ARALIK2016 Şükran Yücel
Sinematek yaşıyor
Benim kuşağım için “sinematek” bir efsanedir. Hâlâ birçok gösterim, “sinematek” adıyla sunuluyor, sinematek sözünün büyüsüyle pek çok film gösterimi, atölye, kurs, seminer gibi etkinlikler yapılıyor. Ama gerçek Sinematek'in ne olduğunu, tarihini, deneyimlerini, bir dönemi nasıl etkilediğini, insanların ruhlarına nasıl dokunduğunu, ne büyük bir heyecan ve değişimle yeni bir bakış yarattığını da hatırlatmak gerek. Bizim için ilginç bir kesişme noktası da, Sinematek fikrini hayata geçiren, ilk kez Paris'te Fransız Sinemateki'ni kurarak tüm dünyaya örnek olan sinemacının İzmirli olması. Henri Langlois 1914'te İzmir'de doğdu. Yıllardır bir Oscar takıntımız vardır ya, İzmirli olan Henri Langlois 1974'te sinema sanatına katkıları nedeniyle Akademi'den bir Onur Oscar'ı almıştı. Türk Sinematek Derneği'ne de her yönden destek oldu.1972'de İstanbul'a gelerek Sinematek'te “Fransız Sineması'nın 75 Yılı” gösterisini kendisi sundu. Fransız Sinemateki bir model olarak bizim gibi pek çok ülkede sinemaya olan bakışı değiştirecek, sinemanın bir sanat olarak gelişmesine, yükselmesine, yaygınlaşmasına yolaçacaktı. Değerli yazar Onat Kutlar, 1962'de Paris'te Sinematek'le ve Henri Langlois'la tanışacak, yazdığı Kül romanını yırtıp atarak hayatını ülkemizde Sinematek kurulması ve yaşatılması idealine adayacaktı. Onat Kutlar ve arkadaşları 25 Ağustos1965'te İstanbul'da Sinematek'i kuracaktı. Maddi koşulların eksikliği, teknik olanaksızlıklar, siyasi ve ekonomik engeller onları engellemeyecekti. Sinematek, bir rüyaydı. Yaşatılması gerekiyordu. Sinematek, bu zor koşullarda büyük fedakârlıklarla kuruldu ve yaşatıldı. Önce Galatasaray'da Ali Han'da küçük bir odada kurulan Sinematek sonra Mis Sokak'a taşınacak; gösterimlerini Şişli'deki Kervan Sineması'nda gerçekleştirecek daha sonra Sıraselviler'deki mekânında üyelerine unutulmaz anlar yaşatacaktı. Sinematek bir film arşivi oluşturmak amacını taşıyordu. Bu hedefini gerçekleştiremese de, o dönem için hiçbir yerde izlenilmesi mümkün olmayan sinemanın başyapıtlarını gösterdi. Tartışmalar, açık oturumlar, söyleşiler, paneller, konferanslar, seminerler düzenleyerek ve Yeni Sinema dergisini çıkararak sinema üzerine bir tartışma platformu oluşturdu. Henüz üniversitelerde Sinema bölümlerinin kurulmadığı 1965-1980 döneminde bir sinema okulu gibi çalıştı. Sinematek hâlâ kültür ve sanat hayatımızı etkiliyor. Bir tıkla istediği filmi görme imkânına sahip olan günümüzün gençleri 1960-75 yıllarında nelerden mahrum olduğumuzu anlamakta güçlük çekebilirler. Biz o zamanlar Eisenstein'ları, Bergman'ları, Fellini'leri, Visconti'leri, Pasolini'leri, Scola'ları, Bunuel'leri, Truffaut'ları, Tarkovski'leri, Resnais'leri, Godard'ları, kısacası sinemanın büyük ustalarını seyretme olanağından yoksun büyük bir köyde yaşıyorduk. Senaryolarını okuyorduk Bilgi Yayınları sayesinde. Gözlerimizin önünde canlandırmaya çalışıyorduk. Fotoğraflarına bakıyorduk özlemle. İstanbul'daki Sinematek uzak bir ütopyaydı bizim için ama etkisini hissediyor, o derin kültürü öğrenmeye çalışıyorduk. Fransız Kültür Merkez'lerindeki gösterimleri kaçırmıyorduk. Dilini anlamasak da coşkuyla seyrediyorduk altyazısız, tercümesiz filmleri. Ne de olsa İzmirli hemşehrimiz Henri Langlois'nın ifadesiyle, “Sinematek seyircisi bir Hint filmini Çince altyazılarla Rusya'da izleyebilen insandır.” Gerçek bir sinemasever, hangi dilde olursa olsun, bir sinema başyapıtının insana geçirdiği duyguyu hissedebilen kişiydi. Film üzerine düşünür, tartışır, okur, özetlerini ezberler, araştırırdık. Sinematek'te gösterilen o benzersiz filmler, sadece filmleri izleme olanağı bulan o mutlu azınlığı değil, ülkenin her köşesinde öğrenmek isteyen tüm meraklı gençleri etkiledi. Etkisi uzak köylere kadar ulaştı. Şimdi buna “kelebek etkisi” deniyor. Dünyanın bir yerinde bir kelebek kanat çırpınca, çok uzaklarda fırtına kopuyor gibi. Gerçek sinema tutkusu dünyayı değiştirme hayaliyle birlikte yüreklere bir kor gibi düştü. Ankara'da, İzmir'de, Bursa'da devamlı olamasa da sinematekler kuruldu. Yeşilçam sinemasından farklı bir sinema bakışına sahip olan yeni bir kuşak yetişti. Günümüzde tüm dünyada ödüller kazanan usta ve özgün sinemacılarımız bu Sinematek'te yetişti, Sinematek'e yetişemeyenler de onun yarattığı rüzgârdan etkilendi. Sinematek fikrinden esinlenerek başlatılan İstanbul Film Festivali'nin okulunda dünya sinemasıyla tanıştılar. Sinematek'in sinemamıza, düşün, edebiyat ve sanat dünyamıza katkıları saymakla bitmez ve bu kısa yazıya sığmaz. Sinematek'in 50. yılında Onat Kutlar'ın Anısına adanan “Sinematek Yaşıyor” programı, Sinematek üzerine yeniden düşünmemizi sağladı. Sinematek'in tarihi, umudun tarihi aynı zamanda. Sinematek'te Onat Kutlar'ın yardımcılarından Jak Şalom'un önerisi ve öncülüğüyle hazırlanan 50. Yılda 50 Film, 50 Sunum etkinliği, Kadıköy Belediyesi'nin katkılarıyla düzenlendi. Gösterimler Pera Müzesi, Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi ve Caddebostan Kültür Merkezi'nde gerçekleştiriliyor. Sinematek, satırlara sığmayan, “bir çılgın serüven”se, bugün bu tür çılgın serüvenlere daha fazla ihtiyacımız var. “Sinematek Yaşıyor” gösterimlerine gençler büyük ilgi gösteriyor. Bizim gibi nostalji yaşamak isteyen her yaştan gençler de var elbette. Sinema tarihinin iz bırakan filmlerini tekrar gördükçe, “Sinema işte bu.” diyoruz. Sinemanın tarihe katkısını da görüyoruz. “Özel Bir Gün”ü (Ettore Scola, 1977), “Konformist”'i (Bertolucci, 1970), “Umut”'u (Yılmaz Güney) seyrettikçe yeryüzünde değişen bir şey yok, diyoruz. Henri Langlois'nın ve Onat Kutlar'ın anısına kapsamlı bir “Sinematek Yaşıyor” etkinliği yapmasını İzmirli sinemaseverlerden bekliyoruz. Sanatsever Konak Belediyesi ile Büyükşehir Belediyesi'nin organize etmesiyle Fransız Kültür Merkezi, Karaca Sineması ve İzmir Sanat'ta “50. yılda 50 film, 50 sunum” gibi bir etkinlik gerçekleştirilebilir. Jak Şalom gibi gönüllü, hakiki bir sinemaseverin öncülük etmesi yeter. İzmir'de bu projeye destek verecek çok sayıda sinemasever olduğunu biliyorum. Sinematek'i sadece özgün sinema filmleri seyredilen bir mekân olarak düşünmemek gerek; düşünen, araştıran, sorgulayan, tartışan, yeni filmler, öyküler yaratacak insanların böyle mekânlarda yetişeceğini unutmamak gerek. İzmir'de bu potansiyel var. İzmirli hemşehrimiz Henri Langlois'yı ve bu rüyayı ülkemize taşıyan Onat Kutlar'ı saygıyla, şükranla anıyorum.