NISAN2022 Prof. Dr. Levent Kırılmaz
Işık olmak
IŞIK OLMAK Işığı yaymanın iki yolu vardır. Ya ışık olursunuz, ya da onu yansıtan ayna. (Edith Wharton) Zamanımızda spritüel gelişim için büyük bir fırsat vardır, o da hizmet ederek aydınlanma yoludur. Ruhsal gelişiminizin büyük bölümü başkalarına hizmet etme ve öğretme yoluyla gelecektir. Çok büyük işler yapmanız gerekmez, yaptığınız herhangi bir şeyle, işinizle, aile hayatınızla dünyaya ışık katabilirsiniz. Siz geliştikçe artan ışığınız, enerji düzeyinde başkalarına hizmet edecektir. Öğretmek öğrenmektir. Kendinize öğretmeden ve kendinizi muktedir kılmadan, başkalarına öğretemez ve onları muktedir kılamazsınız. Başkalarına hizmet ettikçe, gittiğiniz her yerde iyi şeyler yaratacak olan bir ışık ve parlaklık, derin bir içsel huzur ve çevrenizdekilerin saygı ve sevgisini kazanırsınız. Hizmet etmek istemenizin nedeni bu olmasa da, başkaları için bir değişim yarattığınız her seferinde, kendiniz için de daha yüksek bilince doğru bir değişim yaratırsınız. Hizmet ederek aydınlanma yolunu seçmiş olanlara “ışık işçileri” diyebiliriz. Bir “ışık işçisi” olmak, insanların içindeki en iyiyi ortaya çıkarmak, onların potansiyellerini ve yaşamlarının yüksek planını keşfetmelerine yardımcı olmak demektir. Kendinizi ruhsal gelişiminize ve yüksek yolunuzu izlemeye adamak; hayatınızı dengeye sokmayı ve böylece zamanınızın büyük bir bölümünü yüksek amacınıza adamak demektir. Siz yükseldikçe ve ışığınızı artırdıkça, dünyaya hizmet etmenizi mümkün kılacak her şeyi kendinize çekersiniz. Bilinçte değişim yaratmak, sizin dünyaya hizmetinizin önemli bir kısmıdır. İnsanları muktedir kılarak onlarda bilinç değişimi yaratırsınız, yeni iç görülere ve algılara sahip olurlar, bu da onların değişmelerini sağlar. Muktedir kılmak, insanlara sadece yardım etmekten farklıdır. Yoksullara yiyecek verebilir ve geçici olarak yardım edebilirsiniz. Ancak, onlara kendi yiyeceklerini temin etmeyi öğrettiğiniz ve böylece hiç aç kalmamalarını sağladığınız zaman onları muktedir kılmış olursunuz. Muktedir kılmak, insanları tekrarlanan sorunlardan kurtarmaktan çok, onlara hayatlarının sorumluluğunu üstlenmek için kullanabilecekleri beceriler öğretmek demektir. Muktedir kılmak, insanları kurtarmaktan çok, onları sevmek demektir. Siz insanların sorunlarına çözümler bulmalarına yardım ettiğinizde, onlar ya oldukları gibi kalırlar ya da hayatlarında olumlu değişiklikler yaparlar. Eğer değişiklikler yaparlarsa, siz onların bilinçlerini genişletmiş ve onlara gerçek bir katkıda bulunmuşsunuz demektir. Bilinci değiştirmek için, onların ne kadar gelişmeye açık olduğunu bilmeli ve ancak onlar hazır oldukları zaman onlara yardım etmelisiniz. Onlar hazır olmadan onları değişmeye ikna etmeye çalışırsanız böyle bir durum sadece ayrılığa neden olur. Bunun yerine onların bilinçlerini yükseltmelerine yardımcı olabilir, hayatlarına kalıcı bir katkıda bulunabilirsiniz. Bir insanın bilincini yükseltmek enerjinizi alır. Siz bir kaç öğütle yardımcı olduğunuzu görmüş olabilirsiniz. O kişi sorununu çözmüştür. Belki siz de bundan dolayı kendinizi iyi hissetmişsinizdir. Siz, ona yardım etmek için bir hayli enerji harcamış, hatta tekrarlanan sorunlarını çözmeyen harcamalar da yapmış olabilirsiniz. Harcadığınız enerji onun hayatında kalıcı bir değişim yaratmamıştır. Eğer siz yardım etmek için yanlış bir zaman seçerseniz ya da o kişi gelişmeye açık değilse, çok enerji harcayıp az sonuç alırsınız. Kendinizin de enerjiyi değiştirmeye ne kadar muktedir olduğunuzu bilmeniz gerekir ki başa çıkabileceğinizden daha fazlasını üstlenmeyin, yardım etmenin uygun olduğunu hissetmedikçe eyleme geçmeyin, hayatlarını yoluna koyma sorumluluğunu onlara bırakın. Bazen insanlar gelişmeye ya da değişmeye hazır değildirler. Onlara sevgi gönderin. Yüksek benlikleri, gelişmelerine yardımcı olmak için onları bu duruma koymuş ve onlar hala bu dersleri öğreniyor olabilirler. Başkalarına hizmet etmek için, şefkate ve onlarla özdeşleşmeme yeteneğine ihtiyacınız vardır. Şefkat, insanların öğrenmekte oldukları dersleri anlamalarına yardımcı olmak ve onların deneyimlerinin kendilerine sunduğu armağanları görebilmelerini sağlamaktır. Onları izlerken, ıstırap çektiklerini ama bunun onların yeni ve daha güçlü bir benliği doğurmalarına yardımcı olacağını bilmektir. Onlara, sorunlarının kendilerine sunduğu sevgi, şefkat, sabır, içsel güç ve diğer olumlu nitelikler gibi armağanlara odaklanarak yardım edin. İnsanlar, kendi realitelerini kendilerinin yarattıklarının farkına varıncaya kadar, kader kurbanı olduklarını düşünebilirler. Onlar bu düzeyde iken, onlara yaşadıkları koşulları bizzat yarattıklarını söylemek yanlış olur ve bu onların ilerlemelerini durdurur. Bir “ışık işçisi” olmak, başkalarına ışık vermek ve tekâmül ettirmek için birlikte çalışan yüksek varlıklar topluluğuna katılmak demektir. Başkalarını uyandırmak için siz kendi içsel ışığınızla parlamalısınız. Bir “ışık işçisi” olmak, aydınlanmaya giden en hızlı yollardan biridir ve bu yol size sevinç, bolluk ve içsel huzur getirir. “Işık işçileri” olarak yaptığınız işin “ışık taşıyıcılığı” olduğunu fark edin, önemini anlayın. Işık gönderdiğinizde, hayati bir iş yaparsınız. Bunu bilinçli bir şekilde yaptıkça, bu daha da etkili bir hale gelir. Işık yaymakla geçen zamanınızın boşa geçtiğini asla düşünmeyin. Bu işi her zaman bireysel olarak yapabilirsiniz. Bilinçli bir şekilde bireylere, gruplara, ülkelere ve dünyaya hep daha fazla ışık ve daha fazla sevgi gönderebilirsiniz. Çevrenizdekilerin ihtiyaçlarına karşı duyarlı olmalısınız, bir ihtiyacı görürseniz hemen ona cevap verin. Karanlık bir dünyada insanlara ümit ve huzur getiren fenerler gibi olun ve Tanrı’nın ışığını ve sevgisini yansıtın. Işığın olduğu yerde karanlık yoktur. Işığı, olumlu, yapıcı yaşamınızla ve varlığınızla siz üretmelisiniz. Bu nedenle içinizdeki olumsuzluğun ışığınızı karartmasına izin vermeyin. Bunu tüm olumsuzluklardan arınıp, her zaman olumlu yaşamayı öğrenene kadar farkındalıkla yapmanıza ihtiyaç vardır. Başlangıçta bunu gerçekleştirmek, büyük bir çaba gerektirebilir ancak zamanla bu nefes almak gibi doğal bir hale gelecektir. IŞIK YAYMAYI ÖĞRENMEK Ölüme yaklaştığını düşünen adam, üç oğlunu yanına çağırır ve onlara şöyle der: “Üçünüzü de çok seviyorum, ancak kısa zamanda çok önemli bir karar vermek zorundayım. Benim yokluğumda şirketlerin yönetimini kim üstlenecek? Hiçbir şekilde birbirinizi incitmenizi de istemiyorum. Bu yüzden sizleri sınamaya karar verdim. Üçünüze onar dolar vereceğim. Bu parayla öyle bir şey satın alın ki, odam baştan başa dolmuş olsun. Şimdi gidin ve bu odayı doldurmak için ne alacağınızı düşünün”. Akşam eve döndüklerinde babaları, verdiği onar dolarla çocuklarına neler yaptıklarını sorar. Birincisi, bu parayla iki balya saman aldığını söyledikten sonra, dışarı çıkarak balyaları içeri taşır. Daha sonra balyaları açıp samanları havaya savurmaya başlar. Odanın her yanı bu samanla dolar. Çok geçmeden, uçuşan samanlar yerde öbek öbek toplanır ve böylece babasının istediği şekilde odanın dolmadığı görülmüş olur. İkincisi, yorgancıdan bir çuval dolusu kuş tüyü aldığını söyler, sonra bu çuvalı içeri alıp bütün tüyleri havaya savurmaya başlar. Kısa bir sürede bütün oda bu tüylerle dolmasına karşın, yine de samanlar gibi yerde toplanır. Böylece kuş tüyünün de tüm odayı doldurmadığı görülmüş olur. Üçüncü oğlu, on doları ne yaptığını soran babasına şöyle anlatır. “Senden aldığım parayı bir dükkânda bozdurdum. Beş dolarını bir hayır kurumunun kumbarasına attım. Dört dolarla iki yoksul insanı doyurdum. Kalan bir dolarla da iki şey aldım: Bir çakmak ve bir mum.” Bu sözlerden sonra üçüncü oğlu kalkıp ışığı kapatır, mumu elindeki çakmakla yakar. Işık odayı bir uçtan bir uca doldurur. Oğlunun bu yaptıklarından mutlu olan babası, sınavı kazandığını, tüm işlerin yönetimini zaman içinde ona devredeceğini söyledikten sonra şöyle der: Yaşama dair çok önemli bir şeyi, ışığı yaymayı öğrenmişsin. Dağarcığımıza eklediğimiz her yeni bilgi, içimizdeki ışığı biraz daha güçlendirmektedir. Karanlık bir odada bir mum ışığı ne denli önemli bir kaynak olabiliyorsa, ışık saçan bir beyin de başka insanları aydınlatarak benzer bir görevi üstlenmektedir.
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
Eylül/Ekim 2025 sayısında neler vardı göz atın!
AYIN MEKANLARI GÜL KEBAP

İşte istisna mekânlardan biridir Gül Kebap... Kuruluş tarihi 1949. Gül Kebap’ın özelliği sadece “iyi köfte” yapıyor olması değil. Gül Kebap yetmiş altı yıldır aynı yerde ve dördüncü kuşağın yönetiminde. “Sefer tası” misali üç katlı daracık mekânında müdavimlerinin vazgeçemediği adres. Hayranlık uyandıracak bir çaba değil midir bu? İşini, kalitesini koruyarak yapan tam bir aile işletmesi… Kurucu Mehmet Ali Gülgeze, Girit’in üçüncü büyük şehri Resmo’dan İzmir’e göçle gelmiş. Çanakkale’de savaşmış. Bayrağı, ikinci kuşak oğulları Mustafa ve Muhsin Gülgeze devralmış… Ardından torun Hüsnü Gülgeze. Ve bugün dördüncü kuşak Hüsnü’nün oğlu Burak Muhsin işin başında. “Bir Kemeraltı klasiği” olarak Gül Kebap, esnaf lokantası köfteciliğini ilk günden bugüne değişmeyen formül ve sunum geleneğiyle tavizsiz sürdürüyor.

FİLİBELİ HAN

Filibeli Han Eski İzmirlilerin hatıralarındaki Şükran Oteli, özenli bir yenileme süreci sonrasında sahiplerinin soyadını alan "Filibeli Han" Kemeraltı Çarşısı'nın yeni cazibe merkezi olarak hizmete açıldı. Günümüz ihtiyaçlarına uygun yiyecek içecek mekanlarının yer aldığı Filibeli Han'ın üst katı da keşke çeşitli el sanatları üretiminin yapıldığı atölyelere açılsa... Bizim dikkatimizden kaçmış olabilir ama binanın kısa bir tarihinin yabancı dilleri de kapsayacak şekilde bir köşede yer alması çok doğru olurdu diye düşünüyoruz.

BOŞNAKYA

Boşnakya Filibeli Han'ın yan sokağa açılan çıkışında sevimli olduğu kadar lezzetli ürünler sunan "Boşnakya" isimli bir mekan var. Kıymalı Boşnak böreği, peynirli, patatesli ve patlıcanlı börekler, yaprak sarma ve haşhaşlı börek gibi lezzetlerin ağız sulandırdığı mekanda demli bir çay veya reyhan şerbeti yanında poğaçalar ve harika tatlılar deneyebilirsiniz.Antakya'nın çıtır kabak ve kömbesi, bougatsa Selanik tatlısı, medovik Rus pastası, triliçe tatlıları sizi bekliyor. Cuma günleri menüye mantı da ekleniyor. Boşnakya'ya uğramayı ihmal etmeyin.