AGUSTOS2017 Ayse Perin (Tatari)
Moda
Aklım fikrim kentlerde, kasaba ve köylerde… Doğru yapılaşmada, korumacılıkta, bozulan ahlakta, insan davranışlarında… Bu defa birazda moda diyelim ve sokaktaki insana bakalım. Neden neyi nasıl giyiyor soralım sorgulayalım modanın geçmişine inelim. Kitap tarifine göre; Moda, kıyafetlerin dilini anlamak isteyenler için adeta sosyal ve politik sembollerle dolu bir diyalogdur. Giyimimiz kendimizle ilgili bir şeyler ifade etmemizi, bazen kalabalığın içinden sıyrılmamızı bazen de kalabalığa karışmamızı sağlayan bir güçtür. Günümüzde moda deyince “Marka” denilen bir kavram aklımıza geliyor. Tüketicini arzularını keşfedip bunlara sahip olma amacını güden bu moda kavramı insanları esir ediyor adeta… Bu da paraya dayalı kısa ömürlü bir tüketim metaı hali oluşturuyor. Böylece bir alışveriş çılgınlığı içine giriyoruz. Bir sahip olma duygusu ile ihtiyacımız olmayan pek çok ürün dolaplarımızı işgal ediyor. “Vücutlarımızı kitle piyasası kıyafetlerine uydurmaya çalışıyoruz” sözleri ne kadar da doğrudur. “Moda-Geçmişten Günümüze Giyim Kuşam ve Stil Rehberi” adlı güzel bir kitabım var. Yeğenimin hediyesi bu özel kitap, lüks baskılı, resimli ve özel masa üzerinde açılan büyük kitap denilen bir durumda… Moda sektöründe olduğumdan ve geçmiş yıllarda moda tasarım yarışmalarına girip ödül almışlığım da olduğundan bu kitap pek sevdiklerimdendir. Üstelikte çok kaliteli baskısı içeriği ve fotoğrafları ile moda tarihi ile ilgili her ne var ise ayağımıza getiriyor. Modern tasarımcılar geçmişin stillerini ve stil ikonlarını belli aralıklarla tekrarlıyorlar. Antik Mısır’daki takılar, kısa küt saçlar, sürmeli gözler… Çin ve Japon ipekleri ve egzotik kıyafetler gibi pek çok örnek Modern moda dünyasının ilham kaynakları olmuşlar. Günümüzde tunik çok yaygın. Kısa tunik 1042 yılında İngiltere’de moda olmuş. O zamanlar kullanılan kumaşın kalitesi giyen kişinin maddi durumunu yansıtıyormuş. Asillerin tunikleri, pahalı boyalarla boyanmış parlak renkli pahalı kumaşlardan, sıradan insanların ki ise mat tonlarda donuk renklerden basit kumaşlardan yapılıyormuş. 14. yüzyılda yaşanan Mini Buzul Çağı, Avrupa’da havayı soğuttu ve kürk modası başladı diyor kitap. Ve Rönesans ihtişamında giysiler için kalıp kullanılmaya başlandı… Realizm ve natüralizm gibi sanat akımları, insanların doğru resmedilmesini sağladı. 16. yüzyılın sonlarına doğru topuklu ayakkabılar icat edildi. Rönesans erkek modasında genç erkekler kısa ceketler giyiyor yaşları ilerledikçe elbise boyları uzuyordu. Uzun ve koyu renk cübbeler doktorlar ve âlimlerin tercihiydi. 16. yüzyıl İngiltere'sinde moda ikonu 1. Elizabeth modern zamanlarda bile moda ikonu olarak kabul edilmekte... 1560'lı yıllarda patron kitapları basıldı, düzgün kesim ve idareli kumaş kullanımı ile ilgili bilgiler vermeye başladı. Modada 18. yüzyıl sonlarına doğru son söz Fransa’nındı... Fransız aristokrasisi kıyafet seçiminde aşırı ihtişamı seçer durumdaydı. Tarihte yine bir moda ikonu Marie-Antoinette, korsaj giymeyi reddetmiş, ata binmeyi öğrenip uzun kabarık etekler yerine erkekler gibi binici kıyafetleri giymeye başlamış. Şaşaalı bir tarzdan sonra sadeleşmiş ve beyaz kombinezonu ile hayata veda etmiş. Türk Lokumu, egzotik doğu kültürünün Fransa’da popüler olduğu zamanlar... Turquerie olarak adlandırılan bir çılgınlık haline gelmesi. Tablolarda karşımıza çıkıyor betimlemeler ile… Endüstri Devrimi’nden sonra kırsal alanlardan kent merkezlerine göçün başlaması… Moda’nın uluslararası bir kavram haline gelmesi... Yeni keşifler, politika, teknolojiden etkilenen moda, makineleşme ile daha makul fiyatlara, yoksul insanların eskiye göre daha çok kıyafete sahip olmasını sağladı. 1890 yılında Oscar Wilde moda ile ilgili şunları söyledi ”Moda, öylesine tahammül edilmez bir çirkinlik çeşidi ki, her altı ayda bir değiştirmek zorunda kalıyoruz” 18. yüzyıl Neo Klasizm Dönemi; moda ilhamı saraydan değil kırsal kesimden alıyor. Ayakkabılar sivri burunlu ve kısa topuklu, en popüler renk pembe ve sarı. 1894 yılında yine Oscar Wilde’nin bir sözü “Kişi ya bir sanat eseri olmalı ya da bir sanat eseri giymeli” Japon Modası’nın Fransa’da çok sevildiği zamanlar… Kuş, çiçek, doğal dünyaya ait figürlü Japon baskıları, kimonolar Paris’i sarıyor... Claude Monet,1876 yılında resmettiği tablosunda karısını kimono giymiş olarak betimliyor. 1900 yıllarında doğru kadınlar ve erkekler için spor kıyafetleri üretilmeye başlanıyor... Caz Çağı-La belle Epoque 1901-1928 yıllarında, sadeleşme başlıyor. Modada az ama öz kavramı… Bronz ten modası, sıcak ülkelere gidip bronzlaşma. Chanel ve Patou Moda Evleri’nin açılması bu döneme rastlıyor. Bu güzel yolculuk henüz bitmedi… Eylül sayısında, kaldığımız yerden günümüze kadar moda dünyasının hikayesini paylaşacağız ve bu sezon neler moda diyeceğiz bir yandan…
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
HAZİRAN 2017 sayısında neler vardı göz atın!
SİNEMALAR
AYIN MEKANLARI CAFE J9

Seferihisar yolu üzerinde hem kafe olarak hizmet veren, hem ahşap ve doğal ağaçtan yapılmış özel tasarım mobilyaların satıldığı J9 Cafe, elbette en önce tarzıyla dikkat çekiyor. Baba mesleği olan ağaç işleme sanatında çekirdekten yetişmiş iki kardeş olan Celal ve Bülent Geçer’in kurup işlettiği bu kafenin dekorasyonu da onlara ait. “Ağacı, kesip biçip masa haline getirmektense ağaçlarla oynamayı farklı şekilde bir şeyler üretebilmeyi seçiyoruz” diyen Celal Geçer, bunun yanı sıra elden çıkarılmak istenen ama kendi üzerinde anılarını hala barındıran eski ürünleri değerlendirme ve kullanışlı hale getirme çabası içinde olduklarını da söylüyor: “J9 Cafe'yi kendi mola alanımız gibi yarattık aslında. Boş arazide duran bizim emektar, kendini ağacın her bir damarıyla süslenmiş halde buldu. Buraya gelen misafirlerimizin yüzüne de o tatlı gülümsemeyi kondurdu. Diğer yandan toplum olarak aşırı ...

[Devamını Oku...]

SCOTTO CAFE

İtalyan konsepti, şirin dekorasyonu, müzikleri ve yemekleriyle son günlerin trendi haline gelen Scotto Caffe. Ev yapımı hamburgerleri ve pizzalarıyla dikkat çeken Scotto Caffe’nin tatlıları da özel. Günlük ve butik üretilen tatlılar en çok tercih edilen lezzetlerin başında. “Neşeli bir yemek” sloganıyla yola çıktıkları Scotto’nun Koordinatörlüğünü yürüten ve aynı zamanda Şef Mehmet Malkoç, dinamik ve heyecanlı bir kadro ile İzmir’in ve İzmirlinin özgür, genç ve keyifli tarafına dokunmak istediklerini belirterek, “Özenle seçtiğimiz etlerden hazırladığımız köfteler ve bize özel ekmekleriyle yaptığımız hamburgerlerimiz çok ilgi görüyor. Tabii ki İtalya denince akla gelen pizzalarımız ve makarnalarımız da keyifle tüketilen yemeklerimiz arasında. Salatalarımızın da müdavimleri oluştu. Menümüzde yer alan diğer tüm ürünlerimizi her gün özenle hazırlıyoruz. Amacımız keyifli bir ortamda, dama...

[Devamını Oku...]
SCOTTO CAFE