Bulunduğu sayı belirtilmemiş. Arzu Berk
İşveren markası...
Sanırım 1990 yıllar dünya iş tarihçesi içersinde kendine özel bir yer bulacak. İş dünyasında şuan uyguladığımız birçok kavram bu yıllarda kendini göstermeye başladı. Bunlardan bir tanesi de günümüzde adına dünya çapında anketler düzenlenip, kongreler yapılan “işveren Markası” / “Employer Brand” olmayı ekleyebiliriz. Bu kavramla da iş dünyası 1990 yılların başında tanışmaya başladı. 2000’li yılara geldiğimizde ise artık iş dünyasında baby boomer” ve “X” kuşağının yanına bambaşka bir kuşak eklenmeye( “Y” kuşağı) ve “kendime de vakit ayırmalıyım bu pozisyonda böyle bir imkan yok sizinle çalışamam” demeye ya da “iş /yaşam dengeniz nasıl“ diye sormaya başladı. Bunlara paralel olarak müşterileri beklentileri de değişmeye başladı. Müşteri için sadece ürünün markası değil, nerede ve kimler tarafından üretildiği, zararlı kimyasal taşıyıp taşımadığı, çevreye duyarlı olarak mı üretilip üretilmediği de önem kazanmaya başladı. Sanırım yaşanan tüm bu değişimler firmaların kendilerini sorgulamalarına sebep oldu. Hatta aynı sektörde faaliyet gösterip benze ücret ve sosyal imkanlara sahip olan şirketler arasında çalışan devir oranları belki % 20’lere yaklaşan farklılıklar göstermeye başladığı fark edildi. Gözler “Çalışan Devir hızı” sonuçlarına çevrildi. Şirketler kendilerine “aynı imkânları sunuyor, aynı ücretleri veriyoruz. Ama neden çalışan kaybediyoruz?” demeye başladı. Bilişim teknolojilerinin de iş yapma şekillerini değiştirmesi ile küresel rekabette bulunan firmalar için yetenekli işgücünü elde tutmanın önemi daha da arttı. Çünkü artık tek tuş kadar uzaktı pazarlar. Günümüzde yapılan araştırmalarda “başarılı” olarak nitelendirilen firmalar artık sadece dış müşteri / Pazar payı başarılarını değil, kendi kadrolarında yer alan insanların özel / iş başarılarını da “insana, çevreye, topluma, kültüre… vb verilen değer” adı altında paylaşıyor ve şirket imajını güçlendirmeye çalışıyor. “İşveren markasını” bir ürün veya hizmet sunar gibi sunuyor. Başarılı firmalar artık iç veya dış müşteri ayrımını ortadan kaldıran çalışmalar yürütüyor. Çünkü her bir insanın bir gün bir müşterisi veya çalışanı olabileceğinin farkındalar. Sadece çalışmış oldukları iş alanlarına yönelik değil gelecekte olabilecekleri her alana yönelik çalışmalar içerisinde bulunuyorlar. “Kişiye özel çözümler ve (very important person) uygulamalar” sadece dış müşteri için değil iç müşteri içinde geçerli oluyor. Yeni düzen iş dünyasında çalışanlara sadece düzenli maaş ödemek, sigorta yatırmak, bayramda veya yılsonunda prim vermek, kartvizitlere afili pozisyon isimleri vermek yetmiyor. Çünkü artık çalışanlar için bunlar işyerinde bulunduğum saatlerin, verdikleri işleri yapmamın, hedeflere ulaşmamın karşılığı olarak görüyorlar. Artık çalışanların ruhuna dokunmak gerekiyor. Bunu yapmak ise çalışanın Maslow’un İhtiyaçlar hiyerarşisinde bahsettiği “Kendini gerçekleştirme / potansiyelini ortaya çıkarma “gereksinimini karşılamaktan geçiyor. Peki, “Kendi potansiyelini keşfeden, kendini gerçekleştiren bir çalışan koskoca bir şirketin imajına nasıl etkide bulunabilir?” diyebilirsiniz. İşte burada dijital dünya, sosyal paylaşım ağları, siteleri devreye giriyor. Bireysel bir hareket dünya çapında bir yankı ses getirebiliyor. Uluslararası şirketler artık bu konuyu İnsan Kaynakları ile Kurumsal İlişkiler departmanının ortak bir fonksiyonu olarak ele alıyor. Bu konuda hedefler ve stratejiler belirliyor ve sonuçlar istiyor. Müşteri ihtiyaçları, beklentileri listesine, çalışan ihtiyaçları, beklentilerini, bulundukları toplumun, çevrenin ihtiyaçlarını beklentilerini ekliyor. Bu yaparken bile kar amacı güden bir işletme olduğunun, iş hedeflerinin istenilen sonuçlarda gerçekleşmesi gerektiğinin farkındalığı ile yapıyor. Çünkü karşılığında binlerce başvuru alıyorlar, aralarından “geneuis” denilen yetenekleri seçme şansını yakalıyor. “Yönetici Aday” programları ile kendi içlerinden yönetici, müdür ve hatta CEO çıkarıyorlar. Sonuçta çalışanlar o iş yerinden ayrılmak istemiyor. Hatta o iş yerinde devam etmek için daha iyisini yapmak için daha çok kendilerini gerçekleştirmek için daha yüksek azim ve performansla çalışıyor. Şirketlerinden duydukları gururu bulundukları her ortamda paylaşıyorlar. Üstelik bu şirketlerin sayısı parmakla sayılacak kadar da az değil. Daha fazla farkındalık ve başarı hikayelerinin paylaşımı ile bu sayının artacağı da muhakkak. Dr. Stephen C.Lundin, Harry Paul, John Christensen’ın Balık (Fish) adlı kitabında da belirtildiği gibi “Kurumun ihtiyaçları ile çalışanlar olarak bizim ihtiyaçlarımız birbirinin aynı : Yaratıcılık, tutku, esneklik ve içtenlik.” Bir diğeri ise; “İşin konusunda seçim hakkın olmasa bile, işi yapış biçimin konusunda seçim hakkın mutlaka vardır.” Tercih edilen işveren, tercih edilen çalışan ve tercih edilen bir yaşam dengesi dileğiyle.
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
Kasım/Aralık 2025 sayısında neler vardı göz atın!
AYIN MEKANLARI PRIMO

Konak Pier’deki yeni İtalyan Primo İzmir’in en önemli gastronomi merkezlerinden Konak Pier, yepyeni ve renkli bir restoranı daha kucakladı. Denize uzanan tarihi dokuda kapılarını açan “Primo”, İtalyan mutfağının sıcak ruhunu İzmir’e taşıdı. Birbirinden lezzetli pizzaları, makarnaları, rizottoları, etleri, salataları ve muhteşem manzarasıyla müşterilerini ağırlayan “Primo”, şarapları, limoncellosu, kokteylleri ve diğer içkileriyle de konuklarına keyifli saatler sunuyor. İtalya Como’da 16 yıl çalışan şef Ertunç Özdemir’in mutfağı, “Primo” ziyaretçilerini adeta İtalya’ya götürüyor ve Napoli, Roma, Milano ruhunu İzmir’de yaşatıyor. Gazeteci Osman Gençer ile kardeşi Hakan Gençer ve oğlu Arman Gençer’in birlikte açtıkları “Primo”, her gün saat 12.00 ile 22.00 arası hizmet veriyor. “Primo”, kalitesinin yanında fiyat dengesiyle de dikkat çekiyor. Açıldığı ilk günden itibaren b...

[Devamını Oku...]

MARDARINN

Mandarinn Son yıllarda doğal güzelliklerinin yanı sıra zengin gastronomi seçenekleri ile öne çıkan İzmir’in Karaburun ilçesi, bu alanda önemli bir başarıya imza attı. Yerel lezzetleri çağdaş yorumlarla buluşturmak amacıyla 2022 yılından bugüne hizmet veren Mandarinn Karaburun, uluslararası gastronomi rehberlerinden Gault & Millau 2026 tarafından “Gourmet Table – Chef Restaurant” kategorisine alındı. Bu seçkiyle birlikte Karaburun’dan ilk kez bir restoran, uluslararası bir gastronomi rehberinde yer almaya hak kazandı. Karaburun'un kimliğini taşıyan mutfak Hilmi Akyol ve Özer Koçak tarafından, ilçenin doğallığını ve sürdürülebilirlik anlayışını merkezine alarak 2022 yılında kurulan kurulan Mandarinn Karaburun, mutfağını Şef Gökhan Altay liderliğinde şekillendiriyor. Restoranın mutfak anlayışı; deniz ve kara ekosistemlerinin sunduğu çeşitliliği menüye yansıtan bütüncül bir bakış üze...

[Devamını Oku...]