MART2018 Pınar Tekeş
ÇAKRALARA BİR BAKIŞ…
KADINLAR GÜNÜ ÜZERİNDEN ÇAKRALARA BİR BAKIŞ… Her sene Mart ayının başında en çok konuşulan konu Kadınlar Günü olur. Ama kadınlar son zamanlarda sadece bu ay değil, gündemden hiç düşmüyorlar. Gazetelerde, televizyonlarda başarı hikayeleri yerine ne yazık ki uğradıkları istismarlar, yaşadıkları acılar ve kurban edilişleri ile ilgili haberlerle hep manşetlerdeler... Biz ne ara böyle olduk diye sormak yerine toplumdaki yetiştirilme kalıplarına baktığımızda asıl şaşırtıcı olan şaşırmak. Ülkemizde en çok konuşulan ve en çok düşünülen ama önümüze çıktığında hemen ayıplanan ve dışlanan bir olgu cinsellik. Kızlar öyle oturmaz, erkek dediğin... gibi ayrımlaştırmalarla her geçen gün daha da belirgenleşen farklılaşmalar maalesef olmasını hiç de istemediğimiz sonuçlar doğurabiliyor. Eğitim, kültür düzeyi ve benzeri karşılaştırma noktalarını bir tarafa bırakıp ben bugün içinde bulunduğumuz durumu Theta Healing Eğitmeni olmamın da getirdiği bir bakış açısı doğrultusunda daha spritüel bir yaklaşımla ele almak istedim. Genelde bilindiği üzere çakralarımız bizim enerji merkezlerimiz. Çakraların temiz ve dengede olması, enerji akışının dengede olması demek. Aynı zamanda da hem ruhsal hem fiziksel olaral dengede olmamız anlamına geliyor. Varolduğu varsayılan 7 ana çakramızdan biri de seksüel veya sakral çakra da denilen cinsel çakramız. Bu çakra aynı zamanda duygu merkezimiz. İnsanlarla ve doğayla sağlıklı ilişkiler kurabilmemizin yanında, sevinç, sevgi, hırs gibi duygularla kişinin kendini sevmesinde etkin rol oynuyor. Cinsel çakramız dengede olduğu zaman duygularımızı da daha sağlıklı bir şekilde ifade edeceğimiz için dış çevrenin ve başkalarının baskısından diğerleri kadar fazla etkilenmeyiz. Sevgiyi doğal olarak koşulsuzca verir ve alırız; herhangi bir suçluluk ya da utanmayla duygularımızı baskılamak yerine doğal sürecinde yaşanacak gerçeklikler olarak kabul ederiz. Geçmişe ait duygusal görürüntülerin de saklanmasında burasının başrolde olduğu düşünülürse, bu çakra cinsel seçimlerimizi belirler ve cinsel organlarımızı kontrol eder. Çevremizle sevgi bağı oluşturacak enerjiyi yaşarız. Yaratıcı ve bedenimizle barışık bir hal alırız. Mizah duygumuz yükselir, neşeli ve coşkulu oluruz. Sakral çakra dengede iken, yaratıcılığımızı kullanabiliriz, yeniliklerden çekinmeyiz ve korkmayız. Duygusal iletişimimiz üst seviyede olur. Bu çakra aynı zamanda yaratıcılıkla da ilişkilendirilir. Toplumumuzda neden yaratıcılık yok sorusunun cevabını bulmak için uzun uzadıya araştırmalar yapmak yerine cinselliğe bakış açımızla alakalı toplumsal inançlarımıza göz atmak daha kestirme bir yol gibi gözüküyor. Ayrıca, eğer yaşamımızın herhangi bir noktasında intikam alma arzusu fazla olmuşsa, gücün etkin kullanımından uzaklaşıp manipülasyona sapıyorsak, öfkemizle hem kendimize hem çevremize zarar cinsel çakramızın sağlıklı çalışmasına zarar verdiğimizden emin olabiliriz. Özellikle büyüme döneminde cinsel çakra dengesizliği yaşandığı pek çok kaynakta da yer alıyor. Bu durumda da en önemli şeylerden biri içinde yetiştiği ailenin ve toplumun tutumu. Günümüz toplumunda çok az şanslı çocuk kendini rahatça ve özgürce ifade edebileceği ortamı bulur. Bulamayanlar bastırmak zorunda kalır. Duyguların özgür akamaması da pek çok istenmeyen sonuç doğurabilir. Fiziksel düzeyde, sabah akşam yorgun bırakan kronik yorgunluklar, halsizlik, ağrılar, sindirim sorunları, hormonal sorunlar ve daha niceleri... Ruhsal düzeyde ise cinsel ve duygusal yakınlık kurma korkusu yaşanır. Sinirlilik, utangaçlık, suçluluk duyma ve suçlama, cinsel saplantı, yaratım eksikliği baş gösterir. Kendimizi utangaç, çaresiz ve güçsüz hissedebiliriz. Bunun sonucunda da dış dünyaya derin bir öfke duyabiliriz. Cinsellik açısından da ayrıca ele aldığımızda hormon üretimi bu merkezle gerçekleştiğinden, dengeli bir sakral çakrayla cinselliği rahatça yaşayabilir ve olumlu olmayan duygular hissetmeyiz. Yetişme tarzlarımız cinselliğe bakış açımızda etkileyici bir unsur olduğu için, bu bölgede blokaj oluşturmaya sebebiyet verebilir. Cinselliği bastırmamız ve reddetmemiz, bu çakranın çalışmasını olumsuz olarak etkileyecektir.Kendimizi cinsel olarak da sağlıklı bir şekilde ifade ettiğimizde de dürtülerimizi kontrol altında tutabilir, cinsel kimliğimizi sağlıklı bir şekilde yapılandırabiliriz. Bir sorumluluk veya mecburiyet olarak algılanmadığında da dengesizlik sorunları minimumda yaşanacaktır. Sakral çakra dengede olduğu zaman, herhangi bir insana ya da nesneye kendimizi muhtaç hissetmeyiz, sevgi daha üst kademeye yönelebilecek nitelikte kıskançlıktan arınmış saf bir halde olur. Dengesizliklerinin yansıması olarak sadece kendi ışıklarının parlamasını isteyecek kadar dünyaya öfke duyan kişiler, bastıramadıkları öfkelerini kendilerinden fiziksel olarak daha güçsüz gördükleri ve cinsel obje olarak tanımladıkları kadınlar üzerinden deneyimliyorlar. Bu da her gün kızarak, utanarak, üzülerek okuduğumuz manşetlerin başlıklarıyla gündemimize taşınıyor. Peki bu durum sadece vahşet olaylarını mı bize taşıyor? Yukarıda bu bize olmaz dediğimiz 3. Sayfa haberlerinin yanı sıra tüm yukarıda yazdıklarımın etkilerini bizler hiç yaşamıyor muyuz? Güvenli, sıcak aile ortamında yetiştiysek bile hiç mi dengesizlik sonuçlarını günlük hayatımızda deneyimlemiyor muyuz? Topuklu pabuçların, şık döpiyeslerin giyildiği A plus dizilerin plaza sahnelerinden fırlamış duran ortamlarda bile pek çok kadın mobbing diye adlandırdığımız saldırılara maruz kalmıyor mu? Latince kökenli olan Mobbing aslında resmen bir duygusal saldırı. Sistematik bir biçimde uygulanan etik olmayan yaklaşımlar ile kişiyi çaresiz bırakma ve böylelikle performansını ve direncini düşürüp işten ayrılmaya zorlama olarak tanımlanıyor. Sadece aile veya sosyal ortamlarda değil iş ortamında da cinsel olmayan nice saldırılara maruz kalınmıyor mu? Hem de bu ortamlardaki saldırılar sadece erkeklerden de değil kendi hemcinslerinden geliyor. Erkekler genelde mobbing yaptıkları kişilerin aslında “anne ve eş kimliğiyle” evde bulunmaları gerektiğini ve bu yüzden de önlerinde engel olduğunu düşünüyor. Kadınlar ise erkeklere kolay kolay Mobbing uygulayamadıkları için daha rahat üzerine gidebildikleri kadınları tercih ediyorlar. Güçlü balık güçsüzü yer hikayesi. Sözün kesilmesi, tehdit edilme, eleştirilme, sosyal medya ortamında subliminal huzursuzluk ayartılması, niteliksiz işler verilerek pasifize edilmeye çalışılması, başarının örtbas edilmesi ve daha neler neler... Toplantılar, sunumlar, pankartlar dışında Kadınlar Günü’ne bir de bu gözle bakalım istedim. Bakalım ki çocuklarımız kurdukları dünyalarda kendilerini sevgiyle aydınlatıp, yaratıcılıklarını kullanabilecekleri güvende hissetsinler kendilerini. Sevgiyle...