Bulunduğu sayı belirtilmemiş. Hasibe Özdemir
Bırak Çarpsın Kapı!
Hayri Bey haftanın iki günü, yaklaşık aynı saatlerde, birinci kat üç numaralı dairesinden, karşı komşusunu kollayarak usulca çıkıyor. Vakit kazanmak için geceden dışarı bıraktığı, yanları gevşemiş ama her daim boyalı ayakkabılarını sessizce giyip, kapısını aynı dikkatle çekiyor. Bir elinde süt kutusu, diğerinde dibi kararmış çinko kap, aşağı inen merdivenlerin başında yabancı bir evin girişindeymiş gibi tereddüt ediyor önce. Otomatın yanmasıyla birlikte, artık keskinliği kalmasa da hâlâ çakı gibi olan bedeni ileri fırlıyor. Yaklaşık on beş basamağı inerken, her seferinde, açılacak bir kapının tedirginliği katlanarak büyüyor içinde. Dört ayda sadece bir kez başına gelmesine rağmen, karşı dairede oturan yönetici Gülbin Hanımın “Hayri Beyciğim bunlara yüz verirseniz apartmanın içinde cirit atarlar, çok rica edeceğim bu tür mahlûkatların içeri sızmasına mahal vermeyelim” diyen sesi peşini bırakmıyor. Gülbin Hanıma elindeki suç aletleriyle bir kez daha yakalanıp, onun sitemkâr sözlerini duymaktan elbette korkuyor ama asıl kâbusu, her ayın son pazar günü yapılan, artık konu sıkıntısı yaşandığı için mikro sorunların abartılarak konuşulduğu apartman toplantılarından birinde gündem maddesi olarak ele alınmak. Herkesin sıkıntıdan patladığı ama ikramların bolluğu yüzünden tahammül ettiği o toplantılarda, çayının ikinci yudumunu bile gürültü etmek kaygısıyla feda eden bu çekingen adam için “Altı üstü arka bahçede iki kedi besliyorum, o da dört aydır. Apartmanda ortalığı yıkan bir sürü hayvan var, bunların sesi bile çıkmıyor. Hem kime zararları var ki ?” diyebilmek, televizyondaki tartışma programlarında parmağını sallayarak konuşmakla eşdeğer. İnsanlarla kurması gereken iletişimi evliliği sayesinde uzun yıllar karısı üzerinden halleden Hayri Bey, altı yıldır tek başına. Sessizliği kendisininki kadar keskin olmayan rahmetli karısı yaşasaydı, Gülbin Hanımı alt edemese de verecek bir cevap bulurdu mutlaka. Sonra da konuyu bir iki cümle boyunca içinde gezdirir, yastığa başını koymadan unutur giderdi. Ama Hayri Bey için veremediği cevaplar, su sızdıran musluk gibi günlerce damlar dururdu içinde. Rahmetli karısı “Hepimiz dünyaya misafir geldik ama sanki sen misafirin getirdiği konuk gibisin bey” diyerek gülerdi. Kızmazdı karısına. Değişmek için biraz çabalar, ilk olayda eski haline dönmüş bulurdu kendini. Mizacı zaten içedönük olan adamcağız, ufacık bir eleştiriyi büyük bir iftira gibi yaşayan “ Bana söz getireceğinize, eve hiç gelmeyin” diyen bir baba ile “El âlem ne der a çocuğum?” diyen bir annenin elinde itina ile daha da sessizleştirilip, kimseyle ters düşmemek adına ağzını açmayan biri olup çıkmıştı böyle. Karısının ölümüyle birlikte ürkekliği boyunu aşıp daha da derinlere çekti onu. Takvim yaprağında yürüyen bir tırtıl kadar ses çıkararak geçirdi günlerini. Eskiden olduğu gibi kumandayı eline alıp, her akşam tek eğlencesi olan televizyonun başına oturdu yine ama karısının “ Biz duyamıyoruz, komşuya nasıl gidecek? ” diyen sitemi olmayınca, ne kadar açacağına karar veremediği ses düğmesini, en sevdiği polisiye filmleri izlerken bile neredeyse hepten kapattı. Ekrandaki silahlar çıt etmeden patlayıp, arabalar tık etmeden devrilirken, Gülbin Hanımın dört kanaryası ile üst kattaki emekli mali müşavir Orhan Beyin sıçana benzeyen köpeğinin sesi doldururdu salonunu. Hayri Bey kuşlarla köpeklerin didiklediği filmlerin karşısında oturmaya devam etti aylarca. Ama mizacının değişmez sandığı sessiz yanı son günlerde şaşırtmaya başladı onu. Kendi kendini, neredeyse ölmek üzereyken fark edip beslediği iki kedi yavrusunu savunan hayali konuşmalar yaparken yakaladı. Korkularına, bu sesin kontrolden çıkıp içeriye değil dışarıya karşı konuşma ihtimali de eklendi. Bugün de hiç kimseyle karşılaşmadan apartmandan çıkmayı başarmıştı. Heyecandan buharlanan gözlüklerini burnunun ucuna düşürüp sessiz bir oh çekti. Adımları hızlandı kendiliğinden. Arka bahçenin en kör noktasında, birbirine yapışmış limon servilerinin gözlerden sakladığı duvar köşesine çinko kabı koyup sütü boşalttı. Dışarısı cehennem gibi sıcaktı. Kimsenin bu havada arkasından gelmeyeceğinden emindi. Duvarın köşesine koyduğu plastik tabureye oturdu, keyifle eli sigara paketine gitti ama dumanının görülmesinden korkup vazgeçti. Gülümseyerek beklemeye başladı. Kendini en iyi hissettiği dakikalardı bunlar. Elbette bütün hayatı iki sokak kedisi değildi. On beş günde bir, aynı işyerinden emekli olan arkadaşlarıyla tavla oynamak için çarşıya inerdi mesela. Gerçi elini tavla tahtasına değdirmeden, iki limonlu çay içip, aynı adamların değişmeyen şakalarını dinleyerek geri dönerdi ama olsun, sitem etmezdi hiç. Hayri Beyin nezaketi evden çıkmadan hak sahipleri için dilimlere ayrılmış türdendi. Dönüşte hepsini dağıtmış olurdu. “Bu hafta gitmesem ayıp olur mu acaba?” diye düşünürken, tekir kedinin süte eğilen başını gördü. Gözleri beyaz olanı aradı. Bunca aydır bir kez bile geç kaldığını görmemişti. “Nerede senin kardeşin bakayım?” Kedi başını kaldırıp, aylardan sonra ilk kez sesini bu kadar net duyduğu adama baktı. Bir iki dakikayı zor geçirdi. Ağaçların arasından nasıl sesleneceğini bilemeden “Nerdesin kızım?” diye fısıldadı arka arkaya. Cevap bahçenin diğer köşesinden ince bir inleme şeklinde geldi. Kuytuluktan telaşla çıkıp, sesin olduğu yere yöneldi. Beyaz kedi zakkumların altında tüyleri çamur içinde yatıyordu. Görünürde kanayan bir yeri yoktu ama canının yandığı belliydi. Hayri Beyi görünce kalkmaya çalıştı ama ön ayaklarının ikisi de tutmuyordu. Hayvan tekrar uzandı olduğu yere. “Kızım, ne oldu sana?” dedi Hayri bey, elini uzatırken. Yüzü bembeyaz, toprağa oturduğunu fark etmeden çöktü yanı başına. Karısının ölümünden sonra ilk kez ağladı. “Dün yemek verebilsem görürdüm, dün çıkabilseydim…” Sesi gittikçe sertleşti, çocuğu okuldan yaralı dönmüş babalar gibi öfke doldu. “Kim yaptı bunu sana?” Hırpalanmış tüyleri okşadı beceriksizce. Parmaklarının ucu içeri hapsolmuş bir siteme dokunmuş gibi titreşti. “Tamam” dedi, “geçti artık, ben varım, tamam…” İncitmekten korkarak kaldırdı yaralıyı yerden. Avucunun içinde söylenmemiş bir sürü cümle titreşip durdu her adımında. “Tamam” dedi, “Konuşacağız hepsini, tamam kızım.” Apartman kapısını açarken sütün tamamını içmiş olan tekir kedi bağırarak geldi arkalarından. Hayri Bey geri dönüp içeri aldı onu da. Bütün aile basamakları çıkarken gürültüyle kapandı dış kapı.
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
HAZİRAN 2017 sayısında neler vardı göz atın!
SİNEMALAR
AYIN MEKANLARI KUMDA KAHVE

kumda kahve Kızlarağası deyince akla enfes Türk kahveleri geliyor. Sokak müzisyenleri eşliğinde içilen bol köpüklü kahvelerin tadı belki İzmir’in hiçbir yerinde bulamayacağınız türden. Aynı düşüncedeyseniz bir de Kumda Kahve isimli mekana uğramanızı öneririz. Kızlarağası Hanı’nın hemen yan sokağından girince yüz metre kadar ileride yer alan Kumda Kahve 2009’dan bu yana aile işletmesi olarak varlığını sürdürüyor. Aslı ve İsam Gültekin’in işlettiği mekan, İzmir’de kumda pişen ilk Türk kahvesinin yapıldı yer. Kızlarağası deyince akla çay ve kahve gelse de burada daha fazlası var. Dünya kahvelerinden sütlü tatlılara, kahvaltı menüsünden tostlara kadar birçok şeyi bulabileceğiniz mekan aynı zamanda şerbetleriyle de ünlü. Peki, nedir bu şerbetlerin özelliği? Öncelikle Kumda Kahve’de yapılan birçok şey gibi şerbetler de el yapımı. Demirhindi ve reyhan başta olmak üzere beş çeşit şerbet ...

[Devamını Oku...]

KOTİ BRASSERİE

Koti Brasserie Şıklığı ve gurme mutfağıyla Balçova’nın çehresini değiştirecek olan Koti Brasserie, uzun bir hazırlık sürecinden sonra kapılarını açtı. İzmir Ekonomi Üniversitesi mezunu olan Cemal Darıcı’nın dekorasyondan menüye kadar titizlikle tasarladığı mekân, İzmirlilere yeni bir deneyim yaşatmak için kurgulanmış. Dünya mutfaklarından seçme lezzetlerin bulunduğu, açık mutfakta yemeğinizin nasıl hazırlandığını görebildiğiniz mekânda özel tatlara da hazır olun. Et menüsünde iddialı olan Koti’de Dana Antrikot, ilik ile servis ediliyor. Burgerleri, pizzaları, makarnaları da farklı malzeme ve pişirme teknikleriyle gurme bir lezzete dönüşmüş. Salatalar ise ayrı bir deneyim hattı. Örneğin hellim ve kızarmış şeftali ile yapılan, yeşilliklerle sunulan salatayı mutlaka denemelisiniz. Mekân, kahvaltıda da dünya mutfağından tatlar sunuyor. Serpme kahvaltının yanı sıra Granola, İspanyol...

[Devamını Oku...]

MOMO ALAÇATI

Momo Alaçatı Alaçatı’nın keyifli İtalyanı Ayrıcalıklı ambiyansı, damaklarda iz bırakan lezzetleri, keyifli müzikleri, eğlence dünyasında ses getiren renkli geceleri ile geçen sene kapılarını açan ve kısa bir sürede Alaçatı’nın yıldızı olan MOMO, 2017 yazında da seçilen mekan olma özelliğini sürdürüyor. İtalyan şef Lorenzo Pellechia tarafından titizlikle oluşturulan menüsüyle Alaçatı’nın heyecanla beklenen adreslerinin başında gelen MOMO, ev sahipliği yaptığı DJ ve canlı müzik performanslarıyla da oldukça iddialı… İsminin ilhamını ünlü yazar Michael Ende’nin kültleşmiş, fantastik romanı Momo’dan alan mekan, hikayenin özünde yer alan “Zamanı değerli kullanma ve anlamlı kılma” felsefesini tüm detaylarıyla konseptinde yaşatıyor! MOMO, 100 kişi kapasiteli restoran tarafında, Akdeniz ve Ege mutfağının özel lezzetlerini sunuyor. Avokado içinde kokteyl soslu karides, parmesan peyn...

[Devamını Oku...]
MOMO ALAÇATI

1453 OSMANLI

"Şehzadeler kentinden Türkiye’ye” sloganıyla Manisa’da başlayan ve kısa sürede Manisa merkez, Buca, Mersin, Akhisar’da açılan 1453 Osmanlı, Manisa Uncubozköy’de yeni şubesiyle hizmete girdi. Şubelerinin marka değerinin artması konusunda Towerlife Perakende Lokasyon ve Marka Danışmanlık firması ile çalışan 1453 Osmanlı, yakında İstanbul'da, İzmir Bornova ve Gaziemir'de şubeler açacak. Ayrıca Birleşik Arap Emirliklerinde de bir şubenin açılması için çalışmalar sürüyor. Konsepti ve menüleriyle dikkat çeken 1453 Osmanlı kalite ve iyi hizmet anlayışından taviz vermeden hizmete devam ediyor. Menülerini sabah, öğlen, akşam ve gece olmak üzere dört farklı lezzete bölen 1453 Osmanlı’da 7’den 70’e hitap edebilecek menüleri adeta damak tadı yarattı. Osmanlı kültürünü yansıtan yemek isimlerinin sunulduğu menü konuklar tarafından büyük ilgi görüyor. Kafe bölümünde ise Nargile keyfi ile sohb...

[Devamını Oku...]

VARUNA GEZGİN

13 yıl önce Eskişehir'de matematik öğretmeni Mehmet Murat Fıçıcı tarafından başlatılan bir başarı hikayesi... Dinlemek ve denemek isteyenler buyursunlar, Varuna Gezgin karşınızda... Eskişehir'de gezmek için yaşayan, yaşamak için gezen bir grup gönüllü seyyah var. Coşkun Aral'ın belgesellerini seyrederek büyümüş, dünya atlasına bakarak hayallere dalmış ve bir gün bu hayalleri gerçeğe dönüştürmek için yollara düşmüş bir grup gezgin. Gezmek için zengin olmak gerektiğine inanmayan, imkansızı mümkün kılan bir grup gerçekçi hayalperest. Bir çok ülkeye yaptıkları yolculuklarda gördükleri değişik yemek, eğlence, işletmecilik kültürlerini Eskişehir'e taşımışlar. Bugün kafe ve restoran işletmeciliğinde bir çok konuda Türkiye'ye ilkleri getirip öncülük yapıyorlar. Eskişehir'de doğan, İzmir, Ankara, İstanbul ve yakında Antalya'da açılacak dokuzuncu şubesi ile büyüyen bu gezginler tecrü...

[Devamını Oku...]
VARUNA GEZGİN