül rahatlığıyla gecenin startını verebiliyorsunuz. Sonrası bildiğiniz Cahide... Dev show kadrosu ve göz kamaştıran şovlarıyla klasikleşen mekanda lezzetleri de geri plana atmak imkansız. Özellikle bu yaz menüye eklenenlerden “Babamın Rakı Mezesi, Ananas Yatağında Çıtır Karides, Midyeli Pilav, Köz Patlıcanlı Ravyoli ve Egzotik Sütlaç” çok iddialı ve mutlaka denenmeli. Dünyanın en büyük şovlarında kullanılan ghost perde ve mapping teknolojisi Cahide Alaçatı’da kullanılıyor. Ghost perde üstünde özel çekilen görsel şovlar arka plandaki led ekranların ile dünya standartlarında bir görsel şova dönüşüyor. Girişte yerde uçan kelebek görsellerine basarak içeri giriyorsunuz. Mekandaki dev ağaçların üstüne kimi zaman koşan bir zürafa görebilirsiniz kimi zaman ise renk renk kelebekler uçuşuyor. Bekarlığa veda, evlilik yıldönümü ve doğum günü gibi özel günlerinde vazgeçilmez kutlama mekanı olma özelliğini de sürdürüyor. Hatta doğum günü kutlamaları pasta masanıza şov ekibi tarafından getirilirken dev perdede hazırlanan video ile yeni yaşınızı kutluyorsunuz. Kına gecesi ve bekarlığa veda kutlamasını özel sürpriz şov ile sahnede arkadaşları ile kutluyor gelin adayları Cahide Alaçatı Kemalpaşa Caddesi 76, Alaçatı www.cahidealacati.com Telefon 232.729 9990 www.instagram.com/cahidealacati www.facebook.com/cahidealacati https://twitter.com/cahidealacati CAHİDE ALAÇATI

zala balayage hair extensions balmain hair extensions clip in hair extensions uk best hair mask for fine hair how to make a ponytail wig cap hair extensions uk tresemme hair dryer boots black bridesmaids hairstyles hair extensions selena gomez hair clips 2018 vine mink brazilian hair 9a real hair wigs uk