MAYIS HAZİRAN 2022MAYIS HAZİRAN 202221 yı, 248 sayıdır aylık olarak yayınladığımız İzmir Life dergimiz, kağıt bulma ve ekonomik sorunlar nedeniyle belirli bir süre iki ayda bir yayınlanacak. Mayıs/Haziran 2022 sayımız yeni keyifle okunacak dosyalarla dolu... İzmir Life kente ışık saçmaya devam ediyor...
ÜÇ FİDANA SELAM OLSUNÜÇ FİDANA SELAM OLSUNDeniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın İdamlarına Cumhuriyet Senatosundan Üç Muhalif: Mucip Ataklı, Zihni Betil ve Turgut Cebe 6 Mayıs 1972’de idam edildiklerinde Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan 25, Hüseyin İnan 23 yaşındaydılar. O dönemde 12 Mart muhtıras ıyla iktidardan indirilen Süleyman Demirel, Deniz ve arkadaşlarının idamına "Evet" oyu veren Adalet Partisi'nin lideriydi. TBMM’de Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idam kararları oylanırken, hiç tereddüt etmeden idamları onaylayan Demirel, aradan birkaç yıl geçtikten sonra 1975’te mobilya yolsuzluğundan yargılanan yeğeni Yahya Demirel’le ilgili olarak “25 yaşında çocukla uğraşıyorlar” diyebiliyordu. Ülkeyi bu günkü duruma getiren süreci işin başında iken gören, direnen ve hiçbir çıkar gözetmeden halkımızın mutluluğu için mücadele eden devrimci gençlik önderlerinin idamlarının ne anlama geldiğini Türkiye bugün daha iyi anlıyor. Denizlerin idamlarına "onay" verenlerin tümü tarih sahnesinden silindi. Deniz, Yusuf, Hüseyin ise yiğitlikleri, gençlikleri ve tüm coşkularıyla her 6 Mayıs'ta yeniden doğuyor. O günden bu yana geçen tam yarım yüzyıllık süre içinde unutulmak bir yana Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının isimleri onurlu bir kuşağın gururu haline geldi. 6 Mayıs, emperyalizmin tahakkümünden kurtulmuş, kendi halkının iradesiyle yönetilen "tam bağımsız ve gerçekten demokrat Türkiye" için mücadele eden devrimci gençlik önderleri; Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in doğum günüdür. 50. doğum günlerini, o sürece ilişkin birkaç ayrıntıyı hatırlatarak kutlamak istiyorum. 11 Mart 1972’de TBMM Başkanı Sabit Osman Avcı, Cumhuriyet Senatosuna bir yazı göndererek, TBMM’nin açık oyla kabul ettiği Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in ölüm cezalarının onaylanmasına dair kanun teklifini dosyası ile birlikte sunar. Genç okuyucular için not ediverelim: O dönemin ikili yapısına göre, TBMM’nin kabul ettiği yasalar, Cumhuriyet Senatosu’nun onayından sonra ancak Cumhurbaşkanlığına gönderilirdi. Cumhuriyet Senatosu’na intikal eden dosya, Anayasa ve Adalet Komisyonunda görüşülür. On iki üyeli komisyonda, idamların infazına karşı durarak “muhalefet şerhi” yazan üç yürekli isim vardır: Mucip Ataklı, Zihni Betil, Turgut Cebe. Ne yazık ki onların karşı duruşlarına rağmen Senato kararı onaylar. Ve Karar, nihai onay için dönemin cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a gönderilir. İşte aşağıda, bu sürece ait yazım biçimi bütünüyle korunan tutanakları ve üç fidana sahip çıkan üç karşı oy yazısını bulacaksınız.
BİR KONSERBİR KONSERŞevval Sam Konseri 21 Mayıs 2022 / saat 22:30'da Ooze Venue'de...
BİR SERGİBİR SERGİSevinç Bayraktar Resim Sergisi 12 - 25 Mayıs 2022 tarihleri arasında Galeri FA'da izlenebilir.
BİR OYUNBİR OYUNTiyatro Salt'ın yeni oyunu Ben Berlin 25 Mayıs 2022 / 20:30'da izlenebilir.
DİKİLİ TDOSBDİKİLİ TDOSBDikili TDOSB’de yatırımcı kazanacak Tarımsal üretimde jeotermal enerji ile güneş, rüzgâr, biyogaz gibi yenilenebilir enerjiyi kullanacak Dikili TDİOSB, bu açıdan artan enerji maliyetleri karşısında yatırımcısına kalkan görevi görecek. Dikili Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi (Dikili Sera TDİOSB) yatırımcıları, enerji maliyetlerinden “en az” etkilenen işletme olacak. Dikili TDİOSB, artan enerji maliyetleri karşısında yenilenebilir jeotermal ile birlikte rüzgar, güneş ve biokütle enerjisiyle büyük bir avantaj sağlayacak. Avrupa ve Türkiye’nin topraksız, tam otomasyonlu en büyük sera ve tarımsal sanayi kümelenmesi Dikili Sera TDİOSB, yatırımcısını artan enerji maliyetleri karşısında "yeşil enerjisi" ile koruyacak. Dikili Sera TDİOSB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Osman Öğmen “Bölgemizin en önemli avantajlarından biri ana enerji kaynağının jeotermal başta olmak üzere yenilenebilir enerji olması. Böylece yatırımcı enerji maliyetlerindeki dalgalanmalara rağmen kazanmaya devam edecek” dedi. Dikili TDİOSB’deki üreticilerin, bu nedenle enerji maliyetlerindeki artıştan elektrik ve doğalgaz kullananlar kadar etkilenmeyeceğin dikkat çekerek “Sadece jeotermal değil, hibrit bir sistem kuruyoruz. Orta ve uzun vadede GES, RES kullanılacak. Biyokütle enerji üretim tesisi de planlanıyor. Jeotermal enerji sondaj yerleri ile ilgili tespitler de yapılıyor” dedi. Döviz kurlarının yüksek olmasının sera maliyetlerini artırdığına dikkat çeken Öğmen, yatırımcının sadece enerjiden değil sürdürülebilir tarım uygulamaları ile de kazanacağını söyledi.
35. ULUSLARARASI İZMİR FESTİVALİ35. ULUSLARARASI İZMİR FESTİVALİİzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı (İKSEV), 35. Uluslararası İzmir Festivali’ni 7 Haziran - 20 Temmuz 2022 tarihleri arasında düzenleyecek. Açılışta İzmir Renkleri İKSEV, 35. Uluslararası İzmir Festivali’ni 7 Haziran 2022 Salı günü AASSM’de açacak. Açılış konserinde değerli şef Gürer Aykal yönetiminde İzmir Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde solist ve eğitimci olarak müziğimizin önemli isimlerinden keman sanatçısı Cihat Aşkın çalacak. “Üç Denizin Sesi” Efes’te Karadeniz, Hazar Denizi ve Doğu Akdeniz’e kıyısı bulunan 23 ülkenin orkestralarının solist sanatçılarından ve grup şeflerinden oluşan “Üç Denizin Sesi" Tekfen Filarmoni Orkestrası, daimi şefleri Aziz Shokhakimov yönetiminde Uluslararası İzmir Festivali’nin 35. Yılını kutluyor. Orkestraya solist olarak günümüzün en parlak piyanistlerinden Can Çakmur katılacak. Türk Besteleri Dünya Bale Sahnesinde İKSEV ve Martha Graham Dans Tiyatrosu, 35. Yıl programında yer alacak yeni bir proje üzerinde çalışıyor. Martha Graham Dans Tiyatrosu’nun dünya çapında tanınan koreografları, Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışması’nı kazanan eserler arasından seçtiklerine koreografi hazırlıyor. Bu koreografi 13 – 27 Haziran 2022 tarihleri arasında İKSEV’de yapılacak, ustalık sınıfı düzeyindeki atölyede Türk dansçılarla çalışılacak. Genç Türk bestecilerinin eserlerini dünyaya açan bu çalışma 28 Haziran 2022 Salı günü 35. Uluslararası İzmir Festivali programı içinde yer alan Martha Graham Dans Tiyatrosu gösterisi sırasında sahnelenecek. “Kamelyalı Kadın” Festival’de Romanya’nın olağanüstü potansiyele sahip, dinamik topluluğu Sibiu Ballet Theatre 35. Uluslararası İzmir Festivali’nde dünya klasiklerinin en tanınmışlarından biriyle, Alexander Dumas’ın ölümsüz eseri “Kamelyalı Kadın”ın yepyeni uyarlamasını sahneleyecek. Kamelyalı Kadın, 15 Haziran 2022 Çarşamba günü Kültürpark Atatürk Açıkhava Tiyatrosunda izlenebilecek. 21. Yüzyılın Dahi Kemancısı Polonya’nın en parlak yıldızlarından biri olan, bu güne kadar bir keman sanatçısının Polonya ve Avrupa’da kazanabileceği bütün ödülleri kazanan Jaroslav Nadrzycki ve piyanist Joanna Zathey, Polonya Büyükelçiliği işbirliği ile 22 Haziran 2022 Çarşamba günü Celsus Kütüphanesinde verecekleri konserle 35. Uluslararası İzmir Festivali’ne katılacak. Çok Kültürlü Konser Kullandığı özel enstrüman tekniği ve deneyselliğiyle ün yapan, kontrbası bir yandan bir solo enstrümana, bir çeşit flamenko gitarına ve bir doğu enstrümanına dönüştürebilmesiyle tanınan Renaud Garcia- Fons son projesi “La Luna Seda” ile 35. Uluslararası İzmir Festivaline katılıyor. Sanatçıya Derya Türkan (kemençe), Sekan Halili (kanun) ve Kiko Ruiz (Flamenko gitar) eşlik ediyor. İnstitut français İzmir işbirliği ile gerçekleşecek konser 25 Haziran 2022 Cumartesi günü Celsus Kütüphanesinde yapılacak. Martha Graham Dans Tiyatrosu Festival’de 35. Uluslararası İzmir Festivali izleyicileri 28 Haziran 2022 Salı günü Kültürpark Atatürk Açıkhava Tiyatrosunda dünyaca ünlü Martha Graham Dans Tiyatrosunu izleme fırsatı bulacaklar. İKSEV & MGDC ortak projesiyle aynı akşam sahneye çıkacak Türk dansçılar, İKSEV’in Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışması eserlerinden biriyle, topluluğun gösterisine katılacak.. Alplerden Ege’ye 30 Haziran 2022 Perşembe günü İzmir Agora’da bulunacak Festival izleyicileri sıra dışı bir konsere şahitlik edecekler. İzmir İtalya Konsolosluğu işbirliği ile yapılacak konserde Carlo Torantallo, dinleyicilerine favori çalgısı Alphorn’u dinleme fırsatı sunacak. Bu az bilinen çalgıyı dünyaya tanıtan Torantallo, İzmir Festivali için özel bir program hazırlıyor. Özgün ve Çağdaş Yıllardır evrensel vokal müzik sahnesinde sağlam bir yere sahip Ensemble Sjaella, sahnede bir arada duran ve çocuksu deneyim alanını kaybetmemiş kadınların ruhudur. 6 Temmuz 2022 Çarşamba günü İzmir Agora’da izlenebilecek konser İzmir Goethe Enstitüsü işbirliği ile gerçekleşiyor. Fado’nun Divası 35. Uluslararası İzmir Festivali 20 Temmuz 2022 Çarşamba akşamı Çeşme Kalesi’nde yapılacak Fado konseriyle sona eriyor. Portekiz Büyükelçiliği işbirliği ile gerçekleşecek konserde, otantik Fadosu ile izleyicilerini büyüleyen Tania Oleiro sahne alıyor. 35. Yıla Özel Afiş İKSEV, Uluslararası İzmir Festivali’nin otuz beşinci yılı için özel bir afiş seçti. Festival afişinde kullanılan resmi, mimar- ressam Ayşe Tatari yaptı. İzmir’in canlı ve renkli yaşamını simgeleyen afiş Festival süresince İzmir sokaklarını süsleyecek. 35. Uluslararası İzmir Festivali’nin biletleri 16 Mayıs 2022 Pazartesi gününden itibaren Biletix‘ten alınabilir.
ELEKTRİK ENFLASYONELEKTRİK ENFLASYONElektrik fiyatları sebep, enflasyon sonuç Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) açıkladığı verilere göre, mart ayı yıllık tüketici enflasyonu yüzde 61,14, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık oranı ise yüzde 114 oldu. Bu verilerin açıklanmasıyla Türkiye enflasyonu yüksek ülkeler sıralamasında ilk sıralarda yer alırken, elektrik tedarikçileri karşılaştırma ve değiştirme sitesi encazip.com gündemdeki dünya enflasyon ligi listesindeki ülkelerin yanına, bu ülkelerdeki üretim ve iş yeri amaçlı elektrik fiyatlarını ekledi. Ortaya çıkan sonuç ise oldukça çarpıcı oldu. Sanayi elektrik fiyatlarının yüksek olduğu ülkelerde enflasyon oranları da yüksek. encazip.com’un kurucusu ve enerji ekonomisti Çağada Kırım, tüm tüketici ürünlerinin ham maddesi olan sanayi elektrik fiyatlarının yüksek olmasının, enflasyonu yükselten faktörlerin en başında geldiğini vurguluyor. Araştırmaya göre, enflasyon liginin üst sıralarındaki ülkelerin ortak özelliği yüksek sanayi fiyatları olarak öne çıkıyor. Enflasyonun yüzde 340 olduğu Venezuela’da sanayi elektrik fiyatları evlerdeki elektrik fiyatlarından yüzde 18 daha fazlayken bu ülkeyi yüzde 260 ile takip eden Sudan’da evlerde kullanılan elektrik fiyatına kıyasla sanayi elektrik fiyatları 10 kat daha yüksek. Enflasyon liginin üst sıralarındaki diğer ülkelerde de durum aynı. Enflasyonun düşük olduğu ülkelerde durum tam tersi Aynı araştırma enflasyon listesinin en altındaki düşük enflasyonlu ülkeler için yapıldığında ise sanayi elektrik fiyatlarının önemli ölçüde düşük olduğu görülüyor. Enflasyon oranının yüzde 1 olduğu Japonya, yüzde 3 olduğu Endonezya ve yüzde 4 olduğu İsrail’de sanayi elektrik fiyatları evlerdeki elektrik fiyatlarından yüzde 23 daha düşük. Filipinler, Avustralya, Güney Kore, Norveç, İsveç, Fransa, Finlandiya, Danimarka, Tayland, Portekiz gibi ülkelerde de aynı durum söz konusu. Bu ülkelerdeki sanayi elektrik fiyatları da evlerden daha aşağılarda. Yüksek iş yeri elektrik fiyatları enflasyonu uçuruyor Enflasyon ve üretici elektrik fiyatları arasından bağlantıyı değerlendiren encazip.com’un kurucusu Çağada Kırım, şunları söylüyor: “Düşük sanayi, tarım ve iş yeri elektrik fiyatları tüm ürünlerin fiyatının düşmesini sağlar. Evlerde kullanılan elektrik fiyatı yüksek olsa dahi tüketicinin alım gücü çok daha yüksek olur. Enflasyonu düşürmek için atılması gereken adımların başında tüm desteklerin ev dışı abone gruplarına verilmesi gelir. Veriler bize bunu açıkça gösteriyor.”
ÖZLEN ÜSTÜN KAVALALIÖZLEN ÜSTÜN KAVALALIBir okulda 400 erkek arasında tek kız olmak İzmir'de adım başı hoş bir hatıra veya hikayeye rastlamak gayet normal. İzmir Life ekibinin yayın koordinatörlüğünü yaptığı dergilerden biri olan ESİAD Yaşam dergisinin içerik toplantısı öncesinde tanıştığımız Ege Sanayicileri ve İşinsanları Derneği-ESİAD Genel Sekreteri Özlen Üstün Kavalalı ile yaptığımız kısa sohbette İzmir Saint Joseph'in ilk kız öğrencisi olduğunu öğrendiğimde gözlerim parladı. "İşte tam da bizim dergiye yakışır bir hikaye" dedim. Hemen, söyleşi için söz aldım. Önce o anlattı ben dinledim, daha sonra okulda sınıf arkadaşları ile buluştuk. Hem okulun havasını kokladık, hem de erkeklerin ağzından okulun tek kız öğrencisini dinledik. Özlen Üstün Kavalalı İstanbul doğumlu, "Hem İstanbullu hem İzmirliyim" diyor, çünkü babası İzmirli, annesi ise İstanbullu. Orta öğrenimine İstanbul Sainte-Pulchérie Fransız Kız Ortaokulu'nda başlamış, orada 2 yıl hazırlık okuduktan ve birinci sınıfı tamamladıktan sonra babasının işi nedeniyle İzmir’e taşınmışlar. Bizim hikaye de burada başlıyor zaten... Saint Joseph'in kapısından bir kız nasıl girer? İzmir 70'lerin son yıllarında bütün güzelliği ile onlara hoş geldiniz derken, bir büyük sorunu da önlerine koyuyor. Kentin Fransızca eğitim veren tek kurumu Saint-Joseph sadece erkek öğrenci alıyor. Ailesi başvurmak için okula geldiğinde “Saint-Joseph bir erkek okulu, kız öğrenci kabul edemeyiz, karma olması yönünde bir proje var, ancak öyle bir karar henüz yok” cevabıyla karşılaşmış. Bu karar nasıl mı çıkacak? Tabii ki Milli Eğitim Bakanlığı'ndan yani Ankara’dan... Bu noktada ileri vizyonlu bir kadın olan anneanne Sabahat Engür devreye giriyor. Hemen bir Ankara seyahati planlanıyor ve Milli Eğitim Bakanlığı'ndan randevu alınıyor. “Torunumu İzmir’deki Saint-Joseph’e yollamak istiyoruz, ama kız öğrenci olduğu için kabul edilmiyor, okulun karma olması yönünde bir girişim varmış, bunun hızlandırılması mümkün mü?” sorusuna alınan cevap "İzmir’den gelecek taleplerin kararın çıkmasında etkili olabileceği" şeklinde olunca Baba Arif Fevzi Üstün’ün arkadaşları organize olup Bakanlığa çok sayıda dilekçe gönderir ve sonunda 1978-1979 eğitim döneminin başlamasına çok az bir zaman kala kız öğrenci alınması yönündeki karar okula ulaşır. Okul yönetimi zor durumda Tabii bu kararın son anda çıkması okul yönetimini zor durumda bırakıyor. Özlen Üstün Kavalalı, okulun eski Türk Müdür Yardımcısı Cemal Bey ile konuşmaları şöyle anlatıyor; "Müdür yardımcısı soru ve sorunları ardı ardına sıralıyordu... 'Kız öğrenci için tuvalet yok, bu kadar kısa sürede tuvalet yapmamıza da imkân yok', 'Sainte- Pulchérie’den gelen transkripte el işi, dikiş dersi var. Burası erkek okulu, dikiş dersi verecek öğretmenimiz yok', 'Beden eğitimi dersi için nerede giyinecek?', 'Beden eğitimini erkeklerle mi yapacak?'. Sonuçta karar çıkmıştı ve ben Saint-Joseph’in ilk kız öğrencisi olma şansına eriştim. Sorunların hepsi bir şekilde halledildi. Mesela, kadın öğretmenlerin tuvaletini kullandım. Beden eğitimini erkek öğrencilerle birlikte gayet güzel yaptım. Hatta onlarla yarıştım."
BÜLENT ŞENOCAKBÜLENT ŞENOCAKSadıkbey, Yalıların Dili Olsa Bugünlerde Mithatpaşa Caddesi üzerindeki en eski semtlerden birinde büyük bir heyecan var. Çocukluğu ve gençliği Sadıkbey semtinde geçen Bülent Şenocak, semtin eski semtin önce sınırlarını çizdi ve eski sakinleri ile buluştu. Anılar yad edildi, halen ayakta olan ve yıkılıp giden yalılar konuşuldu. Şenocak ile onlarca ailenin yaşanmışlıklarını kaleme aldığı "Sadıkbey Yalıların Dili Olsa" kitabını konuştuk.
ESAT TARMANESAT TARMANSeydibeşir esir kampında İzmirli Esat Tarman Osmanlı İmparatorluğu 11 Kasım 1914'te 1. Dünya Savaşı'na girmişti. 1917’de on ayrı cephede savaştığından, 17 yaşındaki gençleri askere almaya başlamıştı. 1900 doğumlu Esat da 1917’de Ziraat Mektebi son sınıf öğrencisi iken askere alınmış, Filistin’e gönderilmişti. Kısa süre sonra birçok Türk askeriyle birlikte İngilizlere esir düşmüştü. Esat Tarman, 1917-1920 yılları arasında Mısır’da İskenderiye yakınlarındaki “Seydibeşir” kampında tutulmuştu. Esir olarak yaşadığı kampın tam ismi “Seydibeşir Kuveysna Osmani Useray-i Harbiye (Osmanlı harp esirlerinin güler yüzlü, güzel kampı)” idi. Esat Bey, esaretten gelirken yanında birçok fotoğraf getirse de; kötü günleri hatırlamak istemediğinden, yaşadıklarını ailesine anlatmamıştı. Bu nedenle anıların ancak küçük bir kesitini oğlu Süha Tarman’dan öğrenebiliyoruz. Seydibeşir kampındaki Türk askerleri 1. Dünya Savaşı'nda 200 bin civarında Osmanlı askeri; İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya'ya teslim olmuş, Hindistan’dan İngiltere’ye, Sibirya’dan Mısır’a kadar çeşitli esir kamplarına gönderilmişti. Yavuz ve Midilli savaş gemilerinin esir alınan Osmanlı subayları ile Filistin Cephesinde savaşırken İngilizlere esir düşen Ragıp Gümüşpala (1897-1964), Cemal Gürsel (1895-1966), Cevdet Sunay (1899-1982), Mudurnulu fotoğraf sanatçısı Ahmet İzzet Bengüboz (1896 – 1969), Karşıyakalı Kadızade Zühtü Işıl (1897-1985) gibi binlerce asker de bu kampa götürülmüştü. Esat Bey, Mısır’daki Seydi Beşir Esir kampına gönderilirken; utanç içindeydi. Birçok üst rütbeli Osmanlı subayının kendilerinden önce esir edilip buraya getirildiklerini görünce, utancı şaşkınlığa dönüşmüştü. Tüm subaylar gibi Esat’a da bir emir eri tayin edilmiş. Bu emir erleri subayların çamaşırlarını yıkamak gibi günlük işlerini yaparken, subaylar da onlara okuma-yazma gibi konularda destek olmuşlardı. Osmanlı’da o yıllarda okur-yazar kişiler Fransızca konuştuğundan, bu dil esir subaylar arasında da yaygındı. Ayrıca; İngilizlere ve dillerine karşı genel bir tepki vardı. Esat da İngiliz esir kampında olsa bile Fransızca öğrenmeye başlamıştı. Seydibeşir kampında kurulan futbol takımları Kadızade Zühtü Işıl, 1912 yılında Karşıyaka’da arkadaşlarıyla birlikte yeşil kırmızılı kulübün temellerini atmış, 1914 ve 1922 arasında tam 8 sene askerlik yapmıştı. KSK’yi kurduktan 2 sene sonra askere alınan Zühtü Işıl, Birinci Dünya Savaşı’nda esir düşmüştü. Esir kampında subaylar, askerler boş zamanlarını; tenis, satranç, kağıt oynayarak, kitap okuyarak ve yabancı dil dersleri alarak geçiriyorlardı. Ama Kadızade’ye bunlar yetmiyordu. Futbol takımı kurma talebinin kabul edilme ihtimali onu çok heyecanlandırmıştı. (1) Türklerin futbol takımı kurmalarına izin verilince, birbiriyle maç yapabilecek Hilal ve Terakki isimlerinde iki futbol takımı oluşturmuşlardı. Esat da bu takımlardan birinde futbol oynamaya başlamıştı. 1.Karargah ve 4.Karargah arasında yapılan maç öncesinde çekilen fotoğraf Süha Tarman’ın albümündedir. Bir başka fotoğrafın üzerinde ise “İskenderiye Seydibeşir Harbi Umumi esaret hatıratından 1335-1919, Foto Ziyaeddin” yazmaktadır.
GELECEK İÇİN YEŞİL ADIMLAR ATILIYORGELECEK İÇİN YEŞİL ADIMLAR ATILIYORGELECEK İÇİN YEŞİL ADIMLAR ATILIYOR Kuruculuğunu Çiğli İsmail Rahmi Karadavut İlkokulu sınıf öğretmeni Nil Özel ve Karşıyaka Aydoğan Yağcı Bilim ve Sanat Merkezi sınıf öğretmeni Müyesser Esra Ceyhun 'un yaptığı, İsmail Rahmi Karadavut İlkokulu sınıf öğretmeni Türkan Karagöz, Maltepe İlkokulu sınıf öğretmeni Fatma Derya Yılmaz, Toki İlkokulu sınıf öğretmeni Aysun Sarp ve Balatçık İlkokulu sınıf öğretmeni Nilüfer Koç’un da proje ortaklığı yaptığı, 6 öğretmen ve 38 öğrencinin katılımıyla sürdürülen ‘’Geleceğin İçin Yeşil Bir Adım At, Karbon Ayak İzini Azalt’’ adlı proje başarılı çalışmalarıyla devam ediyor. Proje ile; iklim değişikliği, küresel ısınma, sıfır atık, geri ve ileri dönüşüm, karbon salınımını azaltmak, enerji tasarrufuyla ve bilinçli tüketimle dünyamızın daha uzun ve sağlıklı yaşanan bir gezegen olarak kalması için farkındalık yaratmak hedefleniyor. Projede öğrenciler, Mart ayından bu yana her hafta dijital platformda çevrimiçi etkinlikler yapıyor, Web 2.0 araçlarını tanıyor ve bunları kullanmayı öğreniyor, kendi avatarlarını oluşturuyor, çevre bilinci konusu ile ilgili seminer ve atölyelere katılıyor, atık malzemelerden kalemlik, kukla gibi kullanışlı materyaller yaparak hem çevreci tasarımlar yapıyor hem de eğlenerek öğreniyorlar. 12 Nisan'da Bütün Çocuklar Bizim Derneği'nin katkılarıyla ve Ebru Aran’ın sunumuyla Oburcan Çevreci Kukla Atölyesi, 18 Nisan'da İzmir Çevre Mühendisleri Odası'nda çevre mühendisi olarak görev yapan Seçil Uysal ile bir seminer ve ardından ileri dönüşüm atölyesi, 25 Nisan tarihinde çocuk kitapları yazarı, editörü ve çevirmeni Sima Özkan ile sıfır atık üzerine bir söyleşi gerçekleştirdiler. 26 Nisan’da ise Çiğli Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü tarafından verilen Çevre Bilgilendirme Eğitimi’ne velileri ve okul arkadaşları ile katılım sağladılar. Öğretmenlerimizin hazırladığı eTwinning projesi ile geleceğin bilinçli minik çevrecileri yetişiyor.
TARLADAN ÇATALATARLADAN ÇATALAİklim adaletsizliğinden gıda adaletsizliğine AB’nin Tarladan Çatala stratejisine karşı endüstriyel tarım Geçen ayın sonunda 31 Mart'ta Slow Food Europe COVID-19 salgınının patlak vermesinden bu yana Brüksel'de ilk yüz yüze etkinliklerine ev sahipliği yaptı: Slow Food başkanı Carlo Petrini ve IPES e? başkanı Olivier de Schutter harika bir söyleşi gerçekleştirdiler. Söyleşi “COVID-19, Ukrayna'daki savaş ve artan gıda fiyatları: Sürekli krizler karşısında gıda sistemlerini nasıl dönüştürebiliriz?” başlığını taşıyordu. Gıda sistemi dediğimizde, tarımsal girdilerden başlayarak, gıdanın üretimi, işlenmesi, taşınması, paketlenmesi, depolanması, tüketimi ve bu süreçte ortaya çıkan kayıp ve atıkları içine alan bir süreçten bahsediyoruz. Sürdürülebilir gıda sistemlerine geçiş için AB'nin "Tarladan Çatala Stratejisine" karşı endüstri lobisi, geçtiğimiz haftalarda Ukrayna'daki savaşa yoğunlaşırken, Avrupa Ortak Gıda Politikası fikrinin bu iki öncüsü arasındaki konuşma her zamankinden daha çok ilgi çekti. Slow Food Europe'da politika görevlisi olan Madeleine Coste'un moderatörlüğünü yaptığı diyalog, halkla bir soru-cevap oturumu ve Soûl'den Jules Lavergne tarafından sağlanan bitki bazlı lezzetli bir yemek izledi. Ben de bu ayki sürdürülebilir dünya yazımı fosil lobisi ve gıda tartışmalarına ayırdım.
SEVGİLİ İZMİRİMSEVGİLİ İZMİRİM"Sevgili İZMİR'im" Bir festival için dostlarla Atina’ya gitmiştik, 2012 yılı olmalı. Bavulumu beklerken havaalanındaki dev ekranda Nebahat Çehre’yi görünce çok şaşırdığımı hatırlıyorum. O günlerde Aşk-ı Memnu dizisi ortalığı kasıp kavuruyordu. Türk dizileri Avrupa’da, Ortadoğu, Orta Asya, Afrika, Kuzey ve Güney Amerika’da toplam 146 ülkede gösterimde… Yunanistan’da Binbir Gece, Gümüş, Aşk-ı Memnu, Muhteşem Yüzyıl, Dudaktan Kalbe gibi pek çok dizi çok sevilerek izlendi. Türk oyuncular orada da popüler oldular. Bu başarının Yunanistan kültürel dünyası için de özel bir anlamı olmalı. Yunanistan bir tiyatrolar ülkesi. Sadece Atina’da yüzlerce küçük-büyük tiyatro her gün perdelerini açıyor. Tiyatro tutkusuna rağmen Türk dizilerinin izleyiciden büyük teveccüh görmesi yapımcıları da, oyuncuları da mutlu etmiş olmalı. Aktör Burak Hakkı, Yunanistan’da ilk olarak Dudaktan Kalbe dizisinin Hüseyin Kenan Gün’ü olarak sevildi. Ardından hiç Yunanca bilmeden bir tiyatro oyunu teklifi aldı. Oyun başarılı olunca Yunanistan’ın en büyük bütçeli sinema filmi Smyrni mou agapimeni / Sevgili İzmir’im için yeni öneri aldı. Film tamamlanıp aralık ayında galasını yaptı, şimdi festival gösterimleri sürüyor. Şu sıralar yine orada bir dizi çekimine başladı. Tüm bunları konuşmak üzere İstanbul-Gelibolu-Yunanistan arasında mekik dokuyan Burak Hakkı ile bir araya geldik. Mütevazı, içten, kolaylaştırıcı tavrıyla hemen gönlümüzü fethetti. Gelibolu’da çiftçilik, İstanbul ve Atina’da oyunculuk yapan Burak Hakkı ile yaptığımız bu keyifli söyleşiyle sizi baş başa bırakalım.
YENİKALE ZAFER ANITIYENİKALE ZAFER ANITIİzmir Yenikale’nin Zafer Anıtı nasıl yok oldu? 9 Eylül 1922’de, Türk ordusunun İzmir’de Yunan işgali faciasına son vermesinin ardından, Yenikale yeniden Türk Kara Kuvvetleri'nin yönetimine geçer, son dönem Ulaştırma Terminal Taburu Bot Bölüğü Merkezi olarak hizmet verir. Daha sonra Yenikale, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na devir olur. 2003 yılında Güney Deniz Saha Komutanlığı Karargahı olarak hizmet vermeye başlar. Bu dönem başlayan arazi düzenlemesi ile yeni inşaat sürecinde, eski Türkçe yazılı kitabeler, Zafer Abidesi de yok olur, Yenikale’deki Gazi top kaldırılır. Araştırmalarımız sırasında Yenikale’nin eski fotograflarında bir görüntü dikkatimizi çekmiş, fotografın büyütülmesiyle bir anıtın görüntüsü ortaya çıkmıştı. Saha araştırması yaptığımız dönemde görmediğimiz bu anıtın, İtilaf donanmasının İzmir’e yaptığı saldırının geri püskürtülmüş olunması hatırasına dikilmiş Zafer Anıtı olabileceği düşünülmüştür. Bu anıttan günümüzde iz bulunmamaktadır. Ancak 1980’li yıllarda askerlik yapanlar bu anıtı çok iyi bilmektedir. Askere, anıt ve görev yaptıkları Yenikale tarihi hakkında hiçbir bilgi verilmemiş olunmasına karşın, anıtın eratın buluştuğu, sohbet ettiği, fotograf çektirdiği bir mekan olması özelliğiyle bir çok fotoğrafı ortaya çıkmıştır. Anıtın mermer değil demir yapıda olduğu, üzerinde eski Türkçe yazı bulunduğu 1963/3 devre 1983-1985 yılları arasında vatani görevini yapan Hasbi Genç, Ulş.Çvş.Osman Yalçın tarafından ifade edildi. Fotograflarda görülen pas rengi anıtın demir yapıda doğrular niteliktedir. O dönemin askerleri sadece anıta değil, günümüzde bulunmayan topun varlığına da tanık olmuşlar. Her biri İzmir’i savunan Gazi topun bakımının yapıldığına, topun hareketle hedefe nişanlandığı günleri yaşamış, top nöbeti tutmuştur. Tezkere sonrası Türk askerinin hafızasında silinmez izler bırakan askerlik hatıralarının, silah arkadaşlığının, ömür boyu yaşatılması ve paylaştıkları hatıralar Yenikale’nin karanlıkta kalmış tarihini aydınlatmada hizmet yapmıştır. Yenikale’de vatani görevini yapmış olan Ulaştırma Terminal Taburu Bot Bölüğü 1963/2-1963/3 devre askerlerinin geleneksel hale getirdikleri yıllık hasret giderme buluşmaları, Facebook’da oluşturdukları gruplarla birbirleriyle irtibatı sıcak tutmaları, kendilerine ulaşmamızı kolaylaştırmış, bu durum asla bilemeyeceğimiz tarihi hatıralara da erişmemizi sağlamıştır. Yenikale’yi araştırmacılara kapalı tutmak, izin vermemek yönünde günümüz Güney Deniz Saha Komutanlığı yönetiminin gösterdiği ilgiyi, tarihi yapıların farkına varmak ve koruma altına almak yönünde göstermiş olmalarını dilerdik. Genelkurmay Başkanlığının kayıp anıt konusunda gerekli soruşturmayı açacağını düşünüyoruz. Resmi makamların “Bilmiyoruz, yasak. Niye soruyorsunuz?” cevapları aksine, askerlik fotografları, günümüzde bulunmayan Yenikale’nin Gazi topunun ve Zafer anıtının kanıtı olmuştur. Yenikale Zafer Anıtının, Yenikale’deki Gazi topun varlığının belgesini, bilgisini bizlere sunan Ulş. Çvş. Osman Yalçın, Mehmet Karaavcı ve Hasbi Genç’e “Terminal Taburu Bot Bölüğü” grubuna çok teşekkür ediyoruz.
KRUVAZİYER TURİZMİKRUVAZİYER TURİZMİKruvaziyer turizmi yükseliyor Turizm sektörünün 33 yıl aralıksız emekçisi, destinasyon çeşitlendirmesi, markalaşma, e-turizm, cruise turizmi, tematik parklar konularında araştırma yapan, Vispo Travel seyahat acentası kurucusu Emre Gezgin ile kruvaziyer turizmi üzerine keyifli ve bilgilendirici bir söyleşi yaptık.
SAGALASSOSSAGALASSOSÇeşmelerinde suların dans ettiği kent! SAGALASSOS Anadolu’daki pek çok antik kenti gezmiş olabilirsiniz; ama ben size bu defa büyüleyici bir antik kenti sunmak, anlatmak istiyorum. O kent ki dağın başında bir mücevher gibi durmaktadır. Ve siz benim bu samimi önerimi dinleyerek, bu müthiş kenti bir gezin derim. İster ilkbaharda, ister yaz, isterseniz sonbaharda; ama mutlaka gezin. Aynı zamanda göller bölgesinin güller şehri Isparta ve Burdur kentlerimizi de görmüş olursunuz. Benim önerim ise sonbahar olur. Sagalassos, Burdur'un Ağlasun ilçesi sınırları içinde 1450 metre yükseklikte kurulmuş nadide bir antik kent. Isparta, Burdur, Afyon, Antalya ve Konya’nın bir bölümünü içine alan antik Pisidya bölgesindedir. Her ne kadar Helen ve Roma medeniyetleri daha derin iz bırakmış olsa da, Pisidyalıların kökü aynı Karyalılar, Lidyalılar gibi Anadolu’dur. Bizi bu sonuca ulaştıran iki savdan ilki; Söylenenlere bakılırsa, şehrin adı Luwi dilinde -Yüksek yerdeki kale- anlamına gelen Salawasa kelimesinden geliyormuş. Diğeri ise, bizde her antik yer isimleri Yunanca olduğu düşünülürse de aksine Yunanca değildir. Hele çift SS’li -SSOS son eki Luwi dilinde var. Prof. Dr. Bilge Umar ve George Bean’in eserleri okununca bu durum daha iyi anlaşılır. Kentin ovada değil de 1500 metre yüksekte kurulmuş olmasının önemli nedenlerini ise şöyle sıralayabiliriz. Birincisi stratejik konumu, ikincisi ise; Anadolu’dan Akdeniz’e geçiş yollarının üzerinde olması, Ağlasun ilçesinin yaslandığı Akdağ’ın iç katmanlarında tektonik oluşum nedeniyle kireç tabakasının suyu tutan göletler oluşturması ve sızan suların da tepenin 1500 metre yükseğinde fışkırarak yerleşime imkân tanımasındandır. Bu saydığımız nedenler bize İbni Haldun’un ünlü sözünü doğruluyor; ”İnsanlar gibi kentlerin kaderi de coğrafyadır”. Kazılarda elde edilen buluntular Sagalassos halkının bu şehri kurma tarihini MÖ 4200 yıllarına kadar götürür. Sagalassos, Roma döneminde Pisidia eyaletinin merkez şehri olmuştur. Bu bölge, bugün Denizli ilimizin güneyini, Burdur’un batısını, Acıpayam, Tefenni, Akseki ve göller bölgesini kapsar. Kazı sonrası ele geçen bazı buluntular şehrin tarihini MÖ 6000'e kadar götürür. Kimi tarihçiler ise halkın geçmişini MÖ 12000'e kadar çeker. Lidyalılarla bağlantılarının fena olmadığı; ama Perslerle olan münasebetlerinin ise daha sıkı fıkı olduğu biliniyor. Sagalassoslu'lar gözü pek, savaşçı bir topluluktur. Öyle ki halk seve seve pek çok cengâver evladını Perslerle birlikte savaşmaya göndermişler, bunun karşılığında da bugünkü deyimle duygusal kazanımlar almışlar(!)
ÇAKIR VİNERYÇAKIR VİNERYÇakır Vinery • Urla Gastronomi rotasında bu ay yine Urla'dayız. Bağ yolunda Sevinç ve Erol Çakır çiftine konuk oluyoruz. Sohbetimize Urla'da bağların daha geniş alanları kaplamasını dileyerek başladık.
FATMA SARIBAŞFATMA SARIBAŞSuda açan renkler Suya atılan renklerde bir dünya saklı. Bazen bulutlara benzer, bizi gökyüzüne taşır bazen de çiçeklere dönüşür, bahara taşınırız. Renklerin suda yer alma hikayesidir ebru sanatı. Farklı coğrafyalarda da tanınan ve uygulanan renk dünyası. Geleneksel el sanatlarımızın kıymetlilerinden. Geleneği sürdürmek emek ve sabır ister. Elden ele geçen, gönülden gönüle akan bir öğrenme süreci yaşanır. Teknenin başına her oturuş bir derstir. Suyun ve renklerin size verdiği bir ders. Ve bu ders hiç bitmez. Atölyesinde geleneksel sanatlarımızın öğrenilmesine ve tanıtılmasına olanak sağlayan genç nesil sanatçılarımızdan Fatma Sarıbaş’ı ağılıyoruz bu ay sayfalarımızda. Kendisinin ebru sanatı ile tanışmasını ve hiç bitmeyecek öğrenme ve öğretme sürecini paylaşacağız sizlerle. Geleneksel sanatlarımızı yakından incelemek ve renklerin arasında kaybolmak isterseniz Fatma Sarıbaş ve Ayşe Burcu Özkan hocaların Levn Sanat Atölyesi’ne devam eden öğrencileriyle birlikte 1 Haziran 2022’de Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde (AASSM) açılacak Ebru Tezhip Minyatür Sergisi’ni kaçırmamanızı öneririz.
zala balayage hair extensions balmain hair extensions clip in hair extensions uk best hair mask for fine hair how to make a ponytail wig cap hair extensions uk tresemme hair dryer boots black bridesmaids hairstyles hair extensions selena gomez hair clips 2018 vine mink brazilian hair 9a real hair wigs uk