OCAK2018 Metin Rodop
Yaşamınıza koyduğunuz başlık
YAŞAMINIZA KOYDUĞUNUZ BAŞLIK BELİRLER ÖYKÜNÜZÜ Aslında yaşamıma koyduğum başlık ne kadar güzeldi,ama öyle olsa bile ayrıntılar bozuyordu tüm güzelliği. Madem öyle dedim kendime bir şeylerin eksik olduğunu anlamışken şimdi yola koyulma zamanı, sadece kendim için değildi elbette ama bana güvenen herkes adına didik didik etmeye başladım o beş para etmez gözüken kahrolası anlamsız ayrıntıları. Daha önceleri bir güzeliğin yaratacağını umduğum estetik bir formatı tamamlamaya çalışırken,sanki bir müzik parçasını çalarken bir noktada hep aynı yanlışı yaparak, aynı yerde aynı notalara takılmak gibi bir şeydi bir sonuca ulaşmamak; bu yüzden her şeyi berbat ediyordu o yanlışlıklar, yanlıştı çünkü bir gerginlik vardı, o kaygı hali umutsuzluk ve çaresizlikle birleşince o doğal akış bir türlü gerçekleşmiyordu, insan yürürken kendi kendine şimdi sağ bacağını ileri atacaksın ve öteki bacağının üzerinde sabit ve dengede kalacaksın demek gibi bir şeydi bu; saçmaydı, insan yürürken böyle bir şey düşünemezdi, eğer düşünüyorsa yürümenin zevkini alamamış anlamına gelirdi bu ve işte ben de öyle bir durumdaydım, çaldığım besteyi kimseye dinletemiyordum, ve bu yüzden ilgi çekici bir şekilde akmıyordu yaşamım ve ne yazık ki öyle olunca öğrenemiyor da insan kendini affetmeyi.. Ama bir gün, zamanın bir noktasında karşılaştığım bir başka güzellik, sadece bir varsayım değildi artık, zamanla alışarak bir güzellik sandığım şeylerden farklıydı bence, çünkü dakikalar sürdü ona sarılmam ve onunla sarmaş dolaş kimseleri umursamadan öpüşmemiz, üstelik hiçbir şey anlamamıştım bu olup bitenden ama şurası kesin ki , o gün herhangi bir gün olmaktan çıkmıştı. Bu arada eğer anlasaydım bu karşılaşmanın ne anlama gelebileceğini, bir anlamı kalır mıydı diye sordum kendime ama hatırladığım tek şey annemin sözlerinin zihnimde yankılanmasıydı. "Birini ilk kez gördüğünde" demişti " onu çok beğenirsen ve onu çok seversen, hiç bakma geriye, güzel olan o dur" Şimdi bu duygularla sanki bir ödül kazanmışım gibi, sanki evrenin içimdeki iyiyi görüp de beni ele geçiren şeytanı yok etmek için ruhumu kucaklayan meleklerle işbirliği ve dayanışma içinde bana yardıma koşması gibi, ama artık bana acımadığını sadece bir şeyi hak etmiş olabileceğimi duyumsadım bir an için.  Onu gördüğümde, onun sesini duyduğumda ve birbirimize dokunduğumuzda, anlamıştım affetmenin kutsallığını ve ilahi adaletin insanın ruhunda yarattığı huzuru ve barışı. Var olmanın ötesinde bir şeydi bu; varlığımı hissediyordum ilk kez, çünkü tamamlanmış bir şarkıydı benim için, ona dokunan ellerimi bile ilk kez hissediyordum ve tuhaf olan şey de buydu; ellerimin var olduğunun farkına varmıştım o anlarda. Demek ki onlar dokunmadıkça sevgiliye bir anlamı yokmuş ellerimin dedim ,belki gözlerim görmedikçe o güzelliği, belki kulaklarım duymadıkça onun sesini ve belki yüzümün ortasında oturtulmuş tek başına duran o garip bir çıkıntıdan başka bir şey olmayan burnum da almadıkça onun kokusunu bugüne kadar tembellik ediyorlarmış diye suçladım onları. Şimdi bunu hak etmeye çalışıyorum ve şükranlarımı sunuyorum evrene. Kendimi kurban olmaktan ve sonunda yok olmaktan kurtaracak olan ve beni ele geçiren nefretin insanın ruhunda açtığı yaralara bir iksir olabilmesi için ona olabildiğince dokunmam gerektiğini öğrenebilmiştim nihayet, bunun için sanki çocukluğun saflığına dönmem gerekmişti ve şimdi ona sarıldığımda eksik ve yanlış çalınan notalara doğru basabilmeyi öğrendiğimde, ona daha da güvenmem gerektiğini de biliyordum, sadece iyi niyetle yapılacak bir şey değildi bu; bir parça anlayış, ya da kendimi iyi hissetmem için bir şefkat gösterisi de olamazdı; hayır aradığım bu değildi; ama bu, ruhumun içten dokunuşları ile hüzün dolu bir ağıt neşeli bir melodiye dönüştüğünde ve işte böyle ne kadar çabalasam da anlatması zor olan bir durumda; öyle güzel bir şarkı eşliğinde ruhumun öteki yanı ile yapacağı dansın kareografisi belirlenmişti bile. Onun o anlarda böyle gözlerimi kamaştıran duruşu ve beni sanki o güne kadar hiç tanımadığım,bilmediğim garip bir şeyle karşılaşmış gibi hayretler içinde bırakması, beni sadece büyülemekle kalmadı, aynı anda şu sözleri de fısıldadı kulağıma..O güne kadar duyduğum şeylerden farklı sözlerdi ; herkesin ezberinde olanlardan çok farklıydı. ”Seni seviyorum” demiyordu ama daha değerli ve anlamı olan sözlerdi bunlar.  ”Sana güveniyorum.”
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
HAZİRAN 2017 sayısında neler vardı göz atın!
SİNEMALAR
AYIN MEKANLARI DOYURAN KEBAP

Kemeraltı'nda tarihi Ali Paşa Meydanı'nda şadırvanın yanında uzun yıllardır önünden geçtiğimiz bir kebapçı Doyuran Kebap. Görünüşü tam anlamıyla mütevazı bir Kemeraltı kebapçısı ama lezzetlerinin hakkını vermek lazım; çünkü lezzetler pek mütevazı değil... Menüsünde ağırlıklı olarak Manisa Kebap ve döner bulunan mekanın önemli miktarda müdavimi bulunuyor. Manisa kebap yemek isteyenlerin komşu ile gitmelerine hiç gerek yok. Manisa kebabının o kendine has lezzetini Doyuran Kebap'ta bulacaksınız. Manisa Kebap porsiyonları herkesin bildiği gibi küçük olur. Bizim tavsiyemiz 1,5 porsiyon ile başlayın sonrasında ilave isteyebilirsiniz. Mekan dönerde de iddialı... Ve kebapların yanında mutlaka kendilerinin özel yaptığı ayranı denemeyi unutmayın... Döner ve köftelerin porsiyonu 18 TL. Mevcutların biraz üstünde olsa da Doyuran'ın müdavimi olacağınızdan eminiz. Doyuran Kebap 866 S...

[Devamını Oku...]

CIZBIZ KÖFTE

Cızbız köfte Alsancak’ta köfte nerede yenir? Biz bu soruya, 1974’ten beri köfte konusunda bir usta olmuş Hüseyin Serter’in Alsancak’taki mekânı olarak yanıt veririz. Odun ateşinde köfte, tavuk ve ciğerdeki lezzete özel yaptıkları mezeler eşlik ediyor. Hüseyin Serter, Kemeraltı’nda odun ateşinde köfte yaparak başlamış işe. 6-7 yıl sonra, 2002’de şimdiki yerlerine geçmişler. Eti yıllardır aynı kasaptan, yağı Özbek’ten alıyorlar. Aldıkları yerler konusunda çok hassaslar. Hüseyin Bey, şimdi oğlu Serdar Serter birlikte işi yürütüyor. Yani nesilden nesle aktarılan bir aile geleneği söz konusu. Mekanın müdavimi çok. İzmir’in dört bir yanından, hatta şehir dışından gelenlerin olduğunu söylüyor Hüseyin Bey. Zaten siz de gidince tam müdavimlik bir mekan olduğunu anlıyorsunuz. Normalde 21.00’e kadar, yazları ise 22.00’ye kadar açık olan Cızbız Köfte ile ilgili son söylememiz gereken taklitler...

[Devamını Oku...]