NISAN2021 Özlem Yurdakul
Yeni bir yıl ve yeni birikimler
Yeni yıla girerken geçtiğimiz yıla mesleğim adına neler eklediğim, bu konuda özellikle evdeki pratik uygulamalarım ve beslenme yaklaşımlarım çevremde merak konusu. Biraz da geçmiş ve bu senenin muhasebesi pandemi sonrası gerekli hale geldi denebilir. Diğer yandan senelerdir yapmak istediğim şeyi yapıyorum, yazıyorum. Geriye kalan en önemli şey ise yazmadaki istikameti belirleyebilmek ve okuyanlara ışık tutabilmek. Teknik türde makale yazarken, anlayabileceklerin sayısı genelde akademik eğitim alanlarla sınırlıdır nedeni de bolca teknik teferruat. Yıllar geçtikçe insana daha bir olgunluk daha bir anlaşılabilirlik çöküyor, istekler daha bir belirginleşiyor, istediğim şey ise iki çarpı iki dört eder gibi yazabilmek, yani hem anlaşılabilir, hem de teknik bilgiyi içeren yazım tarzı. Sanırım en nefret ettiğim şey anlaşılamamak ve kulağı tersten göstermek. Aslında beslenme birikimimle ilgili geçmişe yolculuk yaptığımda da bilinçli bilinçsiz ama ilginç pek çok davranış biçimi ile karşılaşıyorum. Mesela, kampüste çoğu zaman aç kalırdım yine de hamburger yemezdim, yani slow food hareketine katılım, içten içe o dönemler de başlamış bile. İlginç ama McDonald's bana hiçbir zaman çekici gelmedi. Kahvaltıda ise her gün en az bir demet limonlanmış maydanozu mutlaka mideye indirirdim, maydanoz buharında cilt temizliği de işin ödül kısmı... Deniz kirliliği 20 sene öncesinden beni telaşlandırmaya başlamış bile ve deniz ürünleri tüketimini biraz katı da olsa yasaklamışım kendime. Bu biraz da zamanla kolay aşamadığım bir takıntı haline geldi denebilir. Peki, omega 3 seviyem? O da geç de olsa yıllar sonra takviyelerle toparlanmaya çalışıldı. O zamana kadar da bitkisel kaynaklı besinlerden gelenlerle idare edildi denebilir. Kilo değerlendirmesi açısından ise, öğrencilik dönemlerimde, beslenmede uçlara gitmeden, biraz da orta yolu tercih ederek, senelerce istediğim kilolarda diyetsiz kalabildim. Geçmişte pek kullanmamama rağmen son zamanlarda takviye listem hiç olmadığı kadar artış gösterdi. Yılların birikimi olan beslenme eksikliği korkularım bu birikimi adeta hızlandırıyor denebilir. Klasikler listesine en son eklenenler ise aronia, nar çekirdeği yağı, primrose oil ve chlorella. Şüphesiz takviye kullanımında en doğru yaklaşım, rastgelelikten ziyade gerekliyse kullanım olmalı ve tabii ki en uygun kullanım zamanı da en uygun şekilde belirlenmeli. Son zamanlarda hayvansal ürün tüketimini azaltmayı düşünsem de, iki üç senedir düzenli kefir içicisiyim, çorbalara, pilava, makarnaya ve uyumlu olarak neyi bulursam ona mutlaka koyuyorum. Bu sene manda yoğurdunu da yaşamıma soktum, tanıdık bir mandıradan temin ediyorum. Öğrenciliğimde en sevmediğim içecek nescafe türleriydi. Peki çay? Günlük bir iki bardaktan fazla içilmezdi, onun yerine stres nöbetlerimi kurtarıcı olarak, kokulu melisa çayı tercih edilirdi. Tek zaafım ise çikolataydı, bunun karşılığını da yıllar sonra diyabette sınırlarda gezinerek buldum. Çalışma hayatımda bir dönem unlu çeşitlere sarmıştım, bu glutenli ürünlere yakınlığın karşılığı da haşimatoya yakalanarak görüldü. Aslında düzensiz beslenilen bu dönemler, kendimi hep suçlu hissettiğim zaman dilimleri, çünkü bir iki sene içinde alınan kilolarla 70 kg’a ulaşıldı, bu suçluluk hissinden nasıl mı kurtuldum? Bir çeşit detox olan ve günde bir kaç kez yaptığım foat soakların yanı sıra, meditasyonların faydası da çok büyük oldu diyebilirim. Öğrencilik yıllarımda ise takıntımın olduğu ve en başarılı olduğum ders mikrobiyolojiydi. Görünmeyen canlılarla uğraşmak, yeri geldiğinde de bu canlıları dezenfeksiyon ve sterilizasyonla denetlemek, bana garip bir şekilde zevk verirdi ve bu da beni bir şekilde disipline ederdi. İşyeri olsun, ev ortamı olsun kritik kontrol noktalarının belirlenmesi ve hijyen ve sanitasyon kurallarının bu noktalarda başarıyla uygulanması, beni her zaman mesleğim adına tatmin eden önemli uygulamalardandı.Aslında, laboratuvar ortamlarını da öğrenciliğimden beri hissiz bulurum ve hatta biraz çıkıntılık yapıp, tüm laboratuvarlara manzara resmi konulmasını isteyecek kadar da, estetik kaygılarım ön plandadır. Peki, pandemi süresince beslenme tarzımda neler değişti? En önemlisi pandemi öncesi kadar pek de fazla smoothie içmediğimi farkettim, sanırım bu aralar bu durumu biraz düzeltmeye başladım bile. "Smoothie"ler için kullandığım spinulina tozuna moringa tozu eklendi, diğer eklenecekler sırasında buğday çimi ve açai tozu da var. Diğer farkettiğim şey de, pandemi sürecinde omlette kullandığım bakliyat unlarım da (nohut, mercimek unu) kaybolan güzel alışkanlıklarımdan. Kahveye hindistan cevizi yağı ve içme suyuna her gün taze zencefil ve limon karışımı eklemek ise bir diğeri. Bu sene bir amacım da, mutfağımda vegan sütlerimi ve yoğurtlarımı mütemadiyen kendim üretebilmek ve biraz daha fazla vegan mutfağına kayabilmek. Mutfakta kullandığım yağlardan olan zeytinyağı, hindistan cevizi yağı, çörek otu yağı ve susam yağına bu sene ghee, üzüm çekirdeği yağı ve avokado yağını da sürekli kullanım için eklemeyi düşünüyorum. Meyve ve sebzeleri yıkamak için kullandığım sirke, karbonat, kaya tuzu ve limon suyuna en son eklenen sanitasyon ajanı ise çay ağacı yağı. Trans yağ oluşturan her türlü pişirme tarzı ise mutfakta mutlaka devre dışı olacak. Mümkünse her gün stretching yapılacak ve melatonin hormonunu gözetecek uyku düzenine ise devam. Bakalım önümüzdeki yıl ki birikimlerimiz, o ana kadar biriktirdiklerimizle yarışabilecek mi?
zala balayage hair extensions balmain hair extensions clip in hair extensions uk best hair mask for fine hair how to make a ponytail wig cap hair extensions uk tresemme hair dryer boots black bridesmaids hairstyles hair extensions selena gomez hair clips 2018 vine mink brazilian hair 9a real hair wigs uk