EYLUL2018 Avram Ventura
Okuduklarım-unuttuklarım
Bir ara, kitaplığımın karşısında dalgınca otururken, bu güne değin okuduğum kitap sayısını düşündüm: Üç bin, beş bin… Doğrusunu bunu hiç bilmediğim gibi, sayının da aslında bir önemi yok. Her geçen yıl, binlerce sayfa bu okuduklarıma eklenip duruyor. Buraya kadar söylediklerim işin olumlu yanı, benim için olumsuz olan içlerinden çok büyük bir çoğunluğunu unutmuş olmam. Kimi zaman kitaplığa elimi atıp bu kitaplardan birini aldığımda, içeriğinin tümüyle aklımdan çıkmış olduğunu hayretle görüyorum. Sonra da, yoksa ben bütün bunları boşuna mı okudum, diye düşünmeye başlıyorum. Okumaya ilk başladığım yıllarda, beğendiğim tümcelerin altını çizerdim. Bitirdikten sonra daktilomun başına oturur, kitabın ve yazarının adını, basım yılını, yayınevini belirttir, çizdiğim satırlarla birlikte altına sayfa numaralarını da ekleyerek yazardım. Aradan bir süre geçip bu sayfayı okuduğumda, kitabın içeriğini yeniden anımsar, önemli gördüğüm cümleleri de her zaman elimin altında bulundurmuş olurdum. Bir yıl kadar bunu özenle sürdürdüm, sonradan bıraktım. Baktım ki bu iş, bir kitap okuma süresinin en az iki kat zamanımı alıyordu. Satır altlarını çizme, bunları bir sayfaya aktarma… Kısacası bu çalışmayı, benim için yarım kalmış bir çaba olarak anımsıyorum. Kimi zaman bu notlara elimi attığımda, sürdüremediğim için doğrusu hayıflanmıyor değilim; ancak iş ve sosyal yaşam koşulları içinde bunu devam ettirmem gerçekten zordu. Şimdi bilgisayar ortamında yapacağım bu tür bir arşiv çok daha işlevsel ve hızlı olabilir, ama benim bu işteki sabrımın çoktan tükendiğini söylemek isterim. Unutkanlığımdan söz ediyordum. Evet, yıllar boyunca okuduklarımdan büyük bir çoğunluğu tümüyle aklımdan çıktı. Öyle ki, bazen okumuş olduğum bir kitabı yeniden satın alıyorum. O zaman raflarımı dolduran eskilere el atsam, diye düşündüğüm oluyor. Aslında birçoğunu ilkinden çok farklı bir gözle okuyacağımı, beni değişik duygu ve düşüncelere sürükleyeceğini biliyorum. Gençliğimde beğendiğim bir romanı, bu güne kadar olan birikimlerimle mutlaka daha olgun ve daha ayrıntılı bir şekilde ele alacak, değerlendireceğim. Belki yine çok beğeneceğim, belki de bitiremeden rafındaki yerine koyacağım. Ama yapamıyorum, yeni çıkan kitaplara yetişemezken, eskilere hiç dönemiyorum. Bir de bunları satın alma tutkum yok mu, bunu sözcüklerle hiç anlatamam! Bu unutkanlıkla ilgili bir öykü okumuştum: Bilge kişiye öğrencisi sormuş: “Sürekli olarak kitap okuyorum, ama aklımda hiçbir şey kalmıyor.” Bunun üzerine bilge bir hurma verip yemesini söylüyor. Sonra da öğrencisine büyüyüp büyümediğini soruyor. Aldığı “Hayır!” yanıtına karşılık şöyle diyor: “Büyümedin, ama o hurma tüm bedenine dağıldı; et, kemik, sinir, deri, tırnak, hücre oldu. Okuduğun kitap da öyle oluyor: Bir kısmı sözcük dağarcığını zenginleştiriyor, yazı ve konuşmana incelik katıyor. Bir kısmı seni daha erdemli bir insan yapıyor. Bir kısmı hayata daha farklı bakmanı sağlıyor, içindeki sevgi ve merhameti arttırıyor, düşünme ve sorgulamanı tetikliyor, olaylar karşısında nasıl davranman gerektiğini öğretiyor. Her ne kadar sen bunların farkında olmasan da!” Bir kitabın içeriğini zaman içinde unutmuş olmam, benim için önemli bir olumsuzluk nedenidir; ancak konuya öyküde anlatıldığı gibi olumlu tarafından bakacak olursam, okuduklarımın sürekli beni değiştirdiğini, düşünce ufkumu daha çok geliştirdiğini söyleyebilirim. Daha da ötesi okurken aldığım keyif, diğer tüm olumsuzlukları unutturmak için yeterlidir. Şu da var: Yaşım ilerledikçe okumaya ayırdığım zamanın giderek çoğaldığını görüyorum. Eskiden sınırlı süreler nedeniyle kitap konularında daha seçici olurken, şimdi geniş bir yelpazede, farklı konu ve yazarlara yoğunlaşabiliyorum. En önemlisi de hiç yalnızlık hissetmiyorum. Varsın okuduklarımın çoğu aklımdan çıksın! İçlerinden birkaçı beni düşündürmeye, yazmaya kışkırtabiliyorsa, bu bile benim gelir bölümüne kazanç olarak yazılabilir.