ETKİNLİKLER
EKİM 2018 İzmir Life abone olmaya çağırıyor... Dergiyi 18 yıldır bastığımız kağıt artık bulunamıyor. Şimdi daha gramajlı, daha pahalı bir kağıda basmak zorundayız. Ağır dağıtım bedellerini kafamızın uyuşmadığı kuruluşlara ödeme zorunluluğumuz da rahatsızlık vermiyor değil... Artık İnternette yayın yapın diyenlere karşı hala direniyoruz. Ancak bazı tasarruf tedbirlerini de bu sayıdan itibaren uygulamaya koyuyoruz. Bu arada McKinsey'e sorduk. Bi araştırdılar, çıkan sonuç "Biz bize yeter mişiz", sözün kısası İzmir Life Ekim 2018 sayısı ile ağırlıklı olarak abonelere ulaşan bir uygulamaya adım atıyor. Kasım sayımızda duyuracağımız bazı kitapevleri ve mağaza gibi özel noktalarda satılacak. Dergimizin 1 yıllık abone bedeli 100 TL. Abone olmak isterseniz. reklam@izmirlife.com.tr adresine e-posta atmanız ya da 532.234 6956 no'lu telefonu aramanız yeterli olacak.
İZMİR'İN FUTBOLDAKİ YÜKSELİŞİİZMİRİZMİR'İN FUTBOLDAKİ YÜKSELİŞİ ALTYAPI YATIRIMLARI İLE GELECEK Milyonları peşinden sürükleyen bir şölen... Futbolun dünyadaki yükselişi sürerken, İzmir'de de son yıllarda pırıltıları fark ediyoruz. Futbolun bir endüstri olduğunu keşfeden kulüp yöneticileri altyapı yatırımlarına yönelerek, bereketi futbol sahalarında aramaya başladılar. İzmir'in marka kent kimliğinde sporun ne kadar önemli olduğunu, futbol kulüplerinin alt yapı yatırımlarını, 2018 -2019 sezonundaki başarı ölçütlerini İzmir'in duayen spor gazetecisi, İZVAK Yönetim Kurulu Üyesi A. Suavi Yardımoğlu ile konuştuk ve İzmir'de futbolun gelişimine ışık tutmaya çalıştık...
TASARRUF VE ÜRETİMTASARRUF VE ÜRETİMTürk Sanayicileri ve İş İnsanlar düzenlediği gerçekleştirdiği "Sürdürülebilir Kalkınma" toplantısında konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, ekonomide ki kısır döngüye dikkat çekerek, "Bugün para geldi ama üretmezsek 5, bilemediniz 10 sene sonra yine aynı şeyler yaşanacak, yine kriz olacak ve borcumuz milyar dolardan trilyon dolara çıkacak. Bizim ilacımız tasarruf etmek ve üretmektir" dedi.
ANAFARTALAR CADDESİ (2)ANAFARTALAR CADDESİ (2)Altınpark - Çorakkapı Eski adı Musalla olan Altınpark’ta yaşam sorunları olan ulu çınar için Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu'ndan karar çıkınca budaması yapıldı. Ancak bunlar çınarın kurumasını engelleyemedi. Bilimsel çözümler gerekiyordu. Ziraat Fakültesi işbirliğiyle çınara özel sulama sistemi uygulandı. Üzerinden geçen telefon, elektrik, tabela, afiş asmak için çakılan çivileri çıkarıldı. Çınar tedaviye cevap veremedi, rüzgârlı bir günde devrilip gitti. Gövdesi vinçle kaldırılıp kamyona yüklenirken duygusal anlar yaşadık. Aynı günlerde bölgede başka çınar ağaçları da kuruyup yok oldu… Ulu çınarın yanına yavru çınar fidanı diktik, yeni dikilen çınar tuttu boy verdi. Bulunduğu yere yakın bir yerden taşındığı tahmin edilen dikdörtgen planlı mermer çeşme ile birlikte yaşamaya devam ediyorlar.
ALİ ARDA YÜKSELALİ ARDA YÜKSELAli Arda Yüksel: Koskoca bir ülkede 16 yılın sonunda gelinen noktada "üretim ekonomisine geçeceğiz" diyorsa yönetenler, durup geriye dönüp yapılanlara bakmak lazım... Türkiye'de bazı lüks restoranların tıklım tıklım dolu olduğuna bakanlar, "Evet, bu ülkede kriz yok" diyebilirler. Zaten merkezi yönetime bakıldığında da kendinizi lüks bir restoranda sanabilirsiniz, çünkü onların söylemine göre de ülkede krizin zerresi yok gibi... Ancak, reel sektör daralan satışları ve finans sıkıntıları ile ülke ekonomisinde yaşanan inişleri derinden hissediyor. Merak ettik. Otomotiv sektöründe durum nasıl? Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi, Yükseliş Şirketleri Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Arda Yüksel ile sektörde yaşanan sorunları konuştuk...
PROF. DR. ERDAL ARIKANPROF. DR. ERDAL ARIKANYerleşik Beyın Gücü, Prof. Dr. Erdal Arıkan Evet, son yıllarda Türkiye dışarıya daha çok göç vermeye başladı. Gidenler arasında iyi eğitim almış gençler de var. Onların gitmek için anlaşılabilir nedenleri olsa da durum üzücü. Ama herkes gitmiyor tabii ki. Bazıları gitme imkanı olsa da gitmiyor. Onlar bu ülkeye borçlu olduklarını düşünüyor ve ülke için üretmeye, yaratmaya, geliştirmeye inatla devam ediyor. Bunlardan biri de 31 yıldır Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyeliğini sürdüren Prof. Dr. Erdal Arıkan. Beyin göçünün bozduğu moralleri düzelten yerleşik beyin gücünün önemli temsilcilerinden!
ABDULLAH CEVDETABDULLAH CEVDETLaikliği ilk telaffuz eden oydu: ABDULLAH CEVDET Türkiye Aydınlanması konulu yazılarımızın onuncusunda laiklik kavramına tam içeriğini veren Dr. Abdullah Cevdet’i saygı ile anıyoruz. Yazının başında kısa bir özetini verelim: 1912'de İçtihad dergisinde çıkan "Pek Uyanık Bir Uyku" başlıklı yazısında gelecekteki Atatürk Türkiyesinin özelliklerini çizmiş gibidir: Medreselerin kapatılıp yerlerine modern edebiyat ve fen kurumlarının açıldığı, tekke ve zaviyelerin kapatılarak gelirlerinin eğitim bütçesine eklendiği, muskacılık, üfürükçülük ve evliyaya sadaka vermenin yasaklandığı, fesin yerine yeni bir başlığın kabul edildiği, bütün yasaların günün gereksinimlerine göre yeniden düzenlendiği ve tek kadınla evlenmenin kabul edildiği ve dahası, sağlam ve arılaştırılmış bir Türkçeye kavuşmak için özel bir kurulun oluşturulduğu bir Türkiye.
KONAK PİERKONAK PİERKonak Pier'de yanlış hesabı Bağdat'tan döndürmek... Kentin en değerli mekanlarından biri Konak Pier'in kapanan mağazaları ile görüntüsü acı veriyor. Oysa ki bu güzel yapı yeni bir organizasyon ile kentin turizm aktivitesine katılabilir.
MAYERLİNG'TE HÜZÜNMAYERLİNGBarones Maria İzmir’den Viyana’ya erkenden dönmeseydi tarihin akışı değişebilirdi Avusturya Ulusal Kütüphanesi, 31 Temmuz 2015'te Barones Maria Vetsera’nın annesine ve ailenin diğer üyelerine yazdığı sözde veda mektuplarını yayınladı. Mektupları yazan Avusturyalı bir diplomatın kızı olan Barones Maria Vetsara, 1889 yılında Avusturya-Macaristan veliaht prensi Rudolf’la ölü bulunduğunda, bunun cinayet mi yoksa intihar mı olduğu sorusu birçok kitaba, filme ve tiyatro oyununa esin kaynağı olmuştu. Böylelikle Viyana’da 90 yıldır durdukları bir banka kasasından günışığına çıkmış olan bu mektuplardan biri, dünyanın en büyük aşk hikâyelerinden birinin gizemini çözdü. Avusturya Bankası Schoellerbank’in emanet kasasında saklanan bu mektupların daha önceleri imha edilmiş ya da kayıp olduklarına inanılıyordu.Tarafların ölümünden kısa bir süre önce Mayerling’de yazılmış olduğu düşünülen mektupları net bir şekilde Vetsera’nın intihar için hazırlık yaparken aşkı uğruna kaleme aldığını gösteriyor. Çiftin ölü bedenleri, Prens’in Mayerling’deki av evinde bulunduğu için "Mayerling Olayı" olarak bilinen olay hakkında çeşitli teoriler ortaya atılmıştı. Olayın gizemini korumasının bir nedeniyse, ilişkiyi örtbas edebilmek için cesetlerin bulunmasından hemen sonra hiçbir soruşturma yapılmamış olmasıydı. Prens Rudolf ve Barones’in gizli ilişkileri, veliaht prens Belçikalı Prenses Stefani ile evli olduğu için imkânsız bir aşk hikâyesiydi. Kimi iddialara göre öldürüldüğü sırada hamile olan Maria Vetsera, aile ismini kirletmekle suçlanırken, Avusturya-Macaristan İmparatoru I. Franz Josef ve İmparatoriçe Elizabeth’in tek oğulları olan Rudolf’un ise ilişkiyi hemen sonlandırmasını isteyen babasıyla kavga ettiği biliniyor.
ŞEBNEM KORKUTŞEBNEM KORKUTİNCİ SİGORTA GENEL MÜDÜRÜ Şebnem Korkut: "Teknolojinin ve zamanın hızına yetişebilmek için hızlı koşmak gerekiyor. Gelecek geliyor, derken bir bakmışsınız yanınızdan gelip geçmiş. Buna izin veren şirketler yeni yüzyılın oyuncuları arasında olamayacaklar." Yaşamın her anı çeşitli risklerle dolu. Bu riskleri güvence altına alan sigorta şirketlerinin yenilikçi sigorta anlayışı ile geliştirdikleri ürünler yaşamımızı her geçen gün daha da kolaylaştırıyor. İzmir Life'ın bu sayısında İnci Sigorta Genel Müdürü Şebnem Korkut ile sektörün yenilikçi ürünlerini ve İnci Sigorta'nın hizmet anlayışı üzerine söyleştik.
DOĞU KARADENİZDOĞU KARADENİZFINDIKLI'DAN ÇAMLIHEMŞİN'E ARHAVİ'DEN BORÇKA'YA YOLCULUK... Kimi zaman doğanın bizi çağıran sesine kulak verip uçsuz bucaksız yeşillikler arasında kaybolmak isteriz. Usul usul akan bir dereye eşlik eden kuşların cıvıltıları, yüksek dağların tepelerinde dans eden bulutlar, etrafımızı saran ve bize yaşadığımızı hissettiren canlı renkler… Yaz mevsimini geride bırakmışken, bunların hepsinin mümkün olduğu bir yerden bahsedeceğim; ziyaret ettiğiniz her yerde bir tanıdığa rastlayabileceğiniz, İzmirlilerin yeni gözdesi Doğu Karadeniz’in bir parçası olan Rize – Fındıklı’dan.
PELİN OMUROĞLU BALCIOĞLUPELİN OMUROĞLU BALCIOĞLUPelin Omuroğlu Balcıoğlu: "Organik tarımın en büyük avantajı, kaynakları doğru kullanması." Büyük kentlerin betonları arasına sıkışmış, plaza çalışanlarının çoğunun hayali benim bildiğim iki tanedir. Birincisi işi gücü bırakıp dünya seyahatine çıkmak, ikincisi de şehrin karmaşasını arkalarında bırakıp kırsala göç edip ya bir butik otel ya da küçük bir çiftlik kurmak. Bu sayımızın söyleşi konuğu Pelin Omuroğlu Balcıoğlu, çiftlik kurmak isteyenlere mutlaka ve mutlaka 2-3 ay çiftlik yaşamını denemelerini öneriyor. Urla'da Ayerya Rüzgarlı Vadi Çiftliği'nin kurucusu, işin okulunu okumuş bir tarımcı Pelin Omuroğlu Balcıoğlu ile konuştuk. Zeytin ve zeytinyağı özelinde organik tarım hakkında yeni bilgiler edindik. Buyrun söyleşiye...
ZEYNEP GÜNGÖRZEYNEP GÜNGÖRZEYNEP GÜNGÖR Tasarım dünyasında uluslararası başarılara giden yolda ilerliyor... Lise eğitimini istanbul’da tamamladıktan sonra Amerika’nın tasarım ve güzel sanatlar alanında önde gelen üniversitelerinden Pratt Enstitüsü’nden onur öğrencisi olarak mezun olan Zeynep Güngör, her yıl sadece bir tek üstün yetenekli öğrenciye verilen "Mahlon Cline" tipografi ödülüne layık görüldü. Zeynep Güngör, Türk kültürünü uluslararası platformda tanıtmak için yapmış olduğu işler ile profesörlerinin ve grafik tasarım gruplarının dikkatini çekmeyi başardı . İlkokul ve orta öğretimi süresince yaptığı resimlerdeki teknik üstünlük ve görsel mükemmeliyet ile hocalarının dikkatini çeken Güngör'ün resimleri İstanbul’da çeşitli sergilerde yer aldı ve büyük beğeni topladı. Ortaokulda 3 kişisel sergi açan, tarih ve mitoloji konulu çalışmalar yapan Güngör. lisede grafik tasarım ve dijital sanat alanlarına yoğunlaştı. Çalışmalarından biri Londra’da Tate Modern Museum'da diğer yükselen öğrenci işleriyle birlikte sergilenmeye değer bulundu. Sanata tutkuyla bağlı olan Zeynep Güngör, henüz 17 yaşında iken Türkiye'nin az gelişmiş bölgelerindeki okullarda okuyan, sanata ilgi duyan ve güzel sanatlar eğitimi almak isteyen gençlerin portfolyo hazırlıklarında onlara destek verdi. Eğitim ve sanatın iyileştirici gücüne inanan Güngör, az gelişmiş bölgelerimizde desteğe ihtiyacı olan öğrencilere İngilizce, felsefe, sanat konusunda gönüllü eğitimler verdi. Modern grafik tasarım yaklaşımını sanat tarihiyle harmanlayan Güngör, New York’ta alanında değerli profesörlerden eğitim aldı. 2017 yılının sınıf değerlendirmesinde portfolyosu birinciliğe değer bulundu.
NEŞET ERTAŞ MUSA EROĞLUNEŞET ERTAŞ MUSA EROĞLUGünümüzün Karacaoğlan’ı Musa Eroğlu 40 yıllık dostu Neşet Usta’yı anlattı: “Onunla bağlama bir haysiyet kazandı” “Kazandığı erdeme ortak olduk.” Böyle demişti Neşet Usta’nın ardından Musa Eroğlu. Abartısız 40 yıl vardır, yan yana, omuz omuza yarenlik ve yoldaşlık ettikleri. Sadece şanı, şöhreti paylaşmadılar; yeri gelince “bin ayrılık, bin yoksulluk” paylaştılar. O “bir ölüm” ise Musa Eroğlu’nun sazında bir sızı hala. Yeri geldi birbirlerinin evlatlarını evlat bilip baktılar, yeri geldi heybelerine nevaleyi doldurup memleket havası çektiler. Birine “Günümüzün Dadaloğlu’su” dendi, birine “Karacaoğlan’ı.” “Neşet Usta’yı kime sorsak?” diyenin tüm yolları günümüz Karacaoğlan’ı Musa Hoca’ya çıkardı. Bir bayram günü telefonda söyleştik. O Mut’ta bir yaylada, bu satırları yazan Antalya’da bir yaylada. Toroslar’ın iki yakasında öyle bir söyleyişiydi ki, dertleşme de dedik, mutlanma da. Çok ilginç bilgiler de edindik, çok derin hisler de duyduk. Bu güne kadar dillere pelesenk olmuş pek çok türküye can veren, sayısız derlemesi bulunan, türküyü sadece yüreğiyle değil, etimolojisinden sosyolojisine bilimle anlayan Musa Eroğlu, sadece Anadolu’da edinilebilecek bir mütevazılıkla “Belki kimine göre bir sanat ustası değilim, ama altında soluklanılacak nice ağaçlar bıraktım” diyerek memleketinde kurduğu 900 dönümlük devasa ormanın sevincini paylaşıyordu aslında. Ben ormanı kast ettiğini bilmezken, o soluklanılacak ağaçları birer türkü olarak algıladım. Zira bestesini yaptığı Mihriban’ın gölgesinde de serinleyecek kaç aşık olduğunu hangimiz bilebiliriz? Ne mutlu ki; derlediği, bestelediği, sazıyla dillendirdiği bütün türkülerin serin, yeşil gölgesinde, onun anlatımından Neşet Usta’yla hasret giderdik.
BENİM KIZIM OKUYACAKBENİM KIZIM OKUYACAKBenim Kızım Okuyacak! Eğitim süreçlerinin bütün aşamalarında yaşanan her türlü ayrımcılığa dikkat çekerek, toplumsal farkındalık yaratma ve kız çocuklarının eğitimine doğrudan katkı yapmayı hedefleyen “Benim Kızım Okuyacak” projesiyle hayatın her alanında eşitliği sağlamak için kız çocuklarına yönelik çalışmalar yürütülüyor.
ATÖLYEMİZ CANIMIZATÖLYEMİZ CANIMIZAtölyeler için kentin hem üretim hem de terapi noktaları diyebiliriz. Bu alanda çeşitli etkinlikler düzenleyerek konuklarıyla “Mutfak”, “Dekoratif Sanatlar” ve “Metal İşleme” konseptlerinde bir araya gelen "Atölyemiz Canımız", Urla’da da faaliyete geçiyor. Hep diyoruz ya kendimize ayıracak vaktimiz yok, bir şeyler yapmak istiyoruz ama ne olacağına karar veremiyoruz diye, işte bu noktada şehrin atölyeleri büyük bir kurtarıcı olarak karşımıza çıkıyor. İlgi duyduğunuz alana göre ya da deneyimleyerek seveceğiniz bir şeyler bulacağınız duraklardan biri de Atölyemiz Canımız…
GAYE PETEKGAYE PETEKGaleri A’da ÖZDEMİR ASAF"Benden Sonra Mutluluk / Aprés Moi Le Bonheur" Özdemir Asaf’ın şiirlerinden oluşmuş bir seçki, Gaye Petek tarafından, ilk kez Fransızcaya çevrilip ressam ve heykeltraş İsmail Yıldırım’ın illüstrasyonlarıyla "Après Moi Le Bonheur /Benden Sonra Mutluluk" adı altında Blue Autour yayınevi tarafından Fransa’da basıldı. 18 Eylül - 6 Ekim tarihleri arasında Galeri A’da, şairin yaşam ve eserleriyle ilgili görseller ve ses kayıtları ile çeviri kitabında yer alan, ressam İsmail Yıldırım tarafından yapılmış desenler sergilenecektir. Böyle bir davetiye; ilgilenenleri galeri A’da buluşturdu. Çağdaş Türk şiirinin en seçkin isimlerinden Özdemir Asaf ile ilgili aktivite oldukça kalabalık ve etkileyiciydi. "Yalnızlık paylaşılmaz Paylaşılsa yalnızlık olmaz" Dizeleri ile pek çoğumuzda iz bırakan şairin şiirlerini, Türkçe ve Fransızca okumaları sonrasında Gaye Petek ile bir sohbet ya da söyleşi ile konuya biraz daha yakından tanık oluyoruz…
YERYÜZÜ OKULUYERYÜZÜ OKULUYeryüzü Okulu, hayatın ta kendisi! İnternet kullanıp da Türkiye’de eğitime dair her şeyi bir cümle ve iki maddede özetleyiveren bu duvar yazısını bilmeyen yoktur. Nasıl bilmeyesiniz ki! Art arda iki kuşağın aynı sistemde okumuşluğu vaki değildir ya; aynı nesil dahi okulunu, başladığı sistemle bitiremez. Eğik yazıyla öğrendiği abeceye düz yazıyla devam ederek ilkokuldan mezun olur çocuklar. Bir bakarlar ki koca koca TEOG’lar, SBS’ler, ÖSS’ler, ÖYS’ler bir gecede yerle bir olmuş! Gelecek yıl hangi sistemle hangi okulda okuyacağından bihaber, geleceklerini planlamaya çalışan kuşaklar gelir geçer bu ülkeden. Öyle böyle büyür, hasbelkader ayakta kalır, kaos içinde meslek sahibi olurlar. Bu eğitimsizlik ve sistemsizlik içinde boğulurken çıkıp geliveren, “İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım” diyen şahane bir model var elimizde: Yeryüzü Okulu. Yazarı, önce belgeselleriyle tanıdığımız, iyi sinemacının aslında iyi de bir yazar olduğunu gösteren Raşel Meseri.
AYAKÜSTÜ İZMİRAYAKÜSTÜ İZMİR“Ayaküstü İzmir” İzmir kent tarihi koleksiyoncusu Nejat Yentürk, uzun yıllardır İzmir'in gündelik hayatı, sanayisi, ticari hayatı ve mutfağı üzerine araştırmalar yapıyor. Nejat Yentürk, bugüne kadar birçok sergi açarak kentin tarihine ışık tuttu. Yentürk ilk kitap çalışmasını ise İzmir'in ayaküstü mutfağının kültürü ve tarihi üzerine hazırladı. Bugünkü sokak yiyeceklerini anlamak için işin geçmişinden başlamak gerektiğini söyleyen Yentürk, “Ayaküstü mutfağını doğru tanımlayabilmek için böyle bir araştırmaya ihtiyaç vardı. Ayaküstü mutfak hangi kentlerin mutfağıdır? Bu mutfak İzmir'de nasıl şekillendi? Bu sorulara cevap aramak üzere yola çıktım” diyor. “Ayaküstü İzmir” bilgi kirliliğini ve şehir efsanelerini ayıklamayı hedefleyen, yüzeysel yaklaşımların uzağında bilimsel bir çalışma, bir kaynak kitap. Yalnızca İzmir mutfağıyla sınırlı kalmıyor, yüzlerce yıllık geçmişe sahip börekten, döner kebaba, şerbetten kokorece dek geleneksel mutfağımızın gözde örneklerine yeni yaklaşımlarla eğiliyor. Öte yandan zengin bir ayaküstü mutfak kültürüne sahip İzmir’in tarihini sokaklardan ve ayaküstü mutfağı üzerinden okumayı deniyor.