OCAK2018 Avram Ventura
Kırıcı davranışlar
Sanırım on yaşlarında olmalıydım. Mahalledeki çocuklarla oynuyorduk. Ne olduğunu anlayamadan, içlerinden birinin yumruğuyla kendimi yerde bulmuştum. Onunla ne o anda ne de daha öncesinde bir tartışmamız, kavgamız da olmamıştı. Bu yüzden yediğim yumruğun acısından çok, bana yapılan bu haksız saldırıdan canım yanmıştı. Uzun bir süre de, bu olayın etkisinden kurtulamadığımı anımsıyorum. O günden bu yana değil kavga, sözlü tartışmalardan olsun kaçınıyorum. Sonuç ne olursa olsun huzursuz olacağımı bildiğimden, bu tür olumsuz koşullardan uzak kalmam, benim için daha sağlıklı oluyor. Eşimin bile kimi zaman bu tür davranışlar karşısındaki suskunluğuma içerlediğini görüyorum. Haklı olduğum, doğru bildiğim konularda olsun neden bir savaşım vermediğime kızıyor. Bazen anlatmaya çalışıyorum. Bilgi, birikim ve erdemleriyle eşit demeyeyim, ama hiç değilse yakın düzeyde olmadığım kişilerle gireceğim tartışmalarda, her zaman yitiren tarafın ben olacağımdan eminim. Bir doğruyu, ne denli kaynaklarla açıklamaya çalışsam da, inancı bilgiden ağır basan insanları ikna etmek, deveye hendek atlatmaktan güçtür. Kişi kendine, nasılsa edinmiş olduğu bir bilgiye, araştırmadan, sorgulamadan kesin bir şekilde inanıyorsa, onunla tartışmaya girmek, sonucu alınamayacak boşuna bir çabadır. İmam-ı Gazali de, hiç kimseyle, hiçbir konuda tartışmamamız gerektiğini, yoksa bundan büyük zarar göreceğimizi belirtir. Öyle ki bunu, kıskançlık, ikiyüzlülük, böbürlenme, düşmanlık, kin, bencillik gibi olumsuz yaklaşımların kaynağı olarak gösterir. Bu yaşıma değin ne bir kavgaya karıştığımı anımsıyorum ne de gerilimli ortamlarda bulunmaktan hoşlandım. Çoğu kez uzlaşmacı yaklaşımlarım nedeniyle, kimi ilişkilerde maddesel zararlarım kadar duygusal zedelenmelerim de oldu, ama hiç yakınmadım. Bu davranışlarım yüzünden yakın çevremden bile hak etmediğim nitelendirmelerle karşılaştıysam da, her zaman sertliğin ya da dövüşkenliğin öncelikle beni kıracağını, mutsuz edeceğini söylemişimdir. Sakın bu tür eylemsiz davranışlarımla kendimi savunduğum anlaşılmasın! Yani sağ yanağıma atılan bir yumruk karşısında, sol yanağımı uzatmaktan da söz etmiyorum. O çok daha farklı bir yaklaşım! Daha da önemlisi, karşımdaki insanı bilerek ya da bilmeyerek kırma bir yana, bunun düşüncesi bile beni rahatsız eder. Bu söylediklerim, köşemde yer verdiğim insanlar için de geçerlidir. Sevdiğim bir kitaba, bir insana, bir davranışa, bir söze yazılarımda yer verir, okuyucularımla etkilendiğim konuları paylaşmak isterken, sevmediklerimi eleştirmek yerine görmemezliğe gelebiliyorum. Tüm kitle iletişim araçları bizi hüzünlendirmek, içimizi acıtmak, umutsuzluğa düşürmek için nasılsa ellerinden geleni yapıyorlar. Ne diyelim, bu tür bir yayın politikası belki de onların geçim kapısı! Siyasal ortama baktığımızda, sürekli bir gerginlik içinde... Bireysel ilişkiler, pimi çekilmiş, her an patlamaya hazır bir el bombası gibi... Böyle bir olumsuzluk ortamında, etkilenmemek olanaksız görünüyor. Öyle ki, herkes sahip olduğu bedensel ya da ekonomik gücü sertlikten yana kullanmaktan çekinmediği gibi, bunu da doğal görebiliyor. Tabloyu daha çok karartmadan, yüzyıllar öncesinden bir öykü anlatalım: Ünlü düşünür Lao-Tse bir gün oldukça yaşlı bir arkadaşının ziyaretine gitmiş. Shang Yung ismindeki arkadaşı ile insanlara gençlik veren otlardan, ilaçlardan konuşmaya başlamışlar. Lao-Tse dostunun uzun yaşını neye borçlu olduğunu merak etmiş. Bunun üzerine yaşlı adam ağzını bir karış açarak sormuş: “Bak bakalım, dişlerim hâlâ yerinde duruyor mu?” Lao-Tse, eğilip baktıktan sonra, “Hayır durmuyorlar!” diye yanıt vermiş. Bu kez, “Peki, dilim eski yerinde mi?” diye sorduğunda Lao-Tse, “Evet, elbette eski yerinde duruyor.” Demiş. “Öyleyse bundaki sırrı anladın mı dostum?” sorusunu da, “Sanırım ki anladım. Yumuşaklık her zaman sertliğe üstün gelir. Öyle değil mi?” diye yanıtlayınca Shang Yung şöyle demiş: “Evet dostum, çok iyi bildin. Yaşamın felsefesi de işte bundan başka bir şey değildir.” Sertlikten yana olanlar için bu öykünün ne anlamı olur bilmiyorum, ama yaşamına bir anlam katmak isteyenlerin gerekli dersi alabileceklerini düşünüyorum.
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
HAZİRAN 2017 sayısında neler vardı göz atın!
SİNEMALAR
AYIN MEKANLARI DOYURAN KEBAP

Kemeraltı'nda tarihi Ali Paşa Meydanı'nda şadırvanın yanında uzun yıllardır önünden geçtiğimiz bir kebapçı Doyuran Kebap. Görünüşü tam anlamıyla mütevazı bir Kemeraltı kebapçısı ama lezzetlerinin hakkını vermek lazım; çünkü lezzetler pek mütevazı değil... Menüsünde ağırlıklı olarak Manisa Kebap ve döner bulunan mekanın önemli miktarda müdavimi bulunuyor. Manisa kebap yemek isteyenlerin komşu ile gitmelerine hiç gerek yok. Manisa kebabının o kendine has lezzetini Doyuran Kebap'ta bulacaksınız. Manisa Kebap porsiyonları herkesin bildiği gibi küçük olur. Bizim tavsiyemiz 1,5 porsiyon ile başlayın sonrasında ilave isteyebilirsiniz. Mekan dönerde de iddialı... Ve kebapların yanında mutlaka kendilerinin özel yaptığı ayranı denemeyi unutmayın... Döner ve köftelerin porsiyonu 18 TL. Mevcutların biraz üstünde olsa da Doyuran'ın müdavimi olacağınızdan eminiz. Doyuran Kebap 866 S...

[Devamını Oku...]

CIZBIZ KÖFTE

Cızbız köfte Alsancak’ta köfte nerede yenir? Biz bu soruya, 1974’ten beri köfte konusunda bir usta olmuş Hüseyin Serter’in Alsancak’taki mekânı olarak yanıt veririz. Odun ateşinde köfte, tavuk ve ciğerdeki lezzete özel yaptıkları mezeler eşlik ediyor. Hüseyin Serter, Kemeraltı’nda odun ateşinde köfte yaparak başlamış işe. 6-7 yıl sonra, 2002’de şimdiki yerlerine geçmişler. Eti yıllardır aynı kasaptan, yağı Özbek’ten alıyorlar. Aldıkları yerler konusunda çok hassaslar. Hüseyin Bey, şimdi oğlu Serdar Serter birlikte işi yürütüyor. Yani nesilden nesle aktarılan bir aile geleneği söz konusu. Mekanın müdavimi çok. İzmir’in dört bir yanından, hatta şehir dışından gelenlerin olduğunu söylüyor Hüseyin Bey. Zaten siz de gidince tam müdavimlik bir mekan olduğunu anlıyorsunuz. Normalde 21.00’e kadar, yazları ise 22.00’ye kadar açık olan Cızbız Köfte ile ilgili son söylememiz gereken taklitler...

[Devamını Oku...]