MART2020 Avram Ventura
Söyleşmeye söz gerekmez
Yıllar önce, bir iş görüşmesi için davet edilmiştim. Doğrusu, gittiğim yerde çok sıcak karşılandım. Önce sıradan bir söyleşi, arkadan çaylar söylendi derken, görüşmeye gittiğim kişi sözü aldı, bir türlü bitirmek bilmedi. Özel yaşantısından yaşadığı deneyimlere, iş ilişkilerine kadar bir saati aşkın bir zaman, sürekli kendini anlattı. Sonunda dayanamadım, o anda başka bir görüşmem olduğunu söyleyerek izin istedim. Telaşla birkaç dakikada buluşma nedenimizi açıkladı, bana yine de konuşma fırsatı vermemişti. Daha konuya bile giremeden o işyerinden ayrılmak zorunda kalmıştım. Söyleşimizin yarım kaldığından, işle ilgili yeterince konuşamadığımızdan yakındı. En kısa zamanda yine bir araya gelmemizi önerdi. Kuşkusuz iş konusunda bu son görüşmemiz olmuştu. Kimi gün yolda karşılaşırız. Ne zaman bir araya geleceğimizi sorduğunda, onu atlatmak için yeni bahaneler üretmek zorunda kalmam doğrusu beni de sıkıyor; ama çok konuşup hiçbir şey söylemeyen bu adam için harcadığım zamana daha çok acıyorum. Kuşkusuz herkesi, terazinin aynı kefesine koymamız doğru değil! Gözümün önüne tanıdığım, bildiğim insanlar geliyor. Çok konuşanlar, konuşmaya katılanlar, hiç konuşmayanlar, yalnızca dinleyenler… Sözüm salt buluştuğumuz, söyleştiğimiz arkadaşlar için değil, kendi alanlarında seçilmiş konuşmacılar için de geçerli. Öyleleri var ki, anlattığım iş adamı gibi bir saat boyunca konuşup da hiçbir şey söylememe başarısını göstererek, bu yeteneklerini ortaya koyuyorlar. Kimi de söyledikleri birkaç sözcükle sizi yüreğinizden, beyninizden vurabiliyor. Sözün bu noktasında, gevezelere de yer vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda okurken çok keyif aldığım Yunanlı tarihçi, deneme ve yaşam öyküsü yazarı Plutarkhos’un Gevezeler ve Meraklılar kitabından söz etmek istiyorum. Bu kitabın yazılmasından bu yana, iki bin yıla yakın bir zaman geçmiş. Bakıyoruz, anlatılan insanların davranış özellikleri bize hiç yabancı gelmiyor. Bu geçen süre içerisinde insan karakterinde hiçbir değişiklik olmadığını, yazarın tüm söylediklerinin her dönemde güncelliğini koruduğunu görebiliyoruz. Plutarkhos, kitabının daha ilk satırlarında, gevezeliği iyileştirmenin ne denli güç olduğunu söyler. “Onlar der, devamlı konuştukları için kimseyi dinlemezler. Sanırım, iki kulakları varken tek dil verdiği için doğaya sitem eder bu sağır kişiler.” Çok konuşmanın getirdiği en büyük sakıncalardan biri de, bu insanların başkalarının söylediklerine kulak vermeyip, çevrelerine karşı tümüyle sağır olmalarıdır. Kısacası, konuşmaktan dinlemeye bir türlü fırsat bulamazlar. Gevezenin biri Aristotales’e çok uzun bir konuşmadan sonra, “Sizi sözlerimle çok yordum, galiba” deyince, ünlü düşünür şöyle yanıt vermiş: “Hayır, hiç yormadınız, dinlemedim ki!” Bir gün Atina’nın önde gelenlerinden biri, masasında başka bir ülke kralının elçilerini ağırlıyormuş. Elçilerin isteği üzerine şehrin en tanınmış filozofları masaya davet edilmiş. Her filozof sohbete katılıp bilgisini ve zekâsını gösterirken, yalnızca Zenon tek bir sözcük etmemiş. Yabancılar onun bu suskunluğu üstüne dostça sormuşlar: “Zenon, krala seninle ilgili ne söyleyelim?” “Hiç, demiş. Atina’da herkes içerken susmasını bilen bir ihtiyar vardı dersiniz.” Herkesin konuştuğu bir ortamda suskunluğunu korumak için gerçekten bilge olmak gerekiyor. Suskunluğun erdemini bilmeyen insanlarla olan birliktelikler, hem zamanımızı boşa harcamak hem de gereksiz sözlerin ağırlığını omuzlarımızda taşımak zorunda bırakmaktadır. Konuşmak, kuşkusuz başlı başına bir sanat! Konuya egemen olma, sözcük seçimi, vurgulamalar, dinleyiciyi etkilemede önemli etmenler; ancak en önemlisi konuşma sonunda dinleyicide bıraktığı izlenimdir. Hangi konuda isterse olsun, deneyim, bilgi ve içtenlikten yoksun hiçbir konuşma, yeterince etkili olamaz. Kimi zaman suskunluğumuz, konuşmalarımızdan daha çok şey söyleyebilmektedir. Çok uzatmadan, MÖ 4. Yüzyılda yaşamış ünlü Çin düşünürü Chuang Tzu’nun şu sözleriyle noktalamak istiyorum: “Söyleşmeye söz gerekmez. Kimi yaşam boyunca konuşur, bakarsın bir şey söylememiş; kimi de bir yaşam boyunca susar, ama görürsün ki hep bir şeyler söylemiş.”
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
Eylül/Ekim 2025 sayısında neler vardı göz atın!
AYIN MEKANLARI GÜL KEBAP

İşte istisna mekânlardan biridir Gül Kebap... Kuruluş tarihi 1949. Gül Kebap’ın özelliği sadece “iyi köfte” yapıyor olması değil. Gül Kebap yetmiş altı yıldır aynı yerde ve dördüncü kuşağın yönetiminde. “Sefer tası” misali üç katlı daracık mekânında müdavimlerinin vazgeçemediği adres. Hayranlık uyandıracak bir çaba değil midir bu? İşini, kalitesini koruyarak yapan tam bir aile işletmesi… Kurucu Mehmet Ali Gülgeze, Girit’in üçüncü büyük şehri Resmo’dan İzmir’e göçle gelmiş. Çanakkale’de savaşmış. Bayrağı, ikinci kuşak oğulları Mustafa ve Muhsin Gülgeze devralmış… Ardından torun Hüsnü Gülgeze. Ve bugün dördüncü kuşak Hüsnü’nün oğlu Burak Muhsin işin başında. “Bir Kemeraltı klasiği” olarak Gül Kebap, esnaf lokantası köfteciliğini ilk günden bugüne değişmeyen formül ve sunum geleneğiyle tavizsiz sürdürüyor.

FİLİBELİ HAN

Filibeli Han Eski İzmirlilerin hatıralarındaki Şükran Oteli, özenli bir yenileme süreci sonrasında sahiplerinin soyadını alan "Filibeli Han" Kemeraltı Çarşısı'nın yeni cazibe merkezi olarak hizmete açıldı. Günümüz ihtiyaçlarına uygun yiyecek içecek mekanlarının yer aldığı Filibeli Han'ın üst katı da keşke çeşitli el sanatları üretiminin yapıldığı atölyelere açılsa... Bizim dikkatimizden kaçmış olabilir ama binanın kısa bir tarihinin yabancı dilleri de kapsayacak şekilde bir köşede yer alması çok doğru olurdu diye düşünüyoruz.

BOŞNAKYA

Boşnakya Filibeli Han'ın yan sokağa açılan çıkışında sevimli olduğu kadar lezzetli ürünler sunan "Boşnakya" isimli bir mekan var. Kıymalı Boşnak böreği, peynirli, patatesli ve patlıcanlı börekler, yaprak sarma ve haşhaşlı börek gibi lezzetlerin ağız sulandırdığı mekanda demli bir çay veya reyhan şerbeti yanında poğaçalar ve harika tatlılar deneyebilirsiniz.Antakya'nın çıtır kabak ve kömbesi, bougatsa Selanik tatlısı, medovik Rus pastası, triliçe tatlıları sizi bekliyor. Cuma günleri menüye mantı da ekleniyor. Boşnakya'ya uğramayı ihmal etmeyin.