MAYIS2018 Metin Rodop
İzmir'in inciri
İZMİR İNCİRİ İNGİLTERE KRALI II.CHARLES’IN SOFRASINDAKİ YERİNİ NASIL ALDI ? İNGİLİZ ELÇİ SİR JOHN FINCH ÖNCE İZMİR’E GELİYOR İngiltere’de Cambridge Üniversitesine bağlı Christ’s Koleji'nin şapelinde, ikisi de hekim olan - Sir John Finch (1626–82) ve Sir Thomas Baines (1622-80) tarafından paylaşılan siyah ve beyaz renkte anıtsal bir mermer taşı bizi selamlar. Onların anıtsal portreleri düğüm atılmış bir bezle, Finch’in “ Güzel ve aralıksız bir şekilde hiç ayrılmadan süren ruhların evliliği, eksiksiz tam 36 yıl boyunca bölünmemiş bir arkadaşlık” sözlerinde sembolize edilerek birbirleri ile ilişkilendirilmiştir. Arkadaşları tarafından “doktorlar” olarak hitap edilen Finch ve Baines, 1640'lı yıllarda Christ's College'da karşılaştıktan sonra hayatları boyunca özverili, kişisel ve profesyonel bir ortaklığı sürdürdüler. 17. yüzyılda aynı cinsten olan insanların eşcinsel ilişkilerine bakış oldukça karmaşıktı, ancak Finch ve Baines'i ilk modern bir eşcinsel çift olarak görmek çok eskiye ait bir bakış açısıyla tezat oluşturur. Fakat bu esnada onların hayat boyu süren bir bağlılığı içinde birbirlerine karşı olan adanmışlıklarının, halk tarafından kabul görmüş olmasına ve kabul edilmesine tanıklık etmek bizim için büyüleyicidir. Her ikisi de çok başarılı entelektüeller ve sanat koleksiyoncuları oldukları kadar, tıp, doğal tarih ve felsefe virtüözleri idi. Finch seçkin bir politik geçmişi olan bir ailede doğdu, babası Avam Kamarasında sözcü ve kardeşi Heneage Finch, Lordlar kamarası şansölyesiydi.Bir anatomi profesörü olarak Finch, 'bıçaklı bir vaşak' olarak biliniyordu bugünkü anatomi bilgilerimiz ışığında İtalya’daki anatomi üzerine uzmanlaşmış tıp okullarında yaptığı beceri isteyen kadavra çalışmaları İngiltere’nin 500 yıllık tarihi olan en eski tıp okulu tarafından da desteklenmişti. Finch 1665'te Floransa'da İngiliz yerleşimci olarak atanmasıyla başlayan diplomatik yaşamı nedeniyle tıbbı çalışmaları bırakmıştı, daha sonra ise o zaman Konstantinopolis olarak bilinen İstanbul’a İngiltere Kralı II.Charles tarafından büyükelçisi olarak gönderildi. Şimdi bizde onunla beraber zamanda bir yolculuğa çıkalım ve 1673 yılında İzmir limanında bir sahneye odaklanalım: İZMİR LİMANI-1673,LİMANDA FRANSIZ-İNGİLİZ KAVGASI Takvimler 1673 yılını gösteriyordu . İzmir limanında olağanüstü bir yoğunluk vardI.Kalabalık İngiltere’nin yeni atanan Elçisi Sir John Finch’i getirecek olan gemiyi bekliyordu.Zaten her zaman canlı olan liman o gün bu nedenlerden dolayı daha da hareketliydi. Karşılama töreni için bir araya gelen ve çoğunluğu İngilizlerden oluşan topluluğun arasında,İzmir’de falliyet gösteren diğer yabancılar da gelenekler uyarınca yerlerini almışlardı.Bir resmi geçit alayı da haızrlanmıştı ve görkemli bir karşılama için herşey tamam görünüyordu. Elçi karaya çıkmak üzereyken bandolu resmi geçit başladı.Ve başlar başlamaz da, Sir Finch’in ayağını karaya atmasıyla birlikte, topluluğun arasında bir gürültü koptu; Fransızlar ve İngilizler yine kavgaya tutuşmuşlardı.Yeni elçinin önünde bir rezalet kopmasından çekinen İngiltere’nin İzmir Konsolosu Sir Paul Rycaut ortalığı sakinleştirmek için çok uğraştı, fakat başarılı olamadı.İtişip kakışmalar tam bir sokak kapışmasına dönüşmek üzereyken Fransızların bağırıp çağırıp hep birlikte tören alayından ayrılmaları bunu önledi. Anlaşmazlık konusu olan protokol sırasıydı.Fakat herhangi bir başka konu da kolaylıkla benzer bir sürtüşmeye yol açabilirdi.Zira küçük bir kıvılcım iki topluluğun hemen parlayarak birbirlerinin üzerine atılmalarına yetiyordu.Yıllar geçiyor, hükümdarlar ve elçiler değişip yerlerine yenileri geliyor,Osmanlı topraklarındaki Fransa-İngiltere sürtüşmesi hız kesmeden devam ediyordu. İngiltere’nin yeni elçisi Sir John Finch karşılama töreninde baş gösteren anlaşmazlığın ardından, İzmir’de birkaç gün kaldıktan sonra görev yeri İstanbul’a hareket etmişti. Gemisi ayrılırken bir tatsızlık daha yaşanmış, limandaki gemiler geleneklere uyarak onu top atışlarıyla uğurlarken, Fransız gemileri sessizliğe bürünerek kayıtsız kalmışlardı. Yeni geldiği bir ülkede Fransızların takındıkları bu tavır Finch’in gücüne gitmiş ve bu tatsız anılarla yola çıkan Finch hayatının daha sonraki bölümünde kapitülasyonlar konusunda Osmanlı Padişahı IV.Mehmet ve sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa ile girişeceği zorlu diplomasi savaşının sonucunda kapitülasyonlara eklenecek bir madde ile dolaylı da olsa İzmir’e bir katkı sağlayacağını bilemezdi elbette. BİR ÖLÜMLÜNÜN İÇİNE KONACAĞI EN LANET OLASI YER Şimdi ise 1675 yılına gidiyoruz ama biz o yıla giderken İngiliz elçi Sir John Finch kalabalık bir maiyetle birlikte Padişah IV.Mehmet’in huzuruna çıkmak üzere elçilik rahibi John Covel’in vaazından sonra İstanbul’dan Edirne’ye doğru yola çıkıyordu.Bu yolculukta kendisine eşlik eden ve hayatında çok önemli bir yere sahip olduğu notunu düşmemiz gereken Cambridge Üniversitesinden çok yakın arkadaşı ve sevgilisi Sir Thomas Baine’nin de olduğunu söylemeliyiz.Bu özel ilişkiye yazının sonunda ayrıca değineceğim. Günde 7-8 saat kadar yol aldıkta sonra nihayet Edirne’ye varabilmişlerdi. Burada padişahın kendileri için gönderdikleri som altın ve gümüş kakmalı takımlarla donatılmış üstelik inci ve değerli taşlarla süslenmiş atla birlikte elçi kapıcıbaşı ve çavuşbaşı tarafından karşılanarak şehre gösterişli bir giriş yapmışlar ancak sonrasında misafir edilecekleri ev hayatlarında gördükleri en berbat ev olacaktı. Yanlarında buluna elçilik rahibi John Covel burası için “Bir ölümlünün o güne kadar içine koyulduğu en Allah’ın cezası, en lanet olası yerdi”diyecekti. Hemen Sadrazama haber gönderilerek başka bir ev talep edinince bu istekleri kabul edilerek oraya taşındılar ve böylece konu kapandı. SADRAZAM: “ ŞENLİK GÜNLERİMİZ VAR, İŞLERİ BİR KENARA BIRAKTIK” O zamanlar Sadrazam olan Köprülü Fazıl Ahmet Paşa kendisini bekletmeden kabul ettiğinde “Şenlik günlerimiz var,işleri bir tarafa bıraktık o nedenle fırsat bulabildim” dediğinde bu sözlerin ne anlama geldiğini daha sonra anlayacaktı. Çünkü o esnada şehzadeler II.Mustafa ile III.Ahmet’in sünnet düğünleri yapılmaktaydı. Bu şenlikler günlerce sürdü; gerçi bu esnada kendilerine çok nazik davranıldığı gibi şenlikleri izlemeleri için gereken kolaylıklar da gösteriliyordu ama elçi Finch’in ve beraberindekilerin acelesi vardı. Onlar biran önce padişahla görüşmeyi hayal ederken kendilerini böyle bir eğlencenin ortasında bulmuşlardı oysa çok önemli bir görevleri vardı: İngilizlere verilmiş kapitülasyonların genişletilerek uzatılmasını sağlamaktı.Hem İngiltere kralı II.Charles hem de Osmanlı İmparatorluğu ile ticaret yapan Levant Şirketi’nin İngiliz tüccarları ondan sabırsızlıkla gelecek güzel haberleri bekliyorlardı. Ama böyle bir curcuna sürerken kapitülasyonlarla kimsenin ilgilenecek hali yoktu.Yani Sadrazam’ın “İşleri bir tarafa bıraktık” derken neyi kastettiği böylece anlaşılmış oldu.Mayıs ayında bunlar olurken Finch’in talihsizliği bununla sınırlı kalmadı, Haziran ayında da bu kez Padişahın kızı Hatice Sultan’ın Mustafa Paşa ile düğün törenleri başlamıştı. Bu esnada Elçi Finch, kapitülasyonlara yönelik ön görüşmeler yaparak işleri hızlandırmaya çalışırken hediyeler ve bahşişler dağıtıyordu. Bazen görevlilerdem “ konu ile ilgili maddeler Sadrazam’a okundu, hepsini dikkatle dinledi, kabul edilip geçtiler” gibi haberler aldığında bu işin fazla uzamayacağı yönünde ne kadar yanıldığını anlayacaktı. Bu arada şenlikler sona ererken patlak veren veba salgını her şeyi berbat edecekti. Böyle şiddetli bir salgın her gün yüzlerce kişinin ölümüne yol açıyor elçi ve beraberindekilerin de hayatını tehdit ediyordu. Bu yüzden heyet Edirne’den ayrılmış yakındaki Karağaç denilen yerde çadırda yaşamak zorunda kalmıştı.Derken günlerden bir gün Padişahın kendisini kabul edeceği haberi gelince Edirne’de halen süren veba salgınına rağmen oranın yolunu tutmuş ve Padişahın huzuruna çıkınca Kralın mektubunu takdim etmişti.Ancak mektuba şöyle bir bakan Padişah tek kelime etmemiş, sadece sadrazam konu ile ilgilendiklerini söyleyince görüşme acele ile sonuçlandırılmış ve böylece yeniden büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştı. KAYBOLAN KAPİTÜLASYONLAR METNİ… Tekrar köydeki çadırlarına döndüklerinde ise veba salgını hizmetkarların çadırına bulaşmış, hatta fırıncı ve dört hizmetkar yaşamını yitirmişti.Ne üzücüydü ki, o esnada İngiliz elçiye eşlik eden İtalyan kontun kaderi de aynı şekilde olmuştu.Bu esnada Edirne’de vebanın biraz hız kestiği haberi gelince yeniden Edirne’ye dönmüş ancak orada hiç ummadığı bir haber almıştı.Her şeyin yolunda olduğunu söyleyen yetkililer bu kez kapitülasyon metininin kaybolduğunu söylemişlerdi. İşin ilginç yanı iki buçuk ay önce teslim edilen metnin nerede olduğuna yönelik herkes birbirini suçluyordu. Neyse ki kayıp metin Sadrazamın yardımcısında çıkmıştı. BU KEZ GELEN HABERLER İYİ AMA.. Bu arada veba can almaya devam ediyordu ve bu nedenle tekrar Karağaç yakınlarındaki çadıra geri döndüler.Ve bir süre sonra hiç beklemedikleri bir anda bu kez gelen haberde sadrazamın yardımcısından çıkan metnin incelenmesinin bittiği ve reis efendinin gerekli düzenlemeleri yaptığı sadece elçinin onaylamasının gerektiği bildiriliyordu.Elçi hemen onaylayarak geri gönderse de yine kötü haber geldi.Çünkü sadrazam bazı maddelerin incelenmesi için metni şeyhülislama göndermişti, oysa defterdara iletilen o maddeler İngiliz trüccarlar için büyük önem taşıyordu ve bu yeni gelişme üzerine elçi yeniden Edirne’nin yolunu tuttuysa da bu kez yeniden çeşitli şekiller oyalama taktikleri ile karşılaştı. Umutsuzluk içinde yine Karağaç’daki çadırına döndüğünde bu kez gelen iyi haberde defterdarın kendi alanına giren maddeleri onayladığını şeyhülislamın da bazı değişiklikler getirmekle birlikte önemli bir sorun bulmayınca geriye sadece metnin temize çekilmesi kalmıştı. Sonunda metin temize çekilip de Reis efendinin imzasından sonra nişancıbaşı’nın Padişahın tuğrasını işliyormuş haberleri; mayıs ayında Edirne’ye gelen ve sonbahar gelmesine rağmen hala görevi ile ilgili bir sonuç alamayan elçiyi memnun etmişti ama o güne kadar olan biten tüm gelişmelerden o kadar gerilmiş bir haldeydi ki, her an başka bir sorun çıkmasından endişe ediyordu. PADİŞAHIN TUĞRASI OLMADAN İMZALANAN KAPİTÜLASYON METNİ Nitekim Padişaha veda ziyaretinden bir gün önce yine bir aksilik çıktığı haberi gelmişti. Metin kabul edilmiş, imzalanmış ama üzerinde Padişahın tuğrası bulunmayacağı söylenmişti. İngilizler kesinlikle bunu kabul edemeyeceklerini söyledilerse de kimse onları dinlemiyordu ancak İngilizler son bir umutla Padişahın tuğrasını taşıyan eski kapitülasyonları gösterdiler. Ve bu işe yaramış gözükürken kethüda sadrazamla tekrar görüştükten sonra elçiye getirdiği cevapta Köprülü’nün selamlarını gönderdiğini, istenen belgelerin üç gün hatta belki de iki gün içinde tamamlanabileceği notu düşülmüştü. Şimdi asıl soru bu iki ya da üç günün ne anlama gelmiş olabileceğiydi. Osmanlı’da devlet içinde bürokrasinin akışına bakılırsa bu aylar alabilirdi. Aslında bu akışa bakılırsa görünen o ki; Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın bu kurnazca uyguladığı bezdirme taktikleri ile elçileri pes ettirip zayıf düşürerek ne verilirse onları kabul etmelerine neden oluyordu ancak bu kez elçi Finch çetin ceviz çıkmıştı. Köprülü doğrusu onun bu dirayetli ve sabırlı yaklaşımını takdir etmiş gözüküyor olsa da nezaketini daima korumayı başarmış ve kimseye saygısızlık etmemiş bu elçiye karşı saygı duyduğu da belliydi. İNGİLİZLER 17.YÜZYILDA İNCİRİ BİLMİYORLARDI Elçi Finch işi buraya kadar getirmeyi başarmıştı ama şimdi onu yeniden bir sürpriz bekliyordu ki hesapta olmayan bir maddenin eklenmesi onu ilgilendirdiği kadar İzmir’i de ilgilendiren bir talepti. Buna göre, İngiltere kralı her yıl kendi mutfağı için, o yıl verimin bol olması ve kıtlık yaşanmaması kaydıyla, İzmir’den veya başka bir Osmanlı limanından iki gemi dolusu incir ve üzüm satın alabilecekti. Ama Osmanlı topraklarında sebze ve meyce ihracı yasak olduğundan bu durum Kral’a tanınacak olan büyük bir ayrıcalık olacaktı. Ve kapitülasyonlara eklenecek olan bu maddeyle kralın mutfağına gidecek olan İzmir incirleri, ilk kez yabancı bir ülkeye gönderilmiş olacaklardı. İngilizler 17.yüzyılda incirin nasıl bir meyve olduğunu bilmiyorlardı. Belki ismini duymuş olsalar da yetiştiği ağacı bile görmemişlerdi. O dönemlerde Avrupa ve Asya’yı gezen İngiliz gezgin Peter Mundy, İstanbul’daki Topkapı sarayının bahçesinde hayatında ilk kez rastladığı bazı ağaçlardan,”sadece ismiyle bildiğimiz ağaçlar” diye söz ederken bunlardan birinin incir olduğunu diğerlerinin ise badem,zeytin,nar, limon ve portakal olduğunu söylemeliyiz. Dolayısı ile tadı pek bilinmeyen İzmir incirinin ithal edilme ayrıcalığını ne kral ne de tüccarlar tam olarak değerlendiremiyorlardı ve bu durum elçi Finch tarafından bir ilgisizlik olarak görülmüştü. Bu yüzden Padişahın yetkililerin bu kayıtsız yaklaşımlarına kızarak kendilerine verilen bu ayrıcalığı iptal bile edebileceğinden kuşkulanıyordu ve bu nedenler İngiliz yetkililere bir mektup yazarak, Kralın mutlaka Padişaha bir mektup göndererek henüz tadına bakmamış olsa bile nezaketen “ O meyvenin tadına baktım, çok beğendim” gibi şeyler yazarak, incirler için teşekkür etmesinin çok önemli olduğunu belirtmişti. Kral bunu yaptı mı bilinmiyor ama bu tarihten tam 64 yıl sonra 1739’da İzmir’e gelen İngiliz papaz ve antropolog Richard Pococke, “ kapitülasyonlardaki bir ayrıcalık sayesinde ve kralın mutfağına gittiği bahanesiyle”, İzmir’den İngiltere’ye çok miktarda meyve ithal edilmekte olduğunu yazacaktı. İngiltere 1851 yılında her yıl 700 ton İzmir inciri ithal ediyordu. Hatta İngilizler tarafından İzmir hakkında 1857 yılında hazırlanan bir ticaret raporunda “lop” diye adlandırılan ticari İzmir incirinin niteliğine göre ikiye ayrıldığından söz ediliyor ve bazı bilgiler veriliyordu. İzmir inciri ahşaptan yapılan yuvarlak kutulara konularak üzerleri de kurtçuklara karşı defne yaprakları ile kaplanarak gönderiliyor ve kutu açılınca etrafa hoş bir koku yayılıyordu; ve İngilizlerin bu tatlı yuvarlak ve lezzetli meyvenin bağımlısı olmalarının nedeni olarak İngiliz elçi John Finch’in gösterdiği sabır ve nezaketin payı olduğu kadar, bunu takdir eden Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa olduğu söylenebilir. İNGİLİZ FINCH’İN DOSTUNUN ÖLÜMÜ :“BENİ BU DÜNYAYA BAĞLAYAN MUTLULUĞUN İPİ KESİLDİ?” Edirne’ye Padişahın huzuruna çıkmak için yola çıktığı yıl Finch’in yanında yine hayattaki en sevdiği dostu ve hayranlık duyduğu partneri ve yine onun gibi hekim olan Sir Thomas Baine vardı.Ancak Finch, Baines’in 1680 yılındaki ölümüyle kendi deyimiyle onu bu dünyaya bağlayan mutluluğun ipi kesilmişti. İngiltere'ye döndükten iki yıl sonra orada akciğer zarı iltihabından yaşamını yitirdi. Finch ve Baines'in yaşam boyu süren araştırmaları ve bilimsel araştırmaları, yayınlanmamış defterler ve mektupların yığınının ötesinde bize hiçbir bilimsel miras bırakmadı, ancak onların mermerden anıtı ilgi çekici ve kalıcı bir aşkın son derece açık bir hatırlatıcısı olarak zihinlerde kalacaktır. MR Yararlanılan Kaynaklar: Güzin Özen Yılmaz. “Elçiye Zeval Olmaz” 2014 Royal College of Physcians “Beutiful and unbroken marriage souls” article Sir John Finch and Sir Thomas Baines,Journal of Royal Society of Medicine-1978