EYLUL2017 Avram Ventura
Aradığımız ışık
Derler ki, Goethe’nin yaşama gözlerini yummadan önceki son sözleri şu olmuş: “Işık, biraz daha ışık!” Söylendiğini ya da niçin söylenmiş olduğunu kesin olarak bilemesek de, bir ömür boyu ışığın, aydınlığın peşinde koşmuş olan böyle bir düşünüre yakıştırıldığında, bu sözleri hiç yadırgamıyoruz. Belki gerçek anlamıyla gözlerinde giderek kararan dünyasını vurgulamıştır, belki de simgesel anlamlarını göz önünde bulundurarak çevresindekileri düşündürmeye yöneltmiştir. Benim de bu yola çıktığım gibi!.. Işığın ne olduğu sorusuna karşılık, bilimsel yanıtları bir yana bırakalım. Çeşitli kaynaklardan zengin içerikleriyle bu konuda bilgilenebiliriz. Onun yerine, bir kavram olarak bizim için ne anlamlar içerdiğine odaklanalım: Işık Yaradılış öyküsünde Tanrı’nın ilk eylemidir! Her şeyden önce bizim için gerekli olan aydınlığın kaynağıdır! Körelmiş olan duygularımızı tutuşturan bir yaşam kıvılcımıdır! Engin denizlerde yeni bir ufuk çizgisi, kör karanlığı aydınlatan düşüncedir! Çorak topraklarımızda açan bir umut çiçeğidir! Sürekli kendini aşan bilimdir, yenilenen sanattır, yaşamın her alanında bilenmiş deneyimdir, akılcı bilgidir! Yolunu yitirenlere, yönünü bulamayanlara, bir kavşakta kararsız bekleyenlere, umarsızlara yol gösterendir! Bu kavrama her birimiz kendi bilgi, birikim ve deneyimlerimiz oranında simgesel anlamlar yükleyebiliriz; ama anlatacağımız bir öykü, alacakaranlığımıza küçük de olsa bir ışık tutabilir: Bir zamanlar aynı öğretmenle yıllardır çalışan bir öğrenci varmış. Öğretmen öleceğini hissettiği zaman, ölümünü bile bir ders haline getirmek istemiş. O gece, eline bir meşale alıp öğrencisini yanına çağırmış ve onunla birlikte ormanın içinde yürümeye koyulmuş. Çok geçmeden ormanın ortasına varmışlar, öğretmen hiçbir açıklamada bulunmadan elindeki meşaleyi söndürmüş. “Ne oldu?” diye sormuş öğrenci. Öğretmen “Bu meşale söndü artık.” diye yanıt vererek yürümesini sürdürmüş. Öğrenci, sesi korkuyla titreyerek arkasından bağırmış: “Beni burada karanlıkta mı bırakacaksın?” “Hayır! Seni karanlıkta bırakmayacağım.” diye yanıtlamış öğretmen. “Seni ışığı araman için yalnız bırakacağım!” Birlikte olduğumuz, birçok değeri paylaştığımız kimi insanlar yanında öyleleri vardır ki, hayatımızın bir döneminde bize dokunup geçerler, oysa ömrümüz boyunca onları hiç unutamayız. Kimini eylemleriyle, kimini davranışlarıyla, kimini düşünceleriyle, kimini de duygusal yaklaşımlarıyla anımsarız. O aileden bir kişidir, bir öğretmendir, bir toplum öncüsüdür, bir işverendir, bir bilim insanıdır, bir sevgilidir, bir yazardır, belki de dar bir zamanda rastlantıyla karşılaşıp etkilendiğimiz sıradan bir insandır! Varsıl birinin deneyimleri yanında, yoksul bir insanın sözleri ya da davranışları da yolumuzu aydınlatabilir. Kişisel gelişim dünyası içinde çok iyi tanınan Dr. Wayne Dyer’in Hayat Dersi kitabının bir yerinde şöyle diyor: “Şunu biliyorum ki hayatımızdaki öğretmenler, yaşamımızın her anında yer alıyorlar. Bu öğretenler, her zaman insan olarak çıkagelmiyorlar. Bazı zamanlar, bir rastlantıyla gerçekleşen olaylar ya da mektup kutusunda beklenmedik bir mektup veya televizyondaki bir söyleşi de oluyorlar. Bunca yıl boyunca, öğretmen aramamayı ama kendimi tüm olasılıklar için hazır tutmayı ve her zaman şükran duymayı öğrendim.” Ömrümüz boyunca her dönemde yolumuza ışık tutanlar, bizi her alanda aydınlatanlar olmuştur. Kimi zaman onların tuttukları bu ışıkla yaşantımızı şekillendirmiş, düşünsel ve duygusal alanlarımızı zenginleştirmiş, yaşantımıza yeni anlamlar katmışızdır. Kimi zaman da bu aydınlığı başkalarına yansıtarak, bir ayna görevini üstlenmişizdir. Önemli olan ister gerçek, isterse simgesel anlamda olsun, her türlü karanlığa karşı vermiş olduğumuz savaşım kadar, bu konuda atmış olduğumuz kararlı adımlardır. Dileyelim ki tüm yaşantımız boyunca, her alanda bir ışık, her zaman yolumuzu aydınlatsın!