KASIM 2021 Köy Enstitüleri yaşasaydı... 1940’ta hayata geçirilmiş bir eğitim modelinin üzerinden geçen yıllara, değişen dünya düzenine meydan okuyarak hala gündemde kalması nasıl mümkün oluyor? Bu nasıl bir eğitim modeliydi ki akıllarda bu denli yer etti? Kapanmayıp günümüze kadar ulaşsaydı neler olurdu? Bu konuya dair binlerce soru üretilebilir… Köy Enstitüsü mezunu öğretmenler, çok sayıda başarılı çocuk yetiştirdi. Nobel Kimya Ödüllü Aziz Sancar da onlardan bir tanesiydi. Sancar, “Başardım çünkü öğretmenlerim köy enstitülüydü” dedi. Günümüzde akıllara gelen ana soru şu: Eğitim sistemi ortadayken, Köy Enstitüleri’ni örnek alarak oluşturulacak bir eğitim modeli hayata geçirilemez mi? Köy Enstitülerinin öyküsüne kısaca bir göz attık. Sonra da Köy Enstitüleri hakkında araştırmalarda bulunmuş isimlere kulak verdik. “Ne yapılabilir?”, “Neden yapılmıyor?” sorularının yanıtlarını aradık. "Sosyalizm İzmir’e, İzmir sosyalizme çok yakışır" diyen TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan ile Tuğrul Keskin söyleşti. Cumhuriyet Türkiye’sinde en üst kademelerde görev almış iki önemli isim olan 1892 Kuşadası doğumlu Mahmut Esat Bozkurt ve 1886 Ödemiş doğumlu Şükrü Saraçoğlu'nun Millî Mücadelede ve Cumhuriyet’e giden yolda yaptıkları katkıları Dr. Murat Turan yazdı. İzmir Life yazarları ekim ayında Belediye Başkanı Mesut Ergin'in davetlisi olarak Ayvalık'a gittiler. Kentin tarihi mekanlarını gezdiler ve en çok yenileme çalışmaları süren ve belediye hizmet binası olarak kullanılacak olan tarihi yapı ile ilgilendiler. Erma Malkuna, İzmirliler tarafından tanınan, geleneksel tedavi konusunda ihtimal annesinden el almış iyileştirme sanatını bilen bir şifacıydı. 1900 yılında Kuşadası’nda dünyaya sağır ve dilsiz olarak gelen oğlu Albert Karmona’nın İzmir Sağır ve Dilsizler Okulu ile kesişen öyküsünü Orhan Beşikçi yazdı. Son yıllarda gastronomi konusun İzmir'in gündeminde sürekli olarak yer alıyor. İklim şartları ile birlikte yerel yönetimlerin tarımsal üretimi destekledikleri, organik tarımın başkenti olarak anılan kentin Urla ilçesi yaptığı atılımlarla gastronomide adını öne çıkarmayı başardı. Bu sayıda Urla'da ki VinoLocale restoranın şefi Ozan kumbasar ile yemek serüvenini Zeynep Omay konuştu. Sanatsal özerklik, tiyatroyu tiyatrocuların yönetmesi, genel sanat yönetmeninin görev süresinin sınırlandırılması… Genel Sanat Yönetmeni Yücel Erten, İzmir Büyükşehir Belediyesinin 70 yıllık hasrete son vererek kurduğu Şehir Tiyatrolarının, “ödenekli tiyatrolar tarihinde ilk olan ilkelerle geldiğini” Duygu Özsüphandağ Yayman'a anlattı. Ayn Rand (1905-1982) kurduğu objektivizm felsefesi ve yazdığı Yaşamak İstiyorum (We the Living), Ben (Anthem), Hayatın Kaynağı (The Fountainhead) ve Atlas Silkindi (Atlas Shrugged) kitapları ve objektivizm felsefesiyle tanınan filozof bu ay Nedim Atilla'nın konuğu… Sanat yaşamında bugüne kadar yüzlerce resim yapan, eserleri dünyanın ünlü galerilerinde sergilenen, birçok kişisel sergi açan Bedri Karayağmurlar Türkiye’nin çok sayıda yerleşip yaşanacak yeri varken, neden Ayvalık’ı tercih etti, neden burada bir ev satın aldı, neden atölyesini burada açtı, sorularının cevapları Işık Teoman'ın söyleşisinde. Fotoğraf ve resim sanatını bir araya getiren Foto-Gerçekçiliğin öyküsü, Amerika ve ülkemizdeki temsilcileri hakkındaki bilgileri Raşel Rakella Asal derledi... İzmir'in kavakları ve çınarlarında hüzün mevsimi yaşanıyor. Her şeyin çok güzel olması dileklerimizle, keyifli okumalar.
KÖY ENSTİTÜLERİ KURULDU VE BOZKIR CANLANDIKÖY ENSTİTÜLERİ KURULDU VE BOZKIR CANLANDIKöy Enstitüleri kuruldu:“Bozkır canlandı” 1940’ta hayata geçirilmiş bir eğitim modelinin üzerinden geçen yıllara, değişen dünya düzenine meydan okuyarak hala gündemde kalması nasıl mümkün oluyor? Eğitim sistemi eleştirilirken neden Köy Enstitüleri gibi bir eğitim modelinin olması gerektiği söyleniyor? Bu nasıl bir eğitim modeliydi ki akıllarda bu denli yer etti? Kapanmayıp günümüze kadar ulaşsaydı neler olurdu? Bu konuya dair binlerce soru üretilebilir… Enstitü mezunu öğretmenler, çok sayıda başarılı çocuk yetiştirdi. Nobel Kimya Ödüllü Aziz Sancar da onlardan bir tanesiydi. Sancar, “Başardım çünkü öğretmenlerim köy enstitülüydü” dedi. Köy Enstitüsü mezunları arasında, bilim insanları, yazarlar, ozanlar, siyasetçiler, ressamlar yer aldı. Dursun Akçam, Talip Apaydın, Fakir Baykurt, Adnan Binyazar, Kemal Burkay, Ümit Kaftancıoğlu, Mustafa Koç, Dursun Kut, Mahmut Makal, Mehmet Özel, Pakize Türkoğlu, Ali Yüce, Tahsin Yücel... Ferhat Aslantaş, Temel Ateş, Yusuf Ziya Bahadınlı, Ali Rıza Çetiner, Hasan Fehmi Güneş, Şükrü Koç, Hayrettin Uysal, Niyazi Ünsal, Mustafa Üstündağ, Sami Akıncı, İsmail Avcı, Ayşe Baysal, Halis Biçer, Mürüvvet Bilen, Fikri Cantürk, Saim Kaptan, Yakup Kepenek, Yahya Özsoy, Cemal Yıldırım ve dahası… Yaklaşık 10 yılda Türkiye’nin yüzünü değiştirdi Köy Enstitüleri. Devam etseydi neler olacaktı, kim bilir… Günümüzde akıllara gelen ana soru şu: Eğitim sistemi ortadayken, Köy Enstitüleri’ni örnek alarak oluşturulacak bir eğitim modeli hayata geçirilemez mi? Gelin de Köy Enstitülerinin öyküsüne kısaca bir göz atalım. Sonra da Köy Enstitüleri hakkında araştırmalarda bulunmuş isimlere kulak verelim. “Ne yapılabilir?”, “Neden yapılmıyor?” sorularının yanıtlarını birlikte arayalım.
ANADOLU EFESANADOLU EFESAnadolu Efes’in global inovasyon üssü İzmir’deki inovasyon üssü olarak açılan Anadolu Efes Yenilik Atölyesi’nde Türkiye’nin global pazarda daha fazla söz sahibi olması için çalışılıyor. Anadolu Efes 40 yıldır sürdürdüğü Ar-Ge çalışmalarının son halkası olarak İzmir’de Anadolu Efes Yenilik Atölyesi adını verdiği inovasyon merkezini kurdu. Hem yeni ürünlerin geliştirilmesi hem de üretim teknikleri üzerine çalışmalar yapılan bu platform ile ilgili Anadolu Efes Türkiye Genel Müdürü Tuğrul Ağırbaş, “İnanıyoruz ki Anadolu Efes Yenilik Atölyesi sektörümüzde inovatif yaklaşımlarıyla Türkiye’nin dünya bira pazarında daha fazla söz sahibi olmasını sağlayacak” dedi. Dünyadaki trendleri yakından takip eden Anadolu Efes, dünya bira literatürüne üçüncü bir üretim tekniği olarak girmesi beklenen +1 Dinlendirme Tekniği’ni bu merkezde geliştirdi. Yenilik Atölyesinde yakın zamanda gluten içermeyen ürün de geliştirilerek piyasaya verildi. Üç yıl süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda geliştirilen ürün ile şirket Avrupa Çölyak Derneği standardı uygunluk belgesi ve aynı zamanda uluslararası geçerliliği bulunan Crossed Grain logosunu da İngiltere Çölyak Derneği’nden almaya hak kazandı. "Değişime öncülük ediyoruz’ Tuğrul Ağırbaş, “Yolculuğumuza 1969 yılında İzmir’de kurduğumuz fabrikayla başladık. İlhamımızı aldığımız bu kent, bizim için varoluş hikayemizi yazdığımız önemli bir noktadır diyebilirim. Ürünlerimizi dünyanın 70’ten fazla ülkesinde tüketicilerle buluşturuyoruz. Dünya çapında rekabet eden bir bira üreticisi olarak geldiğimiz nokta, dönüştürücü bir role bürünmeyi, değişime öncülük etmeyi ve geleceği şekillendirmeyi gerekli kılıyor. Anadolu Efes Yenilik Atölyemizde de tam olarak bunu yapmayı amaçlıyoruz” dedi.
KEMAL OKUYANKEMAL OKUYANTÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ GENEL SEKRETERİ KEMAL OKUYAN:"Sosyalizm İzmir’e, İzmir sosyalizme çok yakışır." Türkiye Komünist Partisi’nin kendinden ve doğrularından emin enerjik, genç Genel Sekreteri Kemal Okuyan’la, İzmir’de yaşayan şair/yazar Tuğrul Keskin keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi. "Şimdi aydınlıkla karanlık arasında, emek ile sermaye arasında bir mücadele sürmekte. Benim kafamdaki İzmir imgesi bu mücadeleyle bağlantılı... Bir İzmirli olarak tarafım ve bu kentin ırkçılığı, zorbalığı, yobazlığı, sömürüyü geriletmesini, ona karşı boyun eğmemesini isterim. Bu anlamda bizim mücadelemizde öteden beri söylendiği gibi benim için İzmir 'Güzel İzmir'dir."
BOZKURT VE SARAÇOĞLUBOZKURT VE SARAÇOĞLUEgeli çiftçi ve saraç babaların vekil oğulları: Mahmut Esat Bozkurt ve Şükrü Saraçoğlu 1892 Kuşadası doğumlu Mahmut Esat Bozkurt ve 1886 Ödemiş doğumlu Şükrü Saraçoğlu, Cumhuriyet Türkiye’sinde en üst kademelerde görev almış iki önemli isimdir. Cumhuriyet’in ana kurucu kadrosundan yaş olarak küçüktüler. Ancak Millî Mücadele’ye katılıp, Cumhuriyet’e giden yolda önemli katkılar sundular.
IF WEDDING GELİYORIF WEDDING GELİYORIF Wedding için heyecanlı bekleyiş sürüyor 16-19 Kasım 2021 tarihlerinde fuarizmir’de kapılarını açmaya hazırlanan IF Wedding Fashion İzmir bilgilendirme toplantısı, sektör temsilcilerinin katılımı ile gerçekleşti. T.C. Ticaret Bakanlığı himayelerinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliği ve Ege Giyim Sanayicileri Derneği partnerliğinde İZFAŞ tarafından düzenlenen IF Wedding Fashion İzmir – Gelinlik, Damatlık ve Abiye Giyim Fuarı için yapılan hazırlıkların aktarıldığı bilgilendirme toplantısı, Tarihi Havagazı Fabrikası’nda yapıldı. “Fuarımız kapılarını yeniden ihracat ve ticarete açacak” Uzun bir zaman sonra tekrar fiziki bir ortamda beraber olmanın mutluluğunu dile getiren İZFAŞ Genel Müdürü Canan Karaosmanoğlu Alıcı, “2020 yılı Ocak ayında hep birlikte güzel bir fuar geçirmiştik. Arzumuz yine sektörümüzün satış ve ihracat yapacağı bir mecrayı İzmir’de sunmaktı. Dolayısıyla hiçbir zaman vazgeçmedik. Fuarımızı nasıl geliştirebiliriz, size daha iyi network sağlayacak bir fuarı nasıl hayata geçirebiliriz bunlarla ilgili hep birlikte çalıştık. Geldiğimiz son aşamada mutlulukla söyleyebilirim ki, fuarımız kapılarını yeniden ihracata ve ticarete açacak” dedi. Uluslararası etkinliklerin bir yıl boyunca iptal edilmesiyle fiziki fuarlarına da bir süre ara verdiklerini belirten Alıcı, pandemi döneminde açtıkları ilk fuar olan Marble İzmir ile yeniden canlanan fuarcılık dönemine ilişkin şunları söyledi: “Ağustos ayında Marble İzmir’i açtık. Mottomuz şuydu: Katılan kazanacak. Nokta atışı ziyaretçiyi İZFAŞ bu fuara getirebildi ve ilk defa ticarete kattığımız ülkeler oldu bu fuarda. Ardından son bir buçuk aylık süreçte 7 tane fuar açtık" dedi.
İZMİR ŞEHİR TİYATROLARI PERDELERİNİ AÇTIİZMİR ŞEHİR TİYATROLARI PERDELERİNİ AÇTIİzmir Şehir Tiyatroları70 yıl sonra “tarihte ilkler” ile geldi Sanatsal özerklik, tiyatroyu tiyatrocuların yönetmesi, genel sanat yönetmeninin görev süresinin sınırlandırılması… Genel Sanat Yönetmeni Yücel Erten, İzmir Büyükşehir Belediyesinin 70 yıllık hasrete son vererek kurduğu Şehir Tiyatrolarının, “ödenekli tiyatrolar tarihinde ilk olan ilkelerle geldiğini” anlattı. ŞT, Erten’in Aziz Nesin’in öykülerinden uyarladığı Azizname ile 1 Ekim’de perdelerini açtı. Fransız yazar Coline Serreau’nun “Tavşan Tavşan”ı, Kasım ayında prömiyer yapacak. Üçüncü oyun da ŞT’nin kalıcı sahne olarak kullanacağı ve halen yenilenmekte olan İsmet İnönü Sanat Merkezi’nin, yeni yıldaki açılışı için tasarlanıyor: Büyük ozan Nâzım Hikmet’in “Ferhad ile Şirin”i. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na da bir hazırlıkları var. İlk çocuk oyunu 23 Nisan’da küçük izleyicilerle buluşacak. Oyun takvimiyle ilgili güncel bilgiler www.izmirsehirtiyatrolari.com adresinden takip edilebilir.
SMILE LAZERSMILE LAZERGöz tedavisinde 3. nesil lazer teknolojisi: Smile Lazer “Göz çizdirme” olarak adlandırılan lazer tedavi yöntemleri, artık gözün kornea tabakasına dokunmadan gerçekleştirilebiliyor. Bu ileri teknolojilerden biri de SMILE Lazer. Dünyagöz İzmir’den Doç. Dr. Gökçen Gökçe, bu yeni tedavi yönteminin bir devrim olduğunu belirtirken, tedavi alanlarını ve avantajlarını da şu sözlerle açıklıyor: “Miyop ve astigmatta çok düşük ve çok yüksek derecelerde bile başarılı sonuçlar elde edebildiğimiz SMILE Lazer sayesinde, hastalarımız diğer tedavi yöntemlerinde yaşanan komplikasyonlardan da korunmuş oluyor. Klasik lazer yöntemlerinde korneaya uygulanan kesi işlemi, bu yöntemde uygulanmıyor. Göz bozukluğu korneada kapak açmadan düzeltiliyor. Hastalarımız, göz kalkanına hiç dokunmadan gerçekleştirilen bu tedavi yöntemiyle ileriye dönük oluşabilecek komplikasyonlardan da korunmuş oluyorlar.” Göz kuruluğu yaşamadan tedavi mümkün! Yöntemin en önemli özelliklerinden birisinin de hastada kuru göz oluşturmaması ve kuru gözlü hastalara rahatlıkla uygulanabilmesi olduğunu belirten Dünyagöz İzmir’den Doç. Dr. Gökçen Gökçe, klasik yöntemlerin göz kuruluğuna sebep olduğunun altını çiziyor. SMILE yöntemindeyse, flepsiz (korneada kapak açılmadan) bir operasyon yapıldığından, kuru gözlü hastalarda bile rahatlıkla uygulanabiliyor. Eğer siz de lens ve gözlük kullanmaktan yorulduysanız, korneanız ince ve göz numaranız yüksekse, SMILE Lazer tam size göre demektir. Daha iyi bir görüş için; bir göz doktoruyla görüşebilir, detaylı tetkiklerin ardından tedavinizi planlayabilirsiniz. İyi ve berrak seyirler dileriz!
KIZIL ELMAKIZIL ELMAKızıl Elma'dan İkinci Bahara Ayvalık Kızıl Elma ve Kapetan Mihali Papazi Gezimiz sırasında Ayvalık’ın 13 Nisan Caddesindeki Şeytan’ın Kahvesi’nde soluklandık. “Şeytan” çocukluğunda çok yaramaz olan Midillili Halil’in (1877-1932) lakabıymış. Çocukları ve torunları işletmede onun lakabını yaşatmaktalar. Soğuk koruk sularını yudumlarken, işletmenin şimdiki sahibi Suat Bey üzerinde elma dalı kabartması olan bir tuğla getirdi. “Bu nedir?” diye sorduğumuzda; Yunanlı turistler buna “kızıl elma dediler” diye açıkladı. Tuğla binanın alnında imiş, tadilat sırasında çıkarıp bina içinde saklamaya başlamışlar. Mora Yarımadasında Yunanların 17 Mart 1821'de Osmanlılara karşı ayaklanmasına Ayvalık Rumları da destek vermişlerdi. Ayvalık’ta 1462’den 1922’ye kadar giden sürekli ayaklanmalar ayrıca incelenmesi gereken bir konu. Yunan isyancıları için “İstanbul’un alınıp, Bizans’ın tekrar canlandırılması” büyük utkuları olan “Kızıl Elma” ile simgeleşiyordu. Kısacası Rumların “Kızıl Elma” simgeli bu binası, isyancıların bir araya geldiği merkezlerden biri olmalı... Çete başları “Kapetan” adı alırdı Ayvalık Panagia Phaneromeni Ayazması’sının 1867’de Sakız Adası'ndan “Kapetan Mihali Papazi"nin harcamalarıyla yapıldığı söyleniyor ve ona ithaf edilen bir mermer levha iç kısımda sergileniyor. Kapetan Mihali Papazi de muhtemelen Türk köylerine yaptığı baskınlarda elde ettiği altınları bu ayazmaya bağışlamış bir çete reisi olmalı..
AYVALIK UNESCO YOLUNDAAYVALIK UNESCO YOLUNDAZeytin ülkesi Ayvalık Unesco yolunda Belediye Başkanı Mesut Ergin’in nazik daveti üzerine geçenlerde Ayvalık’taydık. Başkan, bizi ilk önce restorasyonuna çok önem verdiği bir konağa götürdü. Tarihi binanın girişinde Fen İşleri Müdürüyle birlikte bize yapı hakkında bilgi verdiler. Bodrum katında çatıdan gelen yağmur sularıyla dolan tonlarca su alan deposunu gösterdiler. Çatıdan depoya suyu ileten orijinal su künkleri yerli yerinde tutulmuş. İkinci kata çıkınca köşede yapı sırasında üzerinde marka adları olan ve boşa çıkan tuğlaları duvar yapımında kullanmışlar ve de okunsun diye o alanı sıvasız bırakmışlar. Biz gezerken diğer bir odanın eşiği daha yeni açılmıştı. Bir tuğla izi dikkatimi çekti. Başkana gösterdim ‘’aman ne olur bu eşik camla kaplansın’’ dedim. Başkan hemen ilgilendi. Ustaya oranın kırılmayan, görülebilen bir camla kaplanmasını ifade etti. Bu gösteriyor ki binanın restorasyonunda örnek alınacak hassasiyetleri var. Tek tek odaları dolaştık ve bahçeye çıktık. Temeller yeniden kazılmış ve izalosyon çalışmaları yapılıyor. Merdivenlerden inerken bile Başkan, hararetle binanın yapımından bahsediyordu. Yeni belediye binası olacak bu tarihi bina deniz kenarında iki katlı ve yüksek tavanlı odalardan oluşuyor. Bina 19. yüzyılda Rum asıllı Yorgolo isimli vatandaş tarafından Ayvalık’tan demiryolu geçecek diye otel düşüncesiyle inşa ediliyor; ancak demiryolu fikri ortadan kalkınca o yıllarda hastane olarak kullanılıyor. Son yıllarda eskiyip tamir edilmeyince boş olarak kalmış. Mesut Ergin Başkan, Milli Emlak Müdürlüğünün kapısını çalıyor, hayallerini projelerini anlatıyor ve uzun uğraşlar sonucu binayı Belediye için kotarıyor. Herkes bilir ki Milli Emlak’tan bir bina, bir arsa almak hiç de öyle kolay değil. Önce bu kurumumuzu ikna etmeniz, ona yapacaklarınız konusunda güven vermeniz lazım. Bir de kentin iç dinamikleri var onları da inandırmak gerekiyor. Çünkü Kimileri bu konuda diyor ki ‘’ya, Başkan yapalım yeni bina olsun bitsin’’. Başkan ise; ‘’bu bina babalarımız zamanında hastane idi. Bizim gençliğimizde vergi dairesiydi. Bina 1800 ler de yapılmış. Ayvalık gibi tarihi bir kentin, hikâyesi olan daha büyük bir binada hizmet vermesi gerekir’’ demiş. Başkan bu söylediklerini bize aktarırken odada sandalyeden kalkıp, bağırarak ‘’hay sen çok yaşa Başkan’’ diyesim gelmişti kendimi zor tuttum. Çünkü Yerelin Sesi gazetesinde ‘’Unesco ve Tarihi Kentlerin Belediye Binaları’’ adlı yazı yazmış bu konuya değinmiş ve orada şuna vurgu yapmıştım: eğer kentlerimizden bazıları Unesco’ya girmişler veya o yolda yürüyorlarsa o kentlerin belediyeleri tarihi binalarda hizmet vermeliler diye yazmıştım. Aslında bu yazımla Unesco’ya girmiş iki tarihi kentimizin politikacılarına dikkat çekmek istemiştim. Ne yazık ki onlardan hiç ses çıkmadı aksine hâlen yeni bina yapalım, eski binadan kurtulalım düşüncesi içindeler. Çok üzülmüştüm. O yazım bu duruma karşılık olarak çıkmıştı. Aylar sonra karşımda beni teyit edercesine ‘’Tarihi kentler tarihi yapılarının hikâyesiyle değer bulur kentine çevresine değer katar’’ diyen bir Başkan buluyorum. ‘’Bu kentin bir özel hikâyesi ve uzun bir geçmişi var. Belediye için herkes yeni bina yapmaktan yanaydı. Ben ise hikâyesi olan bu yapının Belediye binasının olmasından yanaydım. Belki birimlerin yüzde 50 si sığacak ama olsun. Bu hikâyeyi Unesco yolundaki Ayvalık için yazmak önemli. Kuruluşu yüzyıllara dayanan belediyemize bu tarihi bina çok ama çok yakışacak’’ dedi. Şimdi ben bu sözleri söyleyen Başkana selam durmayayım da ne yapayım a dostlar! Benimle aynı düşünce de olan bir Başkanı başka yerde ararken Ayvalık’ta bulmuştum. Daha eski bir yapıda hizmet vermek Ayvalık’a ne katacak derseniz hemen sıralayayım; Öncelikle kenti ziyaret edenlere bu kent belediyeciliğinin ne kadar eski olduğunu hatırlatacak, Belediye Başkanları yabancı Delegasyonları bu ulvi binada ağırlamaktan ve burada görev yapmaktan zevk alacaktır. Onlara hiç konuşmadan binanın eskiliğiyle kentin tarihini onlara diplomatik olarak yansıtacak. Üstelik Unesco kentlerin ve doğanın koruyucu meleğidir. İnsanlığa Kültürel varlıklarını koruyucu duygusunu aktarır. Biz rehberler, yurt dışında gezdiğimiz ve gezdirdiğimiz kentlerin belediye binalarının ne kadar tarihi yapılar olduğunu görmekten ve göstermekten geri durmuyoruz. Onlara da biz burada gururla bu yeni Ayvalık Belediye binamızın hikâyesini de anlatarak gösteririz. Bu çok özel bir ayrıcalıktır, bilinsin isterim. Sanırım Ocak 2022 itibariyle Ayvalık Belediyesi yenilenmiş bu tarihi değerli müze gibi binada hizmet verecek.
ALBERT KARMONAALBERT KARMONAŞifacı annenin oğlu Albert Karmona Sefaradlara özgü tedavi eylemi yüz yıllar içinde bir sanat dalı olarak gelişmiştir. İyileştirme Sanatı (arte de curar) adı ile anılan, formüller ve dualar tedavi temeli üzerine inşa edilen bu sanata ilişkin bilgilerin aslında sır niteliğini taşıdığı biliniyor. İyileştirme Sanatına hakim olanların topluluk yapısı ise anaerkildir. Başka bir deyişle yöntemlerine ve uygulamalara ilişkin bilgi, anneden kıza aktarılmakta, her yeni nesil deneyimleriyle sanata katkıda bulunmaktadır. Bu yüzden toplumda tedavi uygulamalarının genellikle kadınlar tarafından üstlenildiğini görmekteyiz. Basit olarak adlandırılabilecek rahatsızlıklar söz konusu olduğu zaman doktordan önce şifacı kadınların çağırılması adettendir. İlkel toplumlardan beri kadının doğurganlığını yaratıcılığa ve güce atfeden inanç sistemlerinin bu geleneksel uygulamanın oluşumu üzerinde egemen olması muhtemeldir. Hastalıklarda hekimden önce çağrılan şifacı kadın, evden içeri girer girmez bir eline tuz, diğer eline bir avuç şeker alarak onları evin bir köşesine doğru savurur ve şöyle derdi: “Kötülük olduğu yere, tuzsuz yenen yumurtanın olduğu yere gitsin.” Bu sözlerden kasıt ev ahalisini kötü gözden korumaktı. Sonra şifacı kadın tarafından şeker içeren bir içecek hazırlanır ve bu içecek hasta ve yakınlarına içirilirdi. Amaç moral vermek ve telkin yoluyla hastanın iyileşmesini sağlamaktı… Mide ya da böbrek ağrısı varsa, zeytinyağında pişirilmiş elma hastanın ağrıyan bölgesi üzerine, sırt ya da göğüs ağrısı varsa üzerinde yorgan iğnesiyle delikler açılmış gazete kağıtları hastanın ağrıyan bölgesi üzerine konurdu. İsale ya da mide ağrısı varsa kaynatılmış limon içirilirdi. Diş ağrısı varsa, diş üzerinde rakılı pamuk kullanılırdı. Kabakulakta kulak arkasına tentürdiyotla kafes şeklini alacak çizgi çekilirdi. En son yapılan kötü ruhları kovma tütsüsüydü. Genellikle karanfil, şeker, tarçın ve biberiye bir arada yakılmaktaydı. Yakılan bitkiler eşliğinde evde dolaşılarak evin bütün odalarının tütsülenmesi sağlanmaktaydı. Aslında karanfilin ve sarımsağın kötü enerjiyi evden kovduğu inancı yaygındı. Bu yüzden pek çok evin mutfağında bir kavanoz içerisinde sarımsak ve karanfil bulunurdu…” (1) Erma Malkuna, İzmirliler tarafından tanınan, geleneksel tedavi konusunda ihtimal annesinden el almış iyileştirme sanatını bilen bir şifacıydı. Erma Malkuna’nın reçeteleri 1900 yılında Kuşadası’nda dünyaya sağır ve dilsiz olarak gelen oğlu Albert Karmona’yı tedavi etmeye, konuşup duymasına çare olamadı. İleriyi gören bir anne olarak oğlu Albert’i 10 yaşında tedavi için Paris’e özel doktora gönderdi, ancak sonuç alınamadı. Albert, Paris’te sağır ve dilsizler için eğitim veren terzilik okuluna devam etti, okulunu bitirip diplomasıyla birlikte İzmir’e döndü. Büyük Kardiçalı Han’da terzi dükkanı açtı, diktiği kostümlerle İzmirlilerin dikkatini çekti ve kısa bir sürede ünlendi. Albert Karmona, yoğun olan işlerinden zaman ayırıp sağır ve dilsiz çocuklara özel eğitim verdi. Arkasından İzmir Karşıyaka’da İplikçizade Köşkü olarak bilinen ikiz binaların birinde Sağır ve Dilsizler Okulu’nu kurdu. 1925 yılında Dr. Zibil’in kız kardeşi Judith ile evlenen Albert Karmona’nın üçü kız ikisi erkek çocuğu dünyaya geldi. Valikonağı’nın karşısındaki troleybüs durağana bakan merdivenli evde oturan Albert Karmona, başarılı iş adamı ve iyi bir aile babası oldu. 1962 yılında İzmir’den ayrılıp İsrail’e, çocuklarının yanına gitti ve 1964 yılında İsrail’de vefat etti. Onun kurduğu okulda eğitim gören sağır ve dilsiz çocuklar aldıkları eğitimle sosyal yaşama katılıp meslek sahibi oldular…
BİR ŞEF RESTORANI VİNOLOCALEBİR ŞEF RESTORANI VİNOLOCALEBir şef restoranının lezzet serüveni VinoLocale Son yıllarda gastronomi konusun İzmir'in gündeminde sürekli olarak yer alıyor. İklim şartları ile birlikte yerel yönetimlerin tarımsal üretimi destekledikleri, organik tarımın başkenti olarak anılan kentin Urla ilçesi yaptığı atılımlarla gastronomide adını öne çıkarmayı başardı. Bu sayıda Urla'da ki VinoLocale restoranın şefi Ozan kumbasar ile yemek serüvenini konuştuk.
AYN RANDAYN RANDUltra liberalliği savunan kadın: AYN RAND Alisa Zinovyevna Rosenbaum… Ama onun bilinen adı Ayn Rand… Ayn Rand (2 Şubat 1905 - 6 Mart 1982) kurduğu objektivizm felsefesi ve yazdığı Yaşamak İstiyorum (We the Living), Ben (Anthem), Hayatın Kaynağı (The Fountainhead) ve Atlas Silkindi (Atlas Shrugged) kitapları ve objektivizm felsefesiyle tanınan filozof bu ay konuğumuz. Ustam diyemem ama dünyanın pandemi süreçlerinden geçerken yaşananları anlamaya çalışırken düşünceleri işime en çok yarayan insanlardan biriydi Ayn Rand… Ultra liberal görüşleriyle tanınan Rand'ın savunduğu sisteme "laissez faire capitalism" (bırakınız yapsınlar kapitalizmi) deniyor. Dünya da Covit-19’la beraber bunu yaşamadı mı zaten? Felsefesi ve kitapları kendi bireycilik, rasyonel bencillik ve kapitalizm ile hesaplaşmayı hedeflemiştir. Devletin özgür bir toplumda yasal ama minimal bir role sahip olduğuna inanır Rand. Romanlarında ana kahraman kendi yeteneği özgünlüğü ve bağımsızlığı yüzünden toplumla çatışır, ama bu çatışmalar onun hataları yüzünden değil, rasyonel davrandığı ve yürekten gelen bir şekilde kendi çıkarı için çalıştığı için olur. Rand’a göre rasyonel düşünen akıllar için çatışma söz konusu değildir. Kahraman yine de idealleri doğrultusunda devam eder. Rand bu kahramanı ideal insan olarak görür ve literatürünün bu tip insanlar için bir tanıtım yeri olmasını amaç edinir. Ona göre, insan değerlerini ve hareketlerini mantık kullanarak seçmelidir. Bireylerin kendilerini başkaları için feda etmeden ve aynısını başkalarından beklemeden kendi amaçları için yaşamaya hakları vardır. Kimsenin bir başkasının haklarına güç kullanarak tecavüz etmeye ya da güç kullanarak ona kendi fikirlerini empoze etmeye hakkı yoktur. Ayn Rand Rusya'da St.Peterburg'da doğdu. Yahudi bir ailenin üç kızının en büyüğü idi. Ailesi agnostik ve dine karşı ilgisizdi. Küçük yaşlarından itibaren edebiyat ve sinemaya ilgi duydu. Yedi yaşındayken hikâyeler ve oyunlar yazmaya başladı. Annesi ona Fransızca öğretme görevini üstlendi ve çocuklar için hikâyelerin bulunduğu bir dergiye abone oldu. Gençlik yılları boyunca Sir Walter Scott, Alexandre Dumas ve diğer romantik yazarların kitaplarını okudu ve genel olarak romantizm akımına karşı tutkulu bir sevgi besledi. 13 yaşında Victor Hugo'yu keşfetti ve romanlarına âşık oldu. Sonraki yıllarda Rand onu en sevdiği, dünya edebiyatının en büyük roman yazarı olarak adlandırmıştır. Petrograt Üniversitesi'nde felsefe ve tarih okudu. Üniversite yıllarında yaptığı en büyük keşifler Edmond Rostand, Friedrich Schiller ve Fyodor Dostoyevski oldu. Rostand'a zengin, romantik hayal gücü, Schiller'e de büyük, kahramansı etkisi yüzünden hayranlık besledi. Dostoevsky'e kurduğu drama ve yaptığı derin ahlaki analizler yüzünden hayrandı, ama felsefesine ve hayat anlayışına derinden karşıydı. Nietzsche ile de tanıştı, Böyle Buyurdu Zerdüşt'teki kahraman ve özgür adamı yüceltişini beğendi, ama aynı zamanda felsefesine romanlarının önsöz kısmında haşince eleştirecek kadar karşı oldu. Rand'ı açık ara en çok etkileyen isim özellikle Mantık adlı eseriyle Aristoteles'tir, onu gelmiş geçmiş en büyük filozof olarak gördü ve sonradan etkilendiği tek filozof olduğunu söyledi. 1924'te devlet sinema sanatları enstitüsüne girdi. 1925'te kendisine Amerika'daki akrabalarını ziyaret etmek için bir vize verildi. Şubat 1926'da 21 yaşında ABD'ye geldi ve akrabalarıyla Chicago'da geçirdiği kısa bir süreden sonra bir daha hiçbir zaman Sovyetler Birliği'ne geri dönmemeye karar verdi. Senarist olma hayali ile Hollywood yollarına düştü. İsmini Ayn Rand olarak değiştirdi. Bu ismi Remington Rand daktilosundan aldığına dair bir rivayet vardır ama o Ayn Rand ismini daktilo piyasaya çıkmadan önce kullanmaya başlamıştır. Ayn adını Finlandiyalı bir yazardan etkilenip aldığını söylemiştir. Bu yazar Finlandiya-Estonyalı olan Aino Kallas olabilir, ama Fince konuşulan ülkelerde bu isme ve varyasyonlarına sıklıkla rastlandığı için kesin olarak bilinmiyor.
FOTO-GERÇEKÇİLİKFOTO-GERÇEKÇİLİKFotoğraf ve resim sanatını bir araya getiren sanat akımı: Foto-gerçekçilik 1960’larda Amerika’da New York ve Los Angeles gibi sanat ortamlarında ortaya çıkmaya başladı. 1970’lerde evrimini tamamlayan ve bugün foto-gerçekçi diye adlandırılan akımın sanatçıları, kendilerinden önceki sanatçılardan farklı olarak, fotoğrafı sadece bir araç olarak kullanmaktan ziyade dünyaya fotoğraftan bakan sanatçılar oldular. Çağdaş teknolojinin kendilerine sağladığı olanakları değerlendiren çağdaş sanatçılar objektifin sunduğu çok doğru, çok açık seçik ve çok yoğun verileri resim diline uyarlıyor. Onları asıl ilgilendiren bu aktarma işlemi. Fotoğrafa bakmakla, gördüklerini olduğu gibi tuvale geçirerek bizlere de göstermekle yetinen; geleneksel gerçekçi ressamların aksine işledikleri konuları ne yüceltiyor ne de yeriyorlar. Ama her türlü duygusallıktan, kişisel üsluptan, ressamca tavır takınmaktan kaçan sanatçıyı seçtiği fotoğraf bile ele vermeye yeterli. Foto-gerçekçi ressamların seçtikleri konularda bir benzerlik gözlemleniyor. Pop Art akımının bir uzantısı olarak değerlendirilebilecek foto-gerçekçilik akımının ürünleri, genellikle, dönemin popüler kültürünün içinden seçilmiş nesne ve mekânları konu alıyorlar. Amerikan yaşam tarzının izlerini taşıyan foto-gerçekçi resimlerde, dönemin popüler kültürünün ikonaları sayılabilecek Amerikan yol üstü restoranları, otomobiller, motosikletler, renkli şekerlemeler, neon ışıklı tabelalar, gece kulüplerinin girişleri ve o dönemin insanlarını tuvallerine taşıyorlar. Seçilen konu olabildiğince gündeliktir ve bir fotoğrafçının gündelik yaşamı içerisinde karşılaşıp fotoğraflayacağı haliyle tuvale aktarılır.
BEDRİ KARAYAĞMURLARBEDRİ KARAYAĞMURLARBedri Karayağmurlar “Emekli olup, bir kıyı kasabasına yerleşeceğim. Bu kadar yıl hizmetten sonra ‘Bir sen eksiktin’ diyen olmaz sanıyorum.” Ayvalık’a dışarıdan gelip tatil yapacak olanlara önerim her zaman eylül ve ekim aylarıdır. Ben de ekim ayının keyifli havasından yararlanarak Bedri Karayağmurlar ile buluşmayı planladım. Şeytanın kahvesinde Suat ağabey ile sohbet ederken, hocayı aradım; “Bir araya gelebilir miyiz? diye sormaya kalmadan; “Atölyeye gel sohbet edelim” dedi. Keyifli bir sohbet Sanat yaşamında bugüne kadar yüzlerce resim yapan, eserleri dünyanın ünlü galerilerinde sergilenen, birçok kişisel sergi açan Bedri Karayağmurlar Türkiye’nin çok sayıda yerleşip yaşanacak yeri varken, neden Ayvalık’ı tercih etti, neden burada bir ev satın aldı, neden atölyesini burada açtı, merak ediyordum. Tüm bu soruları kendisine yönelttim, maceralı ev satın almasından, atölyesinin kuruluşuna kadar bana detaylı bir şekilde anlatırken, kendisinin yaptığı sıcak kaynarı yudumlamayı da ihmal etmedik. Duvarlarda asılı muhteşem resimler, tuvalde tamamlanmak üzere olan çalışmalara kadar, eski bir bisikletin renk kattığı, tüp boyaların, rengarenk fırçaların arasında karşılıklı oturup çok keyifli bir sohbet yaptık. Keşke burada yaşasam “Türkiye'de nereye gitsem aslında bayılıyorum, biraz gezince keşke burada yaşasam diye düşünmeye başlıyorum. Gerçekten bu yüzden bir proje yapmıştım. Emekli olunca sevdiğim bütün kentlerde, bir yerde iki ay, başka bir yerde üç ay yaşayıp orada bir şeyler üretip başka yere gitmeyi tasarlıyordum” diye söze başladı Bedri Karayağmurlar.
zala balayage hair extensions balmain hair extensions clip in hair extensions uk best hair mask for fine hair how to make a ponytail wig cap hair extensions uk tresemme hair dryer boots black bridesmaids hairstyles hair extensions selena gomez hair clips 2018 vine mink brazilian hair 9a real hair wigs uk