KASIM2016 Günter Soydanbay
İzmir’i Daha Güzel Yapmak
Bir süredir İzmir’de çok güzel şeyler oluyor! Kayıp Mekanları Yeniden Kazanma Projesi, Yeni Kültürpark Projesi, Güzel Kent Girişleri Projesi ve daha niceleri. İzmir Büyükşehir Belediyesi, daha da güzel bir kent yaratmak için var gücüyle çalışıyor. Ayrıca yavaşça turizme kazandırılan Kadifekale civarları, TARKEM aracılığıyla eski günlerine dönmeye çalışan Kemeraltı ve de Urla Bağ Yolu sayesinde İzmir ciddi bir momentum yakaladı. Bu ivmeyi nasıl koruyup güçlendirebiliriz? Bu ay Avustralya, Kanada ve Amerika’ya ufuk gezisine çıkacağız. Dünya genelinde, başarılı kentsel mekanlar yaratılmasının önündeki en büyük engellerin hep para, yaratıcılık ve kanunlar olduğu düşünülür. Oysa araştırmalar gösteriyor ki, bir kentsel mekanın başarısının %80 ila 90’ı bu konulardan tamamen bağımsız. Asıl önemli olan unsur, sürecin ve -inşa edildikten sonra- mekanın nasıl yönetildiği. Yani ödüllü bir proje tasarlamak ve onu en kaliteli malzemelerle hayata geçirmek, başarılı olmaya yetmiyor. Mühim olan mekan yaratılırken, orayı kullanacak insanların sürece dahil edilmesi ve de yaratılan mekana aidiyet hissetmelerinin sağlanması. Bunun güzel bir örneği İnciraltı Kent Ormanı. İnsan eliyle yaratılmış, Kültürpark’ın üç katı büyüklükte eşsiz bir alan burası. Her yönüyle İzmir’e yakışan bir proje. Öte yandan basında yer aldığı üzere çok ciddi işletme sıkıntıları var. Çöpler, grafitiler, kırılan ağaçlar sorun teşkil etmekte. Peki, ne yapılabilir? Bu cennet alan -ve yukarıda bahsi geçen diğer projeler- nasıl eşi bulunmaz birer mekana dönüşebilir? Üç farklı yaklaşıma bakalım. Kısa zaman öncesine kadar Avustralya’nın Adelaide şehri, Sydney ve Melbourne’ün gölgesinde kalmıştı. Şu andaysa dünyanın en gezilesi mekanlarından biri olarak anılıyor. Bu dönüşümün temelinde Splash Adelaide projesi yatmakta. Dev projelerinin, kağnı hızında ilerlemesinden bıkan belediye -federal kanunları çiğnemeden- kentsel planları baypass edecek bir düzen kurmuş. Bu sayede halk, küçük, daimi olmayan ama ileri derecede görünür projeleri hızlıca hayata geçirmeye başlamış. Geçici olarak sokaklar kapatılmış, festivaller yapılmış, sokak sinemaları kurulmuş. Adelaide’ın yöneticileri yapılan hataları tolere etmiş. Neden benzer bir süreç İnciraltı Kent Ormanı için işlemesin? Kanunlar kısa süreli gevşese, halk bu alanı daha etkin şekilde kullanmak için projeler üretip belediyeye başvursa ve bu sayede oraya karşı duyulan aidiyet hissi artsa? O zaman yukarıdaki sorunlar kendiliğinden azalmaz mı? İkinci durağımız Kanada. Torontolular tamamen gönüllüler üzerinden işleyen Toronto Public Space Committee (TPSC) isimli bir STK kurmuş. Amaç, halkı kamusal mekanları koruma, güzelleştirme ve kullanma konusunda bilgilendirmek, yönlendirmek ve cesaretlendirmek. “Toplumsal mekanlar belediyenin değil. Senin değil. Bizim!” mottosuyla yola çıkan TPSC, sevimli gerilla projeleriyle ciddi fark yaratıyor. Yasadışı bilboardları tespit edip kaldırıyorlar. Araçların hız yaptığı yollara yer müralleri yapıyorlar. Göz zevkini bozan tel örgüleri güzelleştiriyorlar. Benzer şekilde İnciraltı için de böyle bir gönüllü organizasyon kurulsa, tespit edilen sorunlara hızlıca -eğlenceli- çözümler üretilse, herşey devletten beklenmese? Amerika’nın Lexington şehri, yukarıdaki fikirlerin bir karışımı hayata geçirilmiş. Kent merkezindeki açık otopark alanlarının, kent parkına dönüştürmesine karar verilmiş. Bu noktada belediye mikrofonu halka uzatmış ve sormuş: “Parkta neler olmasını arzularsınız?” Otopark Günlükleri isimli ödüllü bir girişim başlatılmış. Atölyeler düzenlenmiş. Yaratılan fikirler sosyal medya üzerinden paylaşılmış. Ortaya halkın kullanmak isteyeceği ve aidiyet duyacağı bir proje çıkmış. Acaba bizde de benzer bir süreç işlese, halk ormanı nasıl görmeyi arzuladığını belirtse, belediye bu doğrultuda adımlar atsa nasıl olur acaba? Bizce çok güzel olur.
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
HAZİRAN 2017 sayısında neler vardı göz atın!
SİNEMALAR
AYIN MEKANLARI CAFE J9

Seferihisar yolu üzerinde hem kafe olarak hizmet veren, hem ahşap ve doğal ağaçtan yapılmış özel tasarım mobilyaların satıldığı J9 Cafe, elbette en önce tarzıyla dikkat çekiyor. Baba mesleği olan ağaç işleme sanatında çekirdekten yetişmiş iki kardeş olan Celal ve Bülent Geçer’in kurup işlettiği bu kafenin dekorasyonu da onlara ait. “Ağacı, kesip biçip masa haline getirmektense ağaçlarla oynamayı farklı şekilde bir şeyler üretebilmeyi seçiyoruz” diyen Celal Geçer, bunun yanı sıra elden çıkarılmak istenen ama kendi üzerinde anılarını hala barındıran eski ürünleri değerlendirme ve kullanışlı hale getirme çabası içinde olduklarını da söylüyor: “J9 Cafe'yi kendi mola alanımız gibi yarattık aslında. Boş arazide duran bizim emektar, kendini ağacın her bir damarıyla süslenmiş halde buldu. Buraya gelen misafirlerimizin yüzüne de o tatlı gülümsemeyi kondurdu. Diğer yandan toplum olarak aşırı ...

[Devamını Oku...]

SCOTTO CAFE

İtalyan konsepti, şirin dekorasyonu, müzikleri ve yemekleriyle son günlerin trendi haline gelen Scotto Caffe. Ev yapımı hamburgerleri ve pizzalarıyla dikkat çeken Scotto Caffe’nin tatlıları da özel. Günlük ve butik üretilen tatlılar en çok tercih edilen lezzetlerin başında. “Neşeli bir yemek” sloganıyla yola çıktıkları Scotto’nun Koordinatörlüğünü yürüten ve aynı zamanda Şef Mehmet Malkoç, dinamik ve heyecanlı bir kadro ile İzmir’in ve İzmirlinin özgür, genç ve keyifli tarafına dokunmak istediklerini belirterek, “Özenle seçtiğimiz etlerden hazırladığımız köfteler ve bize özel ekmekleriyle yaptığımız hamburgerlerimiz çok ilgi görüyor. Tabii ki İtalya denince akla gelen pizzalarımız ve makarnalarımız da keyifle tüketilen yemeklerimiz arasında. Salatalarımızın da müdavimleri oluştu. Menümüzde yer alan diğer tüm ürünlerimizi her gün özenle hazırlıyoruz. Amacımız keyifli bir ortamda, dama...

[Devamını Oku...]
SCOTTO CAFE