Bulunduğu sayı belirtilmemiş. Hasibe Özdemir
Bana Tonton Denmesin, Nur Yüzlü De!
-Ay teyzem sen nasıl geldin pazara böyle bir başına? Sesi çın çın. Dolmuşun kapısı açıldığında, aşağıda bekleyen yaşlı kadınla eski pazar arabasını görür görmez yerinden fırlayıp, bir hamlede yukarı çıkarıyor. İnsana dair umudumu arttıran davranışlardan biriyle karşılaşmak içimi açıyor önce. Kadına yardım edebilmek için kucağındaki çocuğu yanında oturan arkadaşına veren otuzlarında, tombul, sevimli anneyi gülümseyerek izliyorum. Yüksek ses tonu ve abartılı figürleri takdir edilecek davranışını gölgeliyor biraz, ama olsun. Benimle birlikte bir kaç yolcu daha kadını aynı onaylayan bakışlarla izliyor. Seyirci “Olumlu davranışı pekiştirme” görevi de görür bazen. Rolümden memnunum ama hevesli yardımseverim, ihtiyaç sahibini güvenli bir şekilde arkasındaki koltuğa yerleştirmesine rağmen, sahneden inmiyor bir türlü. Oturduğu yerden geriye dönüp, cevap bekleyen gözlerle bakmaya devam ediyor hâlâ. Kör kuyudan bile su çıkartacak kadar ısrarlı bakışı. Duymazlıktan gelinen sorusu ufalanıp yere inmeden, ikincisini kuruyor -Kimin kimsen yok mu teyzem senin? İfade vermeden kurtulamayacağını anlayan kadıncağız, göz göze gelmekten kaçınarak -Yok, diyor sertçe. Nokta gibi cümlesi. Normal bir iletişimde bu vurguyla söylenen söz bariyer sayılır ve “ Burada dur,” anlamına gelebilir, ama işgüzar annemiz üzerinden atlayıp geçiyor bu engelin. Sevimli bir yardımseverden külyutmaz bir araştırmacıya dönüşüyor birden. Sanki bu sabah dolmuşa “Tek başına eski pazar arabasını sürükleyerek evine dönmeye çalışan yaşlı kadınların hayatlarıyla ilgili gizli bilgilere ulaşmak” için adım atmış. Arka arkaya sıralıyor sorularını. Tombul yüzünde iki kayıt cihazı gibi gözleri. “Hangi sokakta oturuyorsun, evin kaçıncı katta?”gibi lokasyon sorularından, “Kaç yaşındasın, nerelisin?” gibi demografik sorulara hızla geçiyor. Gülümsemem silinmiş, basit bir yardımla aralanan iletişim kapısını istila için kullanan kadının sınırsızlığını izliyorum. Karşısındaki sessizleştikçe eşeleme ihtiyacı daha da artıyor sanki. Gaga gibi uzayan alt dudağını kemirerek, koparabildiği tek kelimelik cevapları bir süre daha didikledikten sonra duruyor biraz. Karşısındakinin geçit vermeyen suskunluğunun etrafından dolaşıp -Nasıl da nur yüzlü, görüyor musun? diyerek arkadaşına ulaşıyor. Gönülsüz özneyi nesneye dönüştürüp, konuşmaya devam etme gayretinde sanki. Kendisiyle aynı meraklı bakışlara sahip diğer kadın - Kıyamam ya, çok da tonton, diyerek güçlendiriyor betimlemeyi. Kadın dolmuştan inmiş ya da bir anda taşa dönüşmüş gibi, onun üzerinden “Yaşlılık, yalnızlık, hayırsız evlatlar, duyarsız genç nesil” hakkında koyu kıvamlı, bol önyargılı bir sohbete girişiyorlar sonra. Genç annemiz yavrusunu taş baskı gibi göğsüne bastırırken“Herkes yaşlılara yardım etmeli,” mesajını duyuruyor hepimize. Tezgâhtaki elmalar gibi parlayan çocuğa kayıyor gözüm. Merakla yüzüme bakıyor o da. Her şey yolunda giderse, çok yaşlı halim onun orta yaşlı haliyle karşılaşabilir belki. O yıllar için yüzüme dikilmiş bu bakışlardan dileğim; ileride insanlara yardım eden bir yetişkine dönüşecekse eğer, bunu annesi kadar merak sosuna bulamadan yapması. Olurda karşılaşırsak; benimle üç yaş çocuğuyla konuşur gibi- fazladan şekerlendirilmiş bir sesle- konuşmaması ikinci ricam. Kocaman gözlükler ve olası takma dişlerle, yaşlılar ordusunun genç insanlara bir örnekmiş gibi gelen neferlerinden sayılmayı çok dert etmeyebilirim. Bu görüntüyü ortak paydamız olarak alabilir kabul, ama hepimizin -kendine özel ve kendince değerli - bir geçmişi arkada bırakarak o yaşa geldiğini aklında tutsun. “Geride kalan yok olan değildir.” demek isterdim ona. Ve her şeyin değeri şimdiki zamanda kapladığı yere göre ölçülmez. Bu yüzden gelecekteki yetişkin hali, beni buruşmuş kabuğuma bakarak değerlendirirken, aynı kabuğun kendi yeşil kılıfının altında sertleşmeye başladığını da unutmasın. Ve son bir rica; Yaşam yoluna erken çıktığım için, onun gücünün dorukta olduğu anda inişimi neredeyse tamamlamış olacağım. Eğer benim hayatımı kolaylaştıracak incelikli bir davranışı olacaksa, bunu bana etiketler yapıştırmadan yapsın. Tıpkı aynı yardımı yapabileceği çocuğun “şirin,” kadının “güzel” olması gerekmediği gibi, “tonton ve nur yüzlü” olmamı bekleyerek iyiliğini karneye bağlamasın. İncelikleri o yaşta eminim daha da hoşuma gidecektir ama yapamıyorsa, yani; gülümseyemiyorsa, yerini veremiyorsa, yardım edemiyorsa hiç olmazsa karşındakinin tecrübelerle zenginleşmiş bir yaşamı geride bıraktığını, yaşarken değiştiğini ama tontona dönüşmek zorunda olmadığını unutmasın. İçinden gelmiyorsa kalkıp yer vermesin. Ben oturamadığı için ölen bir yaşlı duymadım henüz ama yaşadıkları yok sayılıp, değersizleştirildiği için ölesiye mutsuz olan yaşlılar biliyorum. Yapmasın. Taleplerim yüzümden okunduğu için mi bilinmez, çocuk bana olan ilgisini yitirmiş, dışarıyı izliyor şimdi. Ben de çeviriyorum başımı, sıfatsız olduğumu sandığım kısacık zamanın tadını çıkarmaya çalışıyorum. Şimdilik. O yıllar geldiğinde genç arkadaşım benim için illa bir şey yapmak istiyorsan bunu muska gibi sıfatlar takmadan yaparsan sevinirim. Bir de samimi bir teşekkürle yetinebilmen önemli. Hatta -küçük bir ihtimal ama- teşekkür alamazsan bunu umursama sakın. Malum çok da yaşlıyım Duymayabilirim, o yeri hak ettiğimi sanabilirim, huysuz ve nemrut da olabilirim. Kabuğuma bakarak, yardımınıza ne kadar ihyacım olduğunu tahmin edebilirsin ama bunu ne kadar hakkım olduğuna nasıl karar vereceksin asıl soru bu. Yapacağın yardımın hakkaniyeti için ihtiyaç sahibine ulaşması yeterli olmalı öyle değil mi? Yani sana yeteri kadar nur yüzlü ya da tonton gözükmesem de senin kadar uzun süre ayakta duramayacağıma karar vererek yerinden kalkmış olabilirsin. Nasıl ki bir çocuk olarak sizden gelecek koruma için güzel ve şirin olmam gerekmiyorsa yaşlı biri olarak göstereceğiniz yardımın tonton ve nur yüzlü olmamla hak edilir olmaması gerekiyor. Yaşlı birine bakarken koca bir tarihe baktığımızı unutuyoruz bazen. Kullandığımız dil bu yüzden önemli bence. Ayarsız şerbetli ses tonu, ya da yaptığımız ufacık bir yardımın seyirci alkışı gerektiğini Sevmek ya da sevmemek gerekmiyor. Yaşlılık şirinlik falan değil, onlar oyuncak bebekler değil. Duruma göre ilginizi ve yardımınıza ihtiyaç duyan aciz değil sadece farklı bir dönemde olan insanlar. Onların öyküleri var. Bizim yakıştırdıklarımızdan çok farklı olabilir. Susarak sadece dinlemek en iyi yapılacak şeydir. İhtiyacı olanlara sunacağımız yardım ya da ilgi için önce klişelerden kurtulmak ne güzel olurdu, tonton ihtiyar, şirin çocuk, güzel kadın olmadan.
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
MAYIS 2017 sayısında neler vardı göz atın!
SİNEMALAR