EKIM2021 Dr. Zeki Hozer
Seller, orman yangınları ve IPCC raporu.
Seller, orman yangınları ve IPCC raporu. Pandemik gündemin vahametini artıran küresel iklim değişikliklerinin tetiklediği orman yangınları ve sel gibi afetlerle iyice sersemleyen İnsanlık, Birleşmiş Milletler(BM) Hükümetler Arası İklim Değişikliği Komisyonunun altıncı raporu ile deyim yerinde ise sarsıldı. Doğrusu raporda sürpriz sayılacak bir şey yok! Açık, seçik önümüzdeki on yılları, 66 ülkeden 234 bilim adamı ortak olarak kaleme almış. Görülüyor ki, önceki raporda yani 2013 yılında ifade edilen gezegendeki güvenli bir küresel limit olarak 1,5 derecelik sıcaklık artışı önümüzdeki on yıllar içinde gerçekleşecek. Çünkü atmosferin ısınmasına yol açan gazlardan biri olan metan gazı, IPCC'ye göre, gezegende halihazırda 1,1 derece olarak belirlenen sıcaklık artışının en az 0,3 derecesinden sorumlu. Dünya genelinde her yıl 40 milyar ton emisyon salınımı, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtların kullanımı ya da pirinç dahil tarımsal ekimden kaynaklı olarak meydana gelmekte. Daha önce Paris İklim Sözleşmesinde belirtilen ya da önümüzdeki aylarda İskoçya'nın Glasgow kentinde yapılacak COP26 iklim değişikliği konferansında da vurgulanacağı gibi insan orijinli metan kirlenmesinin son bulması dışında bir çözüm yok! Eğer bu yapılmazsa, IPCC raporunu hazırlayan çalışma grubunun başkanlarından birisi olan Valerie Masson-Delmotte'in açıklıkla söylediği gibi "Deniz seviyesinin giderek yükselmesini, geçmişte yüz yılda bir yaşanan olayların, gelecekte çok daha sık yaşanmasını göreceğiz." Ülkemizde tarihimizin en büyük orman yangınları ile Karadeniz’i kapsayan sel felaketleri hepimizin yüreğini yaktı. Neredeyse tüm vatan afet bölgesi oldu! Tüm bunları sadece 1,1 derecelik atmosfer sıcaklık artışı ile yaşadık. Maalesef senaryoya göre, 1,5 derece eşiğine 2040'ta ulaşılacak, eğer insanlık ya da tüm Dünya hükumetleri çok sıkı bir program dahilinde karbon emisyonunu sınırlayamazlarsa, bu artışın 10 yıl içinde gerçekleşmesi bekleniyor. Ötesi, Grönland ve Antarktika buzullarının erimesi, deniz seviyesinin 2 metreyi, 2150'de ise 5 metreyi bulabilecek şekilde yükselmesinin beraberinde getireceği kıyamet... Bugünlerde gündemde olan Suriye ve Afganistan göçleri herkesin kabusu ama sırf deniz rakımlarındaki artışın tetikleyeceği göçmen sayısı 1 milyar olarak hesaplanıyor. Çözüm mü? 2030'a kadar karbon emisyonunun yarı yarıya azaltılması ve 2050'de de net sıfır karbon emisyonu hedefinin tutturulması. Net sıfır karbon hedefi şu anlama geliyor: Sera gazı salınımının temiz teknoloji ve yeşil enerji gibi yöntemlerle sıfırlanması ve ağaç dikme gibi tekniklerle varolan sera gazı emilmesinin sağlanılması. Bu yapılmazsa 1,5 derecelik sıcaklık artışı 2030 ile 2052 yılları arasında gerçekleşmiş olacak. Gerçi bazı iyimser bilim insanları da yok değil! Kral VII.Edward’ın 1904 yılında kurduğu İngiltere’nin en saygın üniversitelerinden Leeds’te çalışan ve konu aldığımız IPCC raporunu yazanlardan Dr. Amanda Maycock, "1,5 derece sınırı aşıldığında 'her şey felaket olacak' diye bir durum yok. Raporumuzda değerlendirmeye alınan en düşük emisyon senaryomuza göre, bu yüzyıl içinde ısınma 1,5 derece civarında veya hemen altında stabilize oluyor. Gerekli tedbirler alındığında, iklim değişikliğinin sonuçları büyük ölçüde önlenebilir" diye düşüncesini ortaya koymakta... Bugün itibari ile karbon emisyonu durdurulabilse bile, denizlerdeki yüzey sıcaklık artışı devam edecek. Çünkü deniz ve kara buzulları, güneş ışınlarını atmosfere yansıtarak gezegenimizin ısı dengesini oluşturuyor. Ve bizler, şimdiden buzulların eridiğini gözlemliyoruz. Eğer İnsanlık ve genel olarak tüm Dünya hükümetleri, karbon emüsyonlarını azaltmak için radikal önlemleri devreye sokmaz, ormanlık alanlarını artıramaz ve fosil yakıtları kullanmaya devam edecek olursa, birbirini takip edecek ekolojik, sosyal, siyasi ve ekonomik felaketler ile kıyamete hazırlık yapması gerekecek. Gezegendeki tüm ülkeleri, ayrım yapmaksızın eşit bir şekilde SARS-CoV-2 Pandemisinde gördüğümüz gibi etkileyecek bu felaket sonrası için de senaryolar oluşturulmuş durumda: Dünya tıpkı 4,5 milyar yıldır olduğu gibi yenilenerek devinimine devam edecek. Sadece ‘İnsansız’!
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
Eylül/Ekim 2025 sayısında neler vardı göz atın!
AYIN MEKANLARI GÜL KEBAP

İşte istisna mekânlardan biridir Gül Kebap... Kuruluş tarihi 1949. Gül Kebap’ın özelliği sadece “iyi köfte” yapıyor olması değil. Gül Kebap yetmiş altı yıldır aynı yerde ve dördüncü kuşağın yönetiminde. “Sefer tası” misali üç katlı daracık mekânında müdavimlerinin vazgeçemediği adres. Hayranlık uyandıracak bir çaba değil midir bu? İşini, kalitesini koruyarak yapan tam bir aile işletmesi… Kurucu Mehmet Ali Gülgeze, Girit’in üçüncü büyük şehri Resmo’dan İzmir’e göçle gelmiş. Çanakkale’de savaşmış. Bayrağı, ikinci kuşak oğulları Mustafa ve Muhsin Gülgeze devralmış… Ardından torun Hüsnü Gülgeze. Ve bugün dördüncü kuşak Hüsnü’nün oğlu Burak Muhsin işin başında. “Bir Kemeraltı klasiği” olarak Gül Kebap, esnaf lokantası köfteciliğini ilk günden bugüne değişmeyen formül ve sunum geleneğiyle tavizsiz sürdürüyor.

FİLİBELİ HAN

Filibeli Han Eski İzmirlilerin hatıralarındaki Şükran Oteli, özenli bir yenileme süreci sonrasında sahiplerinin soyadını alan "Filibeli Han" Kemeraltı Çarşısı'nın yeni cazibe merkezi olarak hizmete açıldı. Günümüz ihtiyaçlarına uygun yiyecek içecek mekanlarının yer aldığı Filibeli Han'ın üst katı da keşke çeşitli el sanatları üretiminin yapıldığı atölyelere açılsa... Bizim dikkatimizden kaçmış olabilir ama binanın kısa bir tarihinin yabancı dilleri de kapsayacak şekilde bir köşede yer alması çok doğru olurdu diye düşünüyoruz.

BOŞNAKYA

Boşnakya Filibeli Han'ın yan sokağa açılan çıkışında sevimli olduğu kadar lezzetli ürünler sunan "Boşnakya" isimli bir mekan var. Kıymalı Boşnak böreği, peynirli, patatesli ve patlıcanlı börekler, yaprak sarma ve haşhaşlı börek gibi lezzetlerin ağız sulandırdığı mekanda demli bir çay veya reyhan şerbeti yanında poğaçalar ve harika tatlılar deneyebilirsiniz.Antakya'nın çıtır kabak ve kömbesi, bougatsa Selanik tatlısı, medovik Rus pastası, triliçe tatlıları sizi bekliyor. Cuma günleri menüye mantı da ekleniyor. Boşnakya'ya uğramayı ihmal etmeyin.