EYLUL2017 Gülhan Berkman Yakar
Eylülde zorbalar iş başında!
EYLÜL’DE ZORBALAR İŞ BAŞINDA Kulağımda Alpay’ın şu meşhur şarkısı “ Eylül’de gel” … Her yıl olduğu gibi, yazlıkçıların evlerini yavaş yavaş terk ettiği ve aileler için çocukların okul telaşına geçildiği bir dönem başlıyor. Çocuklarda da; merak ve büyümenin verdiği heyecanla kalpleri pır pır eden miniklerden, tatile doyamayanlarına, okulu ve arkadaşlarını özlemiş olanından, asla okula gitmek istemeyenine kadar çeşit çeşit duygular barındırıyor bu ay… Aslında araştırmalar, okul çağındaki her 10 çocuktan 3’ünün okula giderken huzursuzlandığını, sorun yaşadığını ve gitmek istemediğini gösteriyor. Peki bir çocuk okula neden gitmek istemez? Belki “Televizyon izleyerek, oyun oynayarak eğlenceli zaman geçirdiği için evde kalmayı tercih ediyordur”, “öğrenme güçlüğü çekiyor ve okul başarısı konusunda sıkıntı yaşıyor da olabilir” ya da “İlköğretimden liseye veya liseden üniversiteye geçiş yapacak öğrenciler sınav vb. nedenlerle yoğun stres yaşıyor olabilirler.“ Sayılabilecek başka nedenler olsa da benim asıl dikkat çekmek istediğim ; arkadaşları tarafından kötü muamele gören ve bu nedenle okula gitmek istemeyen çocuklar olacak. Akran Zorbalığı olarak adlandırılan ve güç eşitliğinin olmadığı ortamlarda görülen bu durum, çocuğun bir veya daha fazla arkadaşı tarafından sürekli olarak maruz kaldığı fiziksel, cinsel ya da sözel şiddet olarak tanımlanıyor. Her yaş grubundaki çocukların arasında görülebilen bu durumun hakaret ve dışlamadan, tehdit ve haraca kadar uzanan geniş bir aralığı var . Aslında pek çok çocuk, okul ortamında bu tür tutumlarla karşılaşsa da, yaşadıklarını ebeveynleriyle çeşitli nedenlerle paylaşamıyor. Başına gelenleri anlatınca; “olur böyle şeyler, şaka yapmıştır, sen de ondan uzak dur, başka arkadaş bul veya insanlar böyledir…” gibi konuyu normalleştiren ve geçiştiren yanıtlar alabiliyorlar. Bu durumda çocuk içe kapanıyor, utanıyor hatta yaşadıklarının kendi suçu olduğunu bile düşünebiliyor. Ayrıca söyledikleri dikkate alınsa da, ortamda uygun şekilde korunamaz ise zorbalık yapan, daha güçlü bir misilleme gerçekleştireceği gerçeği çocuğu korkutabiliyor. Zorbalığa maruz kalanlar, sosyal çevrelerinde “İspiyoncu” olarak anılmak ve dışlanmak istemedikleri için de sessiz kalmayı tercih edip başına gelenlere boyun eğebiliyorlar. Ne yapılabilir? Öncelikle yaşanılan durumun farkına varmak gerekir. Çocukla iyi bir iletişim kurmak en öncelikli konu tabii ki. Başına gelenleri anlatan çocuğun, cümlelerini bölmeden, onu yargılamadan, yalnızca anlamak için dinlemeyi bilmek ilk adım; yaşadığı zorbalık karşısında çocuğun nasıl davrandığını, neler hissettiğini anlamaya çalışmak ikinci adım; zorbalığın durdurulması konusunda okul ve öğretmenlerin tam destek olmaları üçüncü adım ; olayın içinde yer alan kişilerin profesyonel yardım alması ile soruna müdahale edilmesi ve durumun takibi de son adımlar diyebiliriz. Bu konu çok önemli, çünkü zorbalık döngüsüne zamanında uygun müdahaleler yapılmaz ise, “kurban” pozisyonundaki çocuklarda oluşan travmaların etkileri, kişilik gelişimini dolayısıyla tüm yaşamını etkileyebiliyor. Maruz kaldıkları bu durum, okula karşı olumsuz tutumun dışında, özgüven eksikliği, depresyon, hatta intihara bile neden olabiliyor. Bir diğer önemli konu ise, okullardaki çocukların %80’inin akran zorbalığının gerçekleştiğini görmelerine rağmen sessiz kalmaları. Psikolojik destek sağlanmamış diğer kişiler yani “zorbalara” daha sonra ne oluyor dersiniz? Bildiğiniz gibi, yeri geldiğinde eş, anne - baba, öğretmen bazen de yönetici kimliğinde karşımıza çıkıyorlar. Gücü ele geçirdikleri her ortamda, sosyal ilişkilerinde, fiziksel veya duygusal şiddet uygulayarak bir mobbing ustası şeklinde var olmaya devam ediyorlar. Buna şahit olan kişilerin yüzde sekseni ne yapıyor dersiniz? Elbette daha önce öğrendikleri gibi tepkisiz kalarak, günlerini kurtarmaya devam ediyorlar. Böyle bakınca şu söz konusu “ZORBA” size de tanıdık geliyor mu ? Eylül’de gel Eylül’de okul yoluna… Sevgiyle,