Bulunduğu sayı belirtilmemiş. Günter Soydanbay
İzmir’in Kapıları Açık
Geçtiğimiz ay İzmir’de sürekli tekrar eden bazı problemlerden bahsettik. Ünlü psikolog James Hillman’ın dediği gibi, “Psikolojik semptomlar, amacı doğru ama yöntemi yanlış birer çözüm girişimidir.” Bu bağlamda, kentsel sıkıntılarımıza sorun değil, semptom olarak baktık ve gerçek problemin aidiyet hissi eksikliği olduğunu tespit ettik. Sonuçta sokaklarda gördüğünüz her iki kişiden biri doğma büyüme İzmirli değil! Kültürel yozlaşmanın önüne geçebilmek için kentin ortak hafızasının güçlendirilmesi gerektiğini söyledik ve benzer sorunlardan muzdarip Stockholm’e gittik. Ortaya İzmir Onur Listesi fikrini attık. Bu ay yine benzer sorunlarla boğuşan başka bir kente, Toronto’ya, yolculuk yapalım ve tamamen farklı bir çözümü inceleyelim. Kanada dünyanın en çok göç alan ülkelerinden. Toronto da Kanada’nın hem en büyük hem de en çok göç çeken kenti. Şehrin nüfusu -İzmir gibi- son 50 yılda beşe katlanmış. Öte yandan bu kentin entegre etmeye çalıştığı nüfus, İzmir’inkinden farklı. Toronto sokaklarında tam 140 farklı dil ve lehçe konuşuluyor! Şehirde yaşayanların %30’u evlerinde İngilizce veya Fransızca dışında bir dil kullanıyor. Bu kadar hızlı artan ve böylesine farklı kültürlerden oluşan bir nüfusu ortak paydada buluşturmak ciddi sorun. Sonuçta Torontolular kendilerini yaşadıkları şehre ait hissetmiyorlar. Aksine, kendilerini Toronto’ya sığınmış olarak görüyorlar. Bu algıyı kırabilmek için Toronto Belediyesi 2000 yılında bir program geliştirmiş: Doors Open Toronto (Toronto’nun Kapıları Açık.) Bu sene 17. kez düzenlenen etkinlik halkı, kentin mimari, tarihi, kültürel ve sosyal değerleriyle buluşturuyor. Dolayısıyla da kent kültürü ve aidiyet hissi artıyor. İki gün süren etkinlik boyunca halk, kentin kimliğini yansıtan yüzden fazla binayı gönlünce gezebiliyor. Bunların arasında Belediye Binası, tarihi fabrikalar, kent arşivleri, AgaKhan İslam Kültürü ve Sanatı Müzesi, Mason Mabedi ve havaalanı gibi sayısız yapı var. Torontolular, her gün yanından geçip gittiği binaların farkına varıyor, onlarla bir bağ kuruyorlar. Bununla beraber Doors Open Toronto, binalara ücretsiz giriş sağlamaktan çok daha kapsamlı bir etkinlik. İki gün boyunca kentte rehberler eşliğinde sayısız yürüme turu düzenleniyor. “Diaspora Diyalogları” adı altında alt kültürlerin temsilcileri “yaşadıkları Toronto deneyimini” anlatıyorlar. Dünyaca ünlü konuşmacılar ücretsiz panellere katılıyorlar. Belediye kentle ilgili verileri, bilgisayar programcılarıyla paylaşıyor. Bu sayede aplikasyonlar yaratılmasına ön ayak oluyor. Şimdiye kadar 1.7 milyon kişinin katıldığı etkinlikler sayesinde Torontolular yaşadıkları şehri tanımış ve onunla olan duygusal bağlarını güçlendirmiş. Organizasyonun her sene farklı bir alt teması var. Bu sene Torontolu aktivistJaneJacobs’ın “Yeni fikirler eski binaları kullanmalı” şeklindeki meşhur sözünden yola çıkılmış ve Yeniden Kullanılmış, Tekrar Gözden Geçirilmiş, Baştan Düzenlenmiş isimlitema seçilmiş. Ne de olsa “eskiyi yık, yenisini yap”, etkisini dünyanın her yerinde hissettiren, küresel bir bilinçdışı güdü. Oysa kentler, eski yapıları yok edildiğinde aynen Alzheimer semptomları göstermeye başlar. Toplumun ortak hafızası geri dönülemez şekilde hasar alır. Geçmişini unutan kentin zihinsel fonksiyonları bozukluk göstermeye başlar. Ortaya çıkan ciddi düşünme sorunları mecazi anlamda ölüme yol açar. Bu dinamiği görmek için en büyük şehirimizin şu anki hallerine bakmak yeterli. Ne yazık ki İzmir de tarih boyunca yık, yap yaklaşımından fazlasıyla nasibini almış. Hatta almaya da devam etmekte! Yeni Kent Merkezi’nde hızla yükselen yapılar bu güdünün en belirgin semptomu. Mimari anlamda İzmir’e has bir öğesi olmayan, dünyanın herhangi bir şehrinde inşa edilebilecek, çevresiyle iletişim ve etkileşim içinde olmayan bu dev binalar, İzmirlilerin İzmir’e olan aidiyet hissini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu durumda Toronto’nun fikrini ödünç alsak ve “İzmir’in Kapıları Açık” isimli bir organizasyon başlatsak fena olmaz değil mi? Ne dersiniz?
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
HAZİRAN 2017 sayısında neler vardı göz atın!
SİNEMALAR
AYIN MEKANLARI CAFE J9

Seferihisar yolu üzerinde hem kafe olarak hizmet veren, hem ahşap ve doğal ağaçtan yapılmış özel tasarım mobilyaların satıldığı J9 Cafe, elbette en önce tarzıyla dikkat çekiyor. Baba mesleği olan ağaç işleme sanatında çekirdekten yetişmiş iki kardeş olan Celal ve Bülent Geçer’in kurup işlettiği bu kafenin dekorasyonu da onlara ait. “Ağacı, kesip biçip masa haline getirmektense ağaçlarla oynamayı farklı şekilde bir şeyler üretebilmeyi seçiyoruz” diyen Celal Geçer, bunun yanı sıra elden çıkarılmak istenen ama kendi üzerinde anılarını hala barındıran eski ürünleri değerlendirme ve kullanışlı hale getirme çabası içinde olduklarını da söylüyor: “J9 Cafe'yi kendi mola alanımız gibi yarattık aslında. Boş arazide duran bizim emektar, kendini ağacın her bir damarıyla süslenmiş halde buldu. Buraya gelen misafirlerimizin yüzüne de o tatlı gülümsemeyi kondurdu. Diğer yandan toplum olarak aşırı ...

[Devamını Oku...]

SCOTTO CAFE

İtalyan konsepti, şirin dekorasyonu, müzikleri ve yemekleriyle son günlerin trendi haline gelen Scotto Caffe. Ev yapımı hamburgerleri ve pizzalarıyla dikkat çeken Scotto Caffe’nin tatlıları da özel. Günlük ve butik üretilen tatlılar en çok tercih edilen lezzetlerin başında. “Neşeli bir yemek” sloganıyla yola çıktıkları Scotto’nun Koordinatörlüğünü yürüten ve aynı zamanda Şef Mehmet Malkoç, dinamik ve heyecanlı bir kadro ile İzmir’in ve İzmirlinin özgür, genç ve keyifli tarafına dokunmak istediklerini belirterek, “Özenle seçtiğimiz etlerden hazırladığımız köfteler ve bize özel ekmekleriyle yaptığımız hamburgerlerimiz çok ilgi görüyor. Tabii ki İtalya denince akla gelen pizzalarımız ve makarnalarımız da keyifle tüketilen yemeklerimiz arasında. Salatalarımızın da müdavimleri oluştu. Menümüzde yer alan diğer tüm ürünlerimizi her gün özenle hazırlıyoruz. Amacımız keyifli bir ortamda, dama...

[Devamını Oku...]
SCOTTO CAFE