TEMMUZ 2021 Kuraklık kapımızı çalıyor... Prof. Dr. Doğan Yaşar, “Kuraklıklar üç ana kısımda incelenir. Bunlar meteorolojik, tarımsal ve hidrolojik kuraklıklardır ve tüm bu kuraklıklar gelip geçicidir. Ancak ülkemizde bilimsel kuraklık öylesine tavan yapmıştır ki asıl olan bu bilimsel kuraklığın hakkından gelebilmektir” diyor. Ve ekliyor; "Önce tarihte yaşananları okuyarak, hatırlayarak, ders çıkararak, araştırarak işe koyulacağız. Bilgi kirliliğine izin vermeden, bilinçli bir şekilde yol alarak… Suçu iklimlere yüklemeden sorumluluğu sahiplenerek… Bilimsel kuraklığın hakkından gelerek… En önemli rol yöneticilere düşüyor! İyi bir su ve tarım politikası şart." Dosya konumuzu Selin Tekin hazırladı.
SU YÖNETİMİ SORUNU VARSU YÖNETİMİ SORUNU VAR“Henüz su sorunu yok, su yönetimi sorunu var!” Prof. Dr. Doğan Yaşar, “Kuraklıklar üç ana kısımda incelenir. Bunlar meteorolojik, tarımsal ve hidrolojik kuraklıklardır ve tüm bu kuraklıklar gelip geçicidir. Ancak ülkemizde bilimsel kuraklık öylesine tavan yapmıştır ki asıl olan bu bilimsel kuraklığın hakkından gelebilmektir” diyor. Doğa bize haber veriyor, biz neden bu sese kulak vermiyoruz? Kuraklık kapıda… Ya kapıyı açacağız, kilidi yutacağız, ya da taşları doğru yerlere yerleştirerek ördüğümüz duvarla en az hasarla bu felaketi atlatacağız. Önce tarihte yaşananları okuyarak, hatırlayarak, ders çıkararak, araştırarak işe koyulacağız. Bilgi kirliliğine izin vermeden, bilinçli bir şekilde yol alarak… Suçu iklimlere yüklemeden sorumluluğu sahiplenerek… Bilimsel kuraklığın hakkından gelerek… En önemli rol yöneticilere düşüyor! İyi bir su ve tarım politikası şart.
SATILIK ÖZEL OKULSATILIK ÖZEL OKULSahibinden satılık özel okul sayısı arttı n Koronavirüsün en çok etkilediği alanlardan biri de özel okullar oldu. Yüz yüze eğitime tekrardan geçilmiş olmasına rağmen son bir yılda binlerce özel okul kapandı. Kapanan okulların bazısı öğrencileriyle birlikte devredilmek istenirken bazılarının binaları ise farklı sektörlere satılıyor. Bu noktada pandemi nedeniyle büyüyen sağlık sektörü alıcı olarak öne çıkıyor. Kapanan özel okullar hakkında bilgi veren Tüm Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği (TÜGEM) Başkanı Hakan Akdoğan "MEB verilerine göre Covid-19 salgınının etkili olduğu 2020 ve 2021’de 938 özel okul kapandı. 882 özel okul ise devredildi. Kapanan özel okullardan 14 bin 652 öğrenci, devredilen özel okullardan ise 35 bin 302 öğrenci devlet okullarına geçti" dedi. Öğrencileriyle birlikte devrediliyor Pandemi nedeniyle özel okul taleplerinin azalmasının sektörü olumsuz yönde etkilediğini aktaran Akdoğan "Özel okul binalarının gerek satılık gerekse de kiralık arzlarında büyük artışlar yaşanıyor. Bazısı sadece binayı satmayı isterken bazısı ise öğrencileriyle birlikte devretmek istiyor. Bunlar arasında zamanında çok yüksek maliyetlere yapılan, milyonlarca lira harcanan okullar da yer alıyor. Satılan okullar arasında 100 milyon TL'lik, büyük kampüslü eğitim kurumları da var, 500 bin TL'lik küçük anaokulları da" diye konuştu. Hastane yaptırılıyor Okul binalarının farklı amaçlarla kullanılmak istendiğini dile getiren Akdoğan, en büyük ilginin ise sağlık sektöründen olduğunu söyledi. Akdoğan, "Bu binalar için sağlık sektörünün talebi söz konusu. Ancak her sektörün mevzuatlarında özel hususlar yer alıyor. Tavan yüksekliğinden, kapı genişliğine, asansör, yangın sistemlerine kadar her bina her işe uygun olarak da dönüştürülemiyor" ifadelerini kullandı.
1912 MACIRLARI1912 MACIRLARI1912’de Makedonya İştip’ten İzmir’e göçler Balkan Savaşı kısa sürede, büyük bir hezimetle bitmişti. 10 Ağustos 1913’te Bükreş anlaşmasıyla Manastır, Üsküp, Koçana, İştip, Piriştine Sırbistan’a, Selanik, Serez, Drama ve Dedeağaç Yunanistan’a verilmişti. Selanik limanı kaybedildikten sonra Makedonya’nın Anadolu ile bağlantısı kopmuştu. Türklerin yaşadıkları insanlık dışı vahşet dayanılmaz hale gelmişti. Canlarını kurtarmaktan başka bir şey düşünmez olmuşlardı. Türklerin sayısının azınlıklardan fazla olmasıyla ve gelişmiş ekonomisiyle, ilgi çeken İzmir’e ulaşmaya çalışıyorlardı. Türk Devleti onlara mal-mülk vermeyecekti. Bu yüzden konuşmalarında, kendilerini “Göçmen” anlamına gelen “Muhacir” veya kısaca “Macır” olarak adlandırıyor, “Mübadil” olmadıklarını, çok daha zor şartlarda göç ettiklerini özellikle vurguluyorlardı.
DENİZDE 82 GÜNDENİZDE 82 GÜNDENİZDE 82 GÜN 2015 yılının ilkbaharında, sevgili arkadaşım Ümit, uzun bir yolculuğa çıkacaklarından söz etmişti. Mimarlık fakültesi yıllarından tanıdığım Ümit ve Nazmi o yıllarda başlayan arkadaşlıklarını evlilikle noktalamışlar, uzun yıllar süren başarılı ve yoğun iş hayatlarına son verip, bu geziyi planlamışlardı. 2 Haziran 2015 Salı günü İzmir-İstanbul-Bordeaux ile başlayan, 82 günlük rotaları boyunca müthiş anılar biriktirdiler ve birikimlerini harika bir kitapta toplayıp gelirini “Denizde 82 Gün Fonu” adı altında “eğitime destek, geleceğe hizmet” ilkesiyle kurulan Cevdet İnci Eğitim Vakfı’na bağışlamaktalar.
PROF. DR. ERDEM YEŞİLADAPROF. DR. ERDEM YEŞİLADAProf. Dr. Erdem Yeşilada: "Doğa, ilaç geliştirilmesinde eşsiz esin kaynağıdır." Bitkilerin tedavi amaçlı kullanımının insanlık tarihi kadar eski... İnsanlar binlerce yıldır doğanın sunduğu kaynaklardan çeşitli şekillerde yararlanmakta ve bitkilerin çeşitli etkileri, yararları veya zararları gözlemler ve deneyimler sonucu keşfedilmiş. Doğanın müziceler olarak tanımlayabileceğimiz bu dünyanın inceliklerini Prof. Dr. Erdem Yeşilada ile konuştuk.
ANTİK ROMA TİYATROSUNDA KAZILAR SÜRÜYORANTİK ROMA TİYATROSUNDA KAZILAR SÜRÜYORSmyrna Agorası ve Roma Tiyatrosu’nda geçmişten geleceğe yolculuk Ne güzel söylemiş büyüklerimiz; “Hiçbir şeye sınır koyma. Ne kadar hayal kurarsan, o kadar uzağa gidersin” diye… Öyleyse gelin bir hayal kuralım sizinle birlikte: İzmir’in tam göbeğindeki Smyrna Agorası’nın girişindeyiz. Atina’daki Plaka’dan farksız bir yer olmuş burası… Birbirinden renkli kafeler, İzmir’e has tasarımlarla şekillenmiş hediyelik eşya dükkanları, butik restoran ve otellerin arasından geçip biletimizi almak için gişelere yöneliyoruz. Bu işlemi İzmir’e gelmeden haftalar önce internetten yapan yabancı turistler daha bir keyifli… Beklemeden geçebilecekler. Biz ise her şeyi sona bırakma alışkanlığından kurtulamadık maalesef… Neredeyse dünyanın her köşesinden ziyaretçi var burada. 2 bin yıllık zamana yolculuk öncesinde herkes kıpır kıpır, heyecanlı… Biz de öyle… Tarihi alana giriş yapanlar, rehberleri eşliğinde farklı bölgelere dağılıyor. Bizim hedefimiz belli. Kararlı adımlarla ilerleyip fünikülere ulaşıyoruz. Önümüzde kalabalık bir Japon grup var. Sabırla sıramızı beklerken, alana yayılan klasik müzikle ruhumuzu tazeliyoruz. Ve füniküler… Yavaş yavaş tırmanıyoruz yamacı, Kadifekale’deki 20 bin kişilik antik Roma tiyatrosuna doğru… Neredeyse geçtiğimiz her metrede 1500-2000 yıllık görkemli tarihin izleri var. Pagos tepesinin kuzey yamacında inşa edilmiş 55 basamaklı tiyatrodayız nihayet. Akşam burada Sophokles’in bir oyununun sahneleneceğini öğreniyor ve bilet almadığımıza hayıflanıyoruz. Yüzlerini körfezin eşsiz manzarasına ve tarihi Smyrna kentine çevirmiş turistler, imbat eşliğinde rehberlerini dinliyor. Tüm günümüzü burada geçirmeye kararlıyız. İnişimizi, belirlenmiş yaya yolunu takip ederek yapacağız. Yorulduğumuz noktada nefeslenip, susuzluğumuzu giderebileceğimiz, bir şeyler atıştırıp yeniden güç toplayacağımız kafeler oldukça, hiç problem değil! Sohbet ettiğimiz yabancı turistler, sadece Smyrna Agora ve Kadifekale bölgesini gezmek için birkaç günlük programlar yaptıklarını söylüyor. Konaklamak için de yakın çevredeki butik otelleri tercih ediyorlarmış. Daha İzmir’de gezecekleri o kadar çok yer var ki! Bütün bunlar yakın bir gelecekte hayal olmaktan çıkabilir. Çünkü İzmir’in tarihte üçüncü kez kurulduğu görkemli Smyrna kentinin kalıntıları, her geçen gün biraz daha şekilleniyor. Puzzle’ın parçaları teker teker tamamlanıyor. Girişteki kemerlerden yamaçtaki antik tiyatroya kadar… Bu tarihi yapıyı bir “cerrah hassasiyetiyle” ortaya çıkaran Smyrna kazı ekibinin 15 yıllık lideri, Katip Çelebi Üniversitesi Türk İslam Arkeolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Akın Ersoy ile bölgenin dününü, bugününü ve yarınını konuştuk. Bir kez daha anladık ki, hayal etmek iyi bir şey…
SMYRNA UNESCO ADAYISMYRNA UNESCO ADAYISMYRNA'NIN UNESCO ADAYLIK SÜRECİ BAYRAKLI'DA KONUŞULDU Smyrna'nın Unesco Dünya Miras listesine alınması sürecinde çalışma yürüten İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Başkanlığı Yönetim Planı ve adaylık dosyasında görevli uzmanlar; Başkan Sandal, Eski Smyrna Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Cumhur Tanrıver ve belediye bürokratlarının katıldığı toplantıda çalışmalarla ilgili sunum yaptı. Bu kapsamda eski Smyrna Kenti'ndeki toplantıda Şehir Plancısı Bilge Bektaş, Smyrna'nın Unesco yolculuğunda yapılan çalışmalarla ilgili bilgi verdi. Tek amaçlarının Bayraklı'nın tarihi ve turistik değerlerinin hak ettiği yere ulaşması olduğunu vurgulayan Başkan Sandal, "Bu konuda üzerimize ne düşüyorsa yapmaya hazırız" diye kaydetti. TEMAMIZIN TÜM UNSURLARINI SOMUT OLARAK YANSITMALIYIZ Şehir Plancısı Bilge Bektaş, "3 yıl sürecek başvuru hazırlık sürecinde temamız 'İzmir Tarihi Liman Kenti' olarak belirlendi. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yönetim planının hazırlanması ve adaylık dosyasının sunulması için İzmir Tarihi Liman Kenti Başkanlığı ve Büyükşehir Belediyesi İletişim Koordinasyon Ofisi yetkilendirildi. Temanın bileşenlerini bir bütünlük şeklinde ortaya koyan sınırların tespit edilmesi UNESCO'nun önemli gördüğü konuların başında yer alıyor. Yani 'Tarihi Liman Kenti' denildiğinde sahip olunan tüm unsurları içermesi gerekiyor ve çevresinde bir tampon alan oluşturulması, bu alanların korunması, dışarıdaki etkilerle etkileşimin kurulması isteniyor. Tüm bileşenlerin varlığını somut olarak ispat edip, sunum için gerekli tüm unsurların sağlanması gerekiyor" diye konuştu. Kazı Başkanı Prof. Dr. Cumhur Tanrıver ise, 2014 yılından bu yana Bayraklı Smyrna Höyüğü'nün ören yeri ilan edilmesi için yapılan çalışmalarla ilgili bilgi verdi. Tarihi alanın çevre düzenlemesiyle ilgili de yoğun çaba sarf ettiklerini dile getiren Tanrıver, "Proje, bakanlık onayını geçti. Şimdi uygulama aşaması süreci başlayacak" diye kaydetti.
DAVİD HUMEDAVİD HUMEDavid Hume Hiçbir şey insanın hayal gücü kadar özgür değildir. n “İnsan hayatı evren açısından bir istiridyeninkinden daha önemli değil” demiş David Hume. Bu sözü bile ona “ustam” demek için yeterlidir. “Bunlar bir bakıma insan doğasının değişmez karakteri diyebiliriz; ama davranışlarında hiçbir sabit kural olmayan, hevesleri ve kararsızlıklarında süreklilik sergileyen bazı insanlar için bu bilhassa geçerli olabilir” demiş “İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma” adlı çalışmasında David Hume. 18. yüzyılda yaşamış olan İskoçyalı filozof David Hume, ahlakın ve erdemin dinin tekelinde olmadığını, ahlakın ve belli başlı erdemlerin temelinde duyguların olduğunu, duygudaşlık olarak nitelendirdiği bir duygu kesişmesiyle, vicdan, cömertlik, yardımseverlik, adalet temelli ortak bir ahlakın ve erdemin geliştirilebileceğini, bu potansiyelin ortaya çıkmasında, eğitimin ve çevre etkisinin çok önemli bir rol oynadığını savunmuştur. En genel anlamda bilginin olanaklı tek kaynağının deneyim ve gözlem olduğunu, deneyim ve gözlemden bağımsız bir bilginin söz konusu olamayacağını ve salt akılla ancak boş mantıksal ilişkilere dayalı doğrulara ulaşılabileceğini savunan ampirist felsefe anlayışı, Bacon’da peygamberini, Locke’da liderini, Hume’da eleştirmenini bulmuştur. Sadece rasyonalist felsefe anlayışlarının değil, fakat aynı zamanda ampirist felsefe anlayışlarının da temel dayanaklarına karşı eleştirel tutumuyla felsefe tarihinde son derece önemli bir yere sahip olan Hume, özellikle metafiziğe ve dine yönelik kuşkucu ve eleştirel yaklaşımı, bilimciliği ve ahlakı duygulara bağlayan felsefe anlayışıyla, Aydınlanma düşüncesinin de en yetkin temsilcilerinden biridir. Hiç kuşkusuz onun, nedensellik ilkesini, yani “akıl yürütmelerimiz de dâhil olmak üzere, her şeyin bir nedeni olması gerektiğini bildiren ilke”yi eleştirel incelemeye ve sorgulamaya tabi tutan en önemli filozoflardan biri olması ve bu sorgulamanın sonucunda da nedenselliğin mantıksal bir zorunluluğa dayanmayıp sadece beşeri bir alışkanlığa bağlı olduğunu ortaya koyması, kendisinden sonra gelen pek çok felsefe anlayışının gelişmesi ve şekillenmesinde etkili olmuştur. Hume’un nedenselliğe dair yaklaşımından etkilenen filozofların başında ise Kant’ın geldiğine hiç şüphe yoktur. Kant, onun, kendi felsefe anlayışı üzerindeki etkisini şu sözlerle apaçık ifade eder: “(…) itiraf ederim ki, beni yıllar önce dogmatik uyuklamamdan ilk defa uyandıran ve araştırmalarıma kurgusal felsefe alanında bambaşka bir yön vermemi sağlayan, David Hume oluştur.” Hume, nedensellik görüşüyle olduğu kadar, Newton’un doğa modeline uygun bir insan bilimi kurma amacı gütmesi ve bu amacı bilimsel ve deneysel yönteme dayalı bir akıl yürütme üzerinden sosyal alana ve insan zihnine uygulamaya çalışmasıyla da, özellikle pozitivist felsefe anlayışları üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Hume’un bu ilkesi, bilginin tecrübeyle sınırlı olduğu ve tecrübeyi aşan herhangi bir iddianın bilgi olamayacağı konusunda Mantıkçı Pozitivistlere ilham kaynağı olmuş, ayrıca geleneksel metafiziğin tecrübeye dayanmayan birçok iddiasının da felsefe ve bilimden ayıklanmasına katkı sağlamıştır. Bu ayıklama ve temizlik hareketinin kaynağında hiç kuşku yok ki onun şu sözleri bulunur: “Elimize bir cilt söz gelişi bir din bilim ya da okul metafiziği kitabı aldığımızda, soralım: İçinde nicelik ve sayı üzerine deneysel akıl yürütme mi var? Yok. Peki, olgu sorunu ve varoluş üzerine deneysel akıl yürütmeler? O da yok. Atın öyleyse onu ateşe; çünkü içinde safsata ve kuruntudan başka bir şey olamaz.”
DR. LEVENT KÖSTEMDR. LEVENT KÖSTEMDr. Levent Köstem HEKİMLİKTEN KAZANDI, MÜZEYE YATIRDI Dr. Levent Köstem’le Ege Sağlık Hastanesi’nde çalıştığım yıllarda yollarımız kesişti. Hayallerini ve projelerini nasıl hayata geçirdiğine bire bir tanıklık ettim. Ortopedi ve Sporcu Sağlığı alanında Dünya çapında marka bir hekim olmasına rağmen mütevaziliği, insanlığı ve İzmir sevdası ile büyük hayranlık duyduğum Dr.Levent Köstem, şehre kazandırdıkları ile tam bir çılgın Türk. Hiçbir destek almadan, hekimlikten kazandıklarını ile, eşi emekli biyoloji öğretmeni Güler Köstem’le birlikte, Urla Uzunkuyu’da dünyanın en büyük zeytinyağı müzesini kurdu.İzmir’in tanıtımına büyük katkı sağlayacak bir eser yaratmış oldu. Başarılarla dolu bir hekimlik hikayesi… Türkiye’nin, hatta dünyanın sayılı ortopedi hekimlerinden. Özellikle sporcu sağlığı konusunda otoritelerden. Türkiye’nin gerçek anlamda ilk artroskopik cerrahi merkezini İzmir’de kuran isim. Almanya ve ABD’de bu konuda aldığı eğitimlerle 23 yıl Altay’ın, yaklaşık 4 sene de Ümit Milliler’in takım doktorluğunu yaptı. 8 yıl Futbol Federasyonu Sağlık Kurulu Üyeliği’nde bulundu. UNIVERSIADE’ın sağlık organizasyonunda görev aldı. Aynı oyunlarda olimpiyat milli takımının doktorluğunu da üstlendi. “Spor hayatı bitti” denilip de onun neşterinin altına yatıp şifa bulan ve kariyerine devam edenlerin sayısı kendisinin bile hatırlamakta zorlandığı kadar çok. Dr. Levent Köstem, İzmir Büyükşehir bünyesinde 2010 yılında “Engelsiz İzmir Projesi”ni başlatarak düzenledikleri kongreler sonrasında şehre “Engelli Farkındalık Merkezi” kurulmasına da önderlik etti. Müze fikri Zeytin Çiftliği ile başlıyor Levent Köstem’in zeytin sevdası, Urla Nohutalan Köyü’nde 10.000 zeytin ağacı dikerek kurulan “Köstem Organik Zeytin Çiftliği”nde hayat buluyor. Çiftlikteki zeytinler büyük bir titizlikle zeytinyağına dönüşüyor. Köstem ve Malgaca markaları yaratılıyor. Türk zeytinyağının dünyada hak ettiği noktada olmayışından yola çıkan Köstem, araştırmalarına başlıyor ve müze kurmaya karar veriyor.
YÖRÜVECEZ GRUBU FRİG VADİSİNDE PEDALLADIYÖRÜVECEZ GRUBU FRİG VADİSİNDE PEDALLADIFrig vadisinde pedallamak... 2018 Mayıs ayında Yörüvecez grubu olarak Frig vadisini keşfetme kararıyla yola çıktık. Yolculuğumuzu trenle yaparak Eskişehir'e, oradan o muhteşem doğasıyla bizi büyüleyen Frig vadisine ulaşmıştık. 5 gün boyunca yürüyerek vadiyi keşfettik. Hepimizin aklında bu vadinin keşfinin bisikletle de şahane olacağıydı... Bu sene grubumuzdan 3 arkadaş bu düşünceyi hayata geçirmek üzere 27 Mayıs -1 Haziran tarihleri arasında kamp malzemelerimiz ve bisikletlerimizi alarak, yine grup arkadaşımızın karavanı ile yola çıktık. Toplamda 5 gece ve 130 km pedalladığımız etkinliğimizin ilk durağı Döğer kasabası ile Emre göleti arasında bulduğumuz temiz, çayırlık WC'si olan kamp alanımızdı. Buraya ulaştığımızda fırtına ve yağmur bizi karşıladı. Hava sakinleşip kampımızı kurduktan sonra bisikletlerimize binip yakın çevrede keşfe başladık. Friglerin, Anadolu tarihindeki en farklı uygarlıklardan biri olduğu ve Balkan kökenli olduğuna inanılıyor. Anadolu'ya MÖ 1200'lü yıllarda gelmişler. Günümüzde Eskişehir, Afyon ve Kütahya'nın bulunduğu bir üçgenden Ankara yakınlarına kadar uzanan bir alanda yaşamışlar. Frigyalılar Kral Midas döneminde orta ve Güneydoğu Anadolu'ya da egemen güçlü bir krallık olmuş. Ancak bazı araştırmalarda Friglerin tüm krallarına Midas adı verdiği gibi bir bilgi de yer alıyor. . Friglerin ünlü başkenti ankara yakınlarındaki Gordion... Biz uygarlığın en önemli, yerleşim yerlerinden Yazılıkaya ve çevresinde pedalladık. Bölgenin en çok görülmeye değer oyma kaya kiliseleri, kaya yerleşimleri, anıt mezarlar, kral yolları ve at arabası yolları, Döğer kasabası, Ayazini köyü, Seyitgazi ve Yazılı köyünde (Midas) bulunuyor. İlk gün sabah kahvaltıdan sonra keşif rotamızı; yöre insanının "Eski Döğer" dedikleri Asarkale'ye oradan Döğer üzerinden İhsaniye'ye ve dönüşü Üçlerkayası üzerinden kamp alanımıza dönüş olarak çizdik. Kampa döndüğümüzde serin bir mayıs akşamı eşliğinde yorgunluk atıp, ertesi günkü rotamızı konuşarak çadırlarımıza dinlenmeye geçtik. Bugün etkinliğin ilk günü olduğundan biraz yorgunluk hissettik. İkinci günümüzü Bayramaliler ve Demircili köylerinden geçerek Yılantaş, Aslantaş ve dönüş yolumuzu Emre göleti üzerinden bu yörede bulunan kaya yapılarını gezerek bitirdik. Üçüncü gün Dağlık Frigya bölgesinin görülmesi gereken Ayazini ve Avdalaz kalelerine doğru yola koyulduk. Zorlayıcı bir parkurdu, adı üzerinde dağlık bölge... Ancak çadırlarımıza döndüğümüzde günün keyfi ve gözlerimizin gördüğü manzaralar, eserler karşısında yorgunluk hissetmiyorduk. Bu kamp yerinde son gecemizdi. Dinlendirici bir uyku sonrası sabah kamp eşyalarımızı toplayıp hafif bir kahvaltı sonrası aracımızla Yazılıkaya'ya geldik. Buradaki kamp yerimiz su, elektrik ve WC'si olan ama kullanılmayan okul bahçesiydi. Kampımızı kurduktan sonra çevrede keşif turu yaptık. Ertesi gün Doğanlıkale, Gerdek Kayalıkları, Kümbet köyünde ki Aslanlı Mabet'e pedallayarak bisikletli Frig etkinliğimize kamp alanımızda küçük bir kutlama ile son verdik. Bugüne kadar yörede maalesef define arayıcıları eserlere çok zarar vermişler, yöre halkı fazlaca muhafazakar, ancak turistlere çok yardımcı. Bulundukları coğrafyanın değerinin farkına varmış, turizmin gelişmesini istemekte ve kendilerine getireceği artı değerin bilincinde.. Yörüvecez grubu olarak haşhaş tarlaları arasından, harika tarihi eserler arasından geçerek, yaşadığımız coğrafyaya hayran olarak bir etkinliğimizi daha keyifle bitirdik. Bir alıntı ile yazımıza son verelim. Bakın bir bankanın başkanı neler söylemiş; "Bisiklet gezegenin yavaş ölümüdür, bisikletçi ülke ekonomisi için tam bir felakettir. Bunlar; araba almıyor, bankadan borç da almıyor, sigorta poliçesi ödemiyor, yakıt almıyor, periyodik bakım için para ödemiyor, ücretli otopark kullanmıyor, büyük kazalara neden olmuyor, çok şeritli yol istemiyor ve obez olmuyor, Bisiklet kullanan sağlıklı insanların ekonomiye ihtiyaç ve faydası yoktur. İlaç satın almazlar, hastanelere veya doktorlara gitmezler. Ülkenin GSYİH'sına fazladan bişey katmazlar. Yürümek daha da kötüdür, çünkü yürüyen bisiklet bile almaz."
GÖZLERE SMİLE LAZERGÖZLERE SMİLE LAZERSmile lazer ile gözlüklerinize gülümseyerek veda edin Op. Dr. Özgür Eroğlu LASIK ve LASEK lazer sistemlerinden sonra 3. nesil bir lazer teknolojisi olan SMILE Lazer'ın devrim niteliğinde bir tedavi yöntemi olduğunu söylüyor. Dünyagöz İzmir’den Op. Dr. Özgür Eroğlu, “1992’den beri göz kusurlarının tedavisinde kısa sürede gözlük ve lensten kurtulmanın yolu olan lazer teknolojisi her geçen gün gelişiyor. Lazer tedavi teknolojisinde bir devrim kabul edilen Smile Lazer, miyop ve astigmatta çok düşük ve çok yüksek derecelerde bile başarılı sonuçlar alınmasını sağlıyor. Göz kuruluğu problemi yaşayan hastalar artık bu yöntemle güvenle tedavi olabiliyor” diyor. “Göz çizdirme” olarak adlandırılan lazer tedavi yöntemleri, artık gözün kornea tabakasını ileri düzeyde koruyarak gerçekleştirilebiliyor. Bu ileri teknolojilerden biri de SMILE Lazer. Dünyagöz İzmir’den Op. Dr. Özgür Eroğlu, bu tedavi yönteminin bir devrim olduğunu belirtirken, tedavi alanlarını ve avantajlarını da şu sözlerle açıklıyor: “Miyop ve astigmatta çok düşük ve çok yüksek derecelerde bile başarılı sonuçlar elde edebildiğimiz SMILE Lazer sayesinde, hastalarımız yaşanılabilecek komplikasyonlardan da korunmuş¸ oluyor. Klasik lazer yöntemlerinde korneaya uygulanan geniş kesme işlemi, bu yöntemde uygulanmıyor. Göz bozukluğu korneada kapakçık (flap) açmadan düzeltiliyor. Hastalarımız bu tedavi yöntemiyle kapakçık oluşturulmasında ortaya çıkabilecek komplikasyonlardan da korunmuş¸ oluyorlar.” Göz kuruluğu yaşamadan tedavi mümkün! Yöntemin en önemli özelliklerinden birisinin de kuru göz açısından sağladığı avantaj olduğunu belirten Dünyagöz İzmir’den Op. Dr. Özgür Eroğlu klasik yöntemlerin göz kuruluğuna sebep olabildiğini belirtiyor. SMILE yöntemindeyse, gözyaşı üretimini sağlayan sinir arkı korunduğundan, kuru gözlü hastalarda özellikle tercih ediliyor. Darbelere karşı mekanik dayanıklılık SMILE yöntemi kesinin küçük olması dolayısıyla, sportif kazalara karşı ekstra emniyet sağlıyor. Aktif spor hayatı olanlar, özellikle dövüş sporlarıyla uğraşanlar da SMILE yöntemini tercih ediyorlar. Eğer siz de lens ve gözlük kullanmaktan yorulduysanız, korneanız ince ve göz numaranız yüksekse, SMILE lazer tam size göre demektir. Daha iyi bir görüş¸ için; bir göz doktoruyla görüşebilir, detaylı tetkiklerin ardından tedavinizi planlayabilirsiniz.
HİDAYET KARAKUŞHİDAYET KARAKUŞHidayet Karakuş: "Dil, bir ulusun egemenliğidir" Bugün çok yönlü bir yazar olan Hidayet Karakuş Ustamın, röportaj yapmak için, evine davetliyim. Kendisini daha önce Gamzeli Sohbetler adındaki programıma davet etmiştim. Daha sonra o da beni, Yeni Kuşak Köy Enstitüleri’ndeki yazarlık işliği ile tanıştırmıştı. Salgın nedeniyle uzun zamandır görüşememiştik. Hidayet Karakuş’un birçok şiir, roman, çocuk kitapları, radyo oyunları var. Ve böyle bir yazara hayranlık duymamak elde değil. Hele bir de evine davet edilmek… Eşiyle oturdukları eve geldiğimde o kadar heyecanlıydım ki elektrik kesintisi nedeniyle asansörde kaldığım beş on dakika bile gözümü korkutmamıştı. Evin kapısında beni iki kocaman gülümseme ile karşıladılar. Hidayet Ustam ve eşi İclal Hanım hemen bana bir bardak su verip başköşeye oturttular. Biraz sohbet ettikten sonra başladık röportaja…
SANAT VE OTOPORTRESANAT VE OTOPORTREKendi yaşamlarını sanatlarının konusu yapan sanatçılar Otobiyografi kavramı; kişinin hayat hikâyesinin tamamının kendisi tarafından kaleme alınmasıdır. Otobiyografi yazan kişi kendi benliğini ortaya koyarken anımsamayı merkezine alır. Bu bağlamda otobiyografi; yazarın kimliğinin oluşmasında etkili deneyimlerinin yazınsal olarak ifade edilmesidir. Aynı yaklaşımı resim alanında oto-portre olarak görürüz. Bir eseri yaratan sanatçının öz-yaşamsal deneyimlerinden yola çıkarak oluşturduğu kendi portresi onu daha yakından tanımamızı sağlar, izleyici ile sanatçı arasındaki bağ böylece kurulmuş olur. Aslında gerek otobiyografik bir eser gerekse oto-portre sanatçının geçmişe yönelik benliğini ortaya koymasıdır. Eserini kurgularken geçmişte yaşadıklarını benliğin bir parçası olarak verir. Sanatçı kendi gerçekliği çerçevesinde, beklenti ve izlenimlerine göre belirlediği bir benliği kurmuş olur. Otobiyografi sözcüğünün anlamı incelenirse ‘oto’nun (öz’ün) kimliğe, kendi bilincindeki ben’i işaret eder. ‘Bio’ ise kişinin yaşamının akışı anlamına gelmektedir. İki kavram birleştiğinde, bireyin kendi hayatıyla kurduğu ilişki anlamına gelir. 'Grafi' kelimesi ise anlama, kendi hayatıyla ilişkinin bilinçli ve zahmetli bir şekilde kurulması anlamını katar. Sanatta otobiyografik anlatımlar ilk olarak bireyin önem kazanmaya başlamasıyla birlikte Rönesans döneminde gerçekleşir. Romantizm ile birlikte sanatçılar duygularını esere yansıtarak, sanatçının kendilerini ve kendi öznel algılayışlarını ortaya koyarlar. Örneğin Rönesans ressamı olan Dürer kendi oto-portresini yaparken İsa ile kendini benzer bir şekilde betimlemiş, kendisine bir kutsiyet katmış ve güçlü bir görünüm kazandırmıştır. Ayrıca resmin sağ tarafında “Ben Nürnberg’li Albrecht Dürer, 28 yaşımda uygun renkler kullanarak bu resmi yaptım” açıklamasını da ilave etmiştir. Gustave Courbet’nin 1844-45 yılları arasında yaptığı "Desperate Man" adlı oto-portresinde kendi benliğini ortaya koyması söz konusudur. Bu resimde Courbet kendini anlatma çabası içindedir. Ayrıca, ressamın duruşundaki kaygı ve endişe ön plana çıkar. Bu kaygı resimlerine yasak getirilmesi üzerine yaşadığı sıkıntılı bir dönemi işaret eder. Bu noktada Courbet kendi yaşadıklarından yola çıkarak, duygu ve düşüncelerini bu portre yolu ile aktardığını ve izleyicisi ile bu durumu paylaştığı görülür. Fotoğrafın keşfi ile sanatta gerçeklik tartışmaları başlar. Bu yeni icat, bu dönem sanatçıların kendi sanat yaklaşımlarında belirleyici olur, yeni arayışlara gitme zorunluluğu doğar. Örneğin sanat eserinin yaratım sürecinde kendi otobiyografik anıları ortaya koyarken duygularını da esere aktarmaya başlarlar. Bu konuda psikolojinin ve psikanalizin gelişmesinde Sigmund Freud’un bilinçaltı üzerine yaptığı çalışmalar önemli bir yer tutar. Bilinçaltı baskı altına alınmış düşünceler, anılar, istekler ve dürtülerden meydana gelir. Bireyde bilinçaltında gizlenmiş unsurlar onu huzursuzluğa ittiği için bilince doğrudan çıkamaz, ancak bazen bir şekilde kendisini gösterir. Sanatçılarda bilinçaltının ortaya çıkışı eserlerine yansır. Eserde bilinçaltına itilmiş yaşanmışlıklar, duygu ve düşünceler rüya ve hayaller ile ortaya çıkabilir. Bir sanat yapıtı, sanatçısının ruhsal durumunu, duygu ve düşünce dünyası ile onun hayatından da izler taşıyabilir. Sanatçılar, genellikle gerçek olaylardan da yararlanarak eserlerini meydana getirir. Yaşadığı gerçekliği olduğu gibi değil, sanatın kuralları içinde esere yansıtır. Böylece sanat insana özgü özellikleri kurmacanın dünyasında dile getirmiş olur. Diyebiliriz ki, bir yapıt, nesnel dünyanın sanatçı tarafından öznel yorumudur.
KÜÇÜKKÖYLÜ ARELOSKÜÇÜKKÖYLÜ ARELOSKüçükköylü Arelos Ayvalık’ta Küçükköy tam bir sanatçı fabrikası, çok sayıda sanatçı köyü mesken tutmuş. Yazar, heykeltıraş, ressam, koleksiyoner ve akla gelebilecek tüm sanat dallarıyla karşılaşmak mümkün. Her biri mütevazı atölyelerinde gelen giden ziyaretçileri kabul ediyor, sohbet ediyor, eserlerinden satın alınsın veya alınmasın gönülden ilgileniyorlar. Çünkü sanatçılar Küçükköy’ü öylesine benimsemiş, öylesine sahiplenmişler ki, sanki yıllar önce köyde doğup büyümüşler de korumak, geliştirmek, turizme katkı sağlamak için çırpınıyorlar... Bir dönem gençler köyü terk etmiş Ben yaklaşık bir yıldır Ayvalık’ta yaşıyorum, Sarımsaklı’da oturuyorum ve Küçükköy’e sayısız kez uğradım. Zar taşlarla kaplanmış, eski yapıların süslediği sokaklarında dolaştım. Mis gibi Boşnak böreğinin tadına baktım. Aynı sokaktan defalarca geçtiğim olmuştur. Bir keresinde heveslendim, ben de bu köyden minik de olsa bir yer alabilir miyim? diye, düşündüm, araştırdım, ekonomik olarak yanına bile yaklaşmak mümkün olmadı. Son on yılda rakamlar öylesine uçmuş gitmiş ki. Tabii haklı insanlar, bir dönem gelmiş, ardı arkası kesilmeyen bir göç yaşanmış. Köyün neredeyse tüm gençleri çekip gitmiş topraklarından, iş, güç peşine koşmuşlar. Ne zaman ki, köye sanatçılar gelip atölyeler açmaya başlamış; Küçükköy ilgi odağı olmuş, butik oteller ardı ardına açılınca da, fiyatlar almış başını gitmiş. Büyüleyici bir ortam Abdullah İnaler de beş yıl önce Bandırma’dan köye gelip, mekan açmaya, yerleşmeye karar verenlerden. Ancak ekonomik olarak yerleşmesi mümkün olmayınca, küçük de olsa bir odalı bir mekan bulup satın almış ve günü birlik de olsa Küçükköy’e yerleşmiş. Sabahları kapısını açtığı mekanında akşama kadar, müzikle uğraşıyor, müzik dinliyor, besteler yapıyor, üretiyor, kitap yazıyor, fotoğraflar çekiyor. Hani derler ya! On parmağında on marifet.
MERDİVENLİ KÖYÜMERDİVENLİ KÖYÜMerdivenli, Dikili ye 15 km. ve ünlü Bademli mahallesine ise 6 km. uzaklıkta dağın başında bir köy. Çoğu kimseni bilmediği bu köy hayvancılık ve zeytincilikle geçimini sağlıyor. Oldukça tepelik araziye konumlanmış köye yakın çevrede, çok sayıda ünlü koylar var. Böyle bir yere Ertuğrul kardeşimiz ve sevgili eşi Gül taa İzmir den kalkıp gelip, ellerindeki avuçlarındaki paralarıyla burada küçük bir butik otel inşa ediyorlar. Teyzeleri bile içten içe vah vah bu çocuklar, boş yere dağın başına kısıtlı paralarını harcAyacaklar diye düşünmüş. Morallerini bozmamak için bir şey demek istememiş. Bu nasıl bir iş deyip bu hikayenin ilk kısmını Ertuğrul’dan dinlemiş ve bana çok ilginç gelmişti; ancak onlara burayı nasıl keşfettiklerini soramamıştım. Dün akşam eşimle birlikte onları ziyaret edip otelin bahçesinde uzunca bir sohbet ettim.
zala balayage hair extensions balmain hair extensions clip in hair extensions uk best hair mask for fine hair how to make a ponytail wig cap hair extensions uk tresemme hair dryer boots black bridesmaids hairstyles hair extensions selena gomez hair clips 2018 vine mink brazilian hair 9a real hair wigs uk