EYLUL2018 Prof. Dr. Levent Kırılmaz
Sevgi
Evrendeki başlıca yasa sevgi yasasıdır. Her şey bu yasanın içinde var olur ve ondan yaratılır. Sevgi sadece bir eylem değildir, aynı zamanda bir varoluş halidir. Sevgi birçok kişi tarafından şimdiye kadar yanlış yorumlanmış ve yanlış anlaşılmıştır. Sevgi, olanı tümüyle ve tam olarak kabul etmektir. Sevgi, nasılsanız öyle olmasına izin vermek ve aynı hakkı herkese tanımaktır. Evrenin deneyim yoluyla gelişebilmesi için “izin vermek” ya da “sevgi” gereklidir. Hepimiz tam ve mutlak özgür iradeye sahibiz. Özgür irade, sevginin doğal sonucudur. Sevgi bir mıknatıs gibidir, sizi kendine doğru çeker ve sizin içinizde büyür. Hepimizin içinde bir “sevgi iradesi” vardır. Evrenin gerçek doğası budur. Bu irade hepimizi otomatik olarak sevmek, izin vermek haline doğru çeker. Ona sahip değilmiş ve o yokmuş gibi davranabilsek de, bu sevgi iradesini yadsıyamaz, ona direnemez ve ondan kaçamayız. Hatta bazen sevgiden yoksun görünebilecek bir realiteyi ya da hisleri de deneyimleriz hayatta. Bu Evrenin bir oyunudur. Sevgiye ulaşmanın, sevgiye dönüşün birçok farklı yolunu deneyimleyerek tekâmül yolunda ilerlemek te mümkündür. Evren bu sevgisizlik deneyimini, karanlık deneyimini, ayrılık deneyimini tamamen “sevgi” uğruna yapar. Bu karanlığın içine ne kadar girdiğiniz önemli değildir. Çünkü daima eninde sonunda yuvaya, sevgiye çekileceksinizdir. Bu en büyük gerçektir. Her şey sevgidir. Her eylem, her varlık sevgidir, çünkü bu tüm yaradılışın temelidir. Sevgi hepimizin yüksek amacımızın bir parçasıdır, tüm yaratımın temelidir ve ilk prensiptir. Onsuz kalbinizin arzularını yaratamazsınız. İnsanın hem dünya ile bir olmasını sağlayan, hem de aynı anda ondaki bütünsellik ve bireysellik duygusunu tatmin eden tek eğilim Sevgidir. Kişinin mutluluğu, gelişmeyi ve özgürlüğü arzulaması, tek bir kaynaktan, sevgi pınarından beslenir. Yardımseverlik, saygı ve sorumluluk duygusu gibi insanı geliştiren diğer özelliklerin kökeninde de yine sevme yeteneği yatar. Üretici bir biçimde seven bir kimse, kendini de sever. Yalnızca başkalarını seven bir kimse ise, aslında hiç kimseyi sevmiyor demektir. Sevginin aktif karakterinin en genel tanımını, onun bir “almak” değil “vermek” eylemi olduğunu söyleyerek yapabiliriz. İnsan, dünyada tek başına ve onun kaderine ilgisizmiş gibi duran evrenin içinde yapayalnızdır. Bu gerçeği görmek ve kabul etmek zorundayız. Ve bu sorunu insanların kendi başlarına göğüslemekten başka çareleri de yoktur. Bunu, onlar için çözecek doğaüstü bir güç de bulunmamaktadır. İnsan, kendi sorumluluğunu bilmek, bunu üstlenmek ve hayatına ancak kendisinin, o da kendi içsel güçlerini (sevgi, akıl ve üretici güçler) geliştirip, onların meyvelerini oluşturarak bir anlam verebileceğini artık iyice anlamalıdır. Ama bu anlamlandırma olayı, insana bir güven ve bir kesinlik rahatlığı getirmez. Çünkü kesinlik arayışı, insanın kendisini geliştirmesini engeller. İnsana kendi güçlerini geliştirmek, güzelleştirmek ve meyve vermesini sağlamak imkânını veren, bilinmezlik ve belirsizliktir. Gerçeği korkusuzca algılayabilenler şunu görürler: hayata siz nasıl bir anlam veriyorsanız, o da size öyle gözükecektir. Üretici, geliştirici ve sevgi dolu yaşamakla, insan kendi hayatını da öyle kurmuş ve belirlemiş olur. Sevgi kanununu tam olarak uygulayamadığımız için kendi çocuğumuzdan başkasını kolay kolay sevemeyiz. Makbul olan sevgi, tüm çocuklara karşı eşit duygular içinde olmaktır. Bütün insanların kardeş olduğunu kabullenen ve bu bilgisini tatbik eden insan dünya okulunun son sınıfındadır. İnsan iç içe yaşadığı, benim çocuğum senin çocuğun, benim arabam senin araban, benim memleketim senin memleketin gibi sen ve ben ifade eden kavramlardan kurtulmaya başladıkça bu ikilemle ilgili bütün sistemler de zihinde çöker ve böylece bencillikten, nefsaniyetten kurtulmuş olur. *** SEVGİ, ZENGİNLİK VE BAŞARI HİKÂYESİ Bir kadın evinden çıktı, evinin önünde beyaz, uzun sakalları olan 3 yaşlı adam gördü. Onlara: - Sizi tanımıyorum ama aç olmalısınız, lütfen evime buyurun ve bir şeyler yiyin, dedi. - Kocanız evde mi? diye sordular. - Hayır, dedi kadın: “Dışarıda." - O zaman giremeyiz, dediler. Akşam kocası eve geldiğinde kadın olanları ona anlattı. Kocası: - Onlara eve geldiğimi söyle ve onları eve davet et, dedi. Kadın dışarı çıktı ve yaşlı adamları davet etti. "Biz bir eve hep beraber girmeyiz", dediler. Kadın: "Neden?" dedi. Yaşlı adamlardan biri cevap verdi: - "Onun adı Zenginliktir" dedi, arkadaşlarından birini göstererek. Ve bir diğerini göstererek "Onun da adı Başarıdır, Ve ben de Sevgiyim. Ve ekledi: "Şimdi eşinle konuş ve hangimizi evinize davet edeceğinize karar verin", dedi. Kadın eve girdi ve olanları kocasına anlattı. Kocası çok sevindi: - "Ne kadar harika" dedi, "Zenginliği davet edelim, gelsin ve evimizi zenginlikle doldursun", dedi. Kadın: "Neden başarıyı davet etmiyoruz?" dedi. O sırada onları dinlemekte olan kızları: "Sevgiyi davet etsek daha iyi olmaz mı?" diye sordu, "O zaman evimiz sevgiyle dolar." Adam: - Bence kızımızın tavsiyesine uyalım, sevgiyi davet et, Sevgi bizim misafirimiz olsun, dedi. Kadın dışarı çıktı, sevgiyi seçtiklerini söyledi ve sevgiyi evlerine davet etti. Sevgi kalktı ve eve doğru yürümeye başladı. Diğer iki arkadaşı da ayağa kalktı ve onu takip ettiler. Kadın büyük bir şaşkınlıkla: - Ben sadece sevgiyi davet ettim, siz neden geliyorsunuz?" diye sordu. Yaşlı adam cevap verdi: Eğer siz zenginlik veya başarıyı davet etmiş olsaydınız, diğer ikimiz kalacaktık, ama siz sevgiyi davet ettiğiniz için, ben nereye gidersem, başarı ve zenginlik de benimle gelir. *** Kaynak: Levent Kırılmaz, Yaşama Sanatı, Ege Üniversitesi Yayınları, İkinci Baskı, 2018