MAYISHAZIRAN2026
JALE BÜYÜKDEMİR
Jale Büyükdemir ile esnaflıktan liderliğe…
"Kafe Kariyer" söyleşilerinde, özellikle sivil toplum kuruluşlarında iz bırakan dostlarla bir araya gelmekten keyif alıyorum. Bu sohbetlerin konukları, bana ilham veren, deneyim ve yaklaşımlarıyla ufkumu açan kıymetli insanlar… Onları sizlerle, buluşturmak; nasıl düşündüklerini, karşılaştıkları zorlukları nasıl aştıklarını ve hangi değerlerle yollarına devam ettiklerini paylaşmak bana büyük mutluluk veriyor.
Bu kez de konuğum; İzmir Kahveciler Odası'nın 72 yıllık tarihinde, seçilen ilk kadın başkanı olmasının yanı sıra,25 yıllık iktidarı da sona erdiren bir isim; Jale Büyükdemir…
Jale hanım, öncelikle bu başarı için sizi tebrik ederim. Bu söyleşide hem bir esnaf hem de bir lider olarak yolculuğunuzu okurlarımızla paylaşmak istiyorum. Bildiğim kadarıyla 18 yıllık bir esnaflık geçmişiniz var. Kahveci olarak esnaflığa nasıl başladınız? Sizi bu sektöre çeken neydi?
Aslında ben bu işin içine doğdum diyebilirim. Çocukluğum o kahvehanelerin sıcak, dumanlı havasında geçti. Dedemden babama, babamdan da bize geçen koca bir emek bu. Benim için kahvehane sadece bir dükkan değil; insanların buluştuğu, dertleştiği, hayatın en doğal haliyle aktığı bir yaşam sahnesiydi her zaman. Yıllar içinde de o ortamda insanları görmek, dinlemek, onlarla konuşarak, içten paylaşımlar yapmak benim doğal bir yaşam biçimim haline geldi.
Baba mesleğini devralmak bazen bir avantaj, bazen de taşıması zor bir yük olarak da görülebilir. Siz bu mirası nasıl görüyorsunuz?
Ben, bu toprakların yetiştirdiği yiğit esnaflardan biri olan Kara Mehmet’in kızı olmanın gururunu her zaman yaşıyorum. Bir evlada bırakılabilecek en büyük miras; banka hesapları değil, tertemiz bir isim, onurlu bir duruş ve helal lokmayla inşa edilmiş bir itibardır. Bu yüzden babamdan ve dedemden devraldığım bu mesleği hiçbir zaman bir "yük" olarak görmedim. Aksine, asırlık bir geleneğin geleceğe taşınmasında bir köprü olma onuru olarak kabul ettim. Kökleri binlerce yıla dayanan "Ahilik “kültüründe olduğu gibi; esnaflık sadece ticaret değil bir ahlak biçimidir. Ben de bu anlayışı geleceğe taşıyacağıma inanıyorum.
Erkek egemen bir alanda, bir kadın işletmeci olarak ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Zorlukları engel olarak değil, beni güçlendiren basamaklar olarak gördüm hep. Eskiden buralarda "Kahvenin önünden kadın geçmez" gibi çok katı bir anlayış vardı. İşe başladığımda o şaşkın bakışları, "Kadının burada ne işi var?" diyen sessiz konuşmaları ben de duydum. Ama şunu öğrendim ki; eğer dürüstçe işinizi yapıyorsanız ve emeğinizle oradaysanız, o önyargılar zamanla siliniyor. Hatta biliyorsunuz bugün artık diğer kahvehanelerin de önünden geçmekle kalmıyorum; esnafın hakkını savunan yol arkadaşları olarak masaya oturuyorum. Kadının olduğu yere nezaket ve disiplin gelir; ben bunu sahada bizzat kanıtladım diye düşünüyorum.
İşletmecilikten Oda Başkanlığına giden yola nasıl karar verdiniz?
Bu bir gecede verilmiş bir karar değildi. Pandemide esnafın yaşadığı çaresizlik ve sesimizin duyulmaması beni çok etkiledi. "Eğer bir şeylerin değişmesini istiyorsan, elini taşın altına kendin koymalısın" dedim.Amacım koltuk sahibi olmak değil, esnafın sesi olmaktı. Odalara kapanıp esnaftan kopan o eski yönetim anlayışını değiştirmek istedim. Esnafına kapısı her zaman açık olan, her an sahada ve ulaşılabilir bir başkanlık modeli için yola çıktım.
İşletmecilik size en çok neyi öğretti?
Bana hayatın ta kendisini, yani "insanı" öğretti. Bir kahvehaneyi yönetmek, aslında küçük bir dünya simülasyonunu yönetmek gibidir. Orada sabretmeyi, sadece duymayı değil gerçekten dinlemeyi ve bazen sadece anlamaya çalışmanın bile ne kadar değerli olduğunu gördüm.
Kahvehane, hayatın her renginin uğradığı küçük bir laboratuvar gibidir. Her gün kapıdan giren farklı bir hikâye, farklı bir hüzün veya neşeyle karşılaşırsınız. İnsanlarla sürekli temas etmek, sizi hem çelik gibi dayanıklı hem de bir çocuk kadar anlayışlı ve şefkatli bir insana dönüştürüyor. Hayatı, insanların yüzündeki çizgilerden okumayı öğrendim ben bu meslekte diyebilirim.
Oda başkanlığına giden yolda neler oldu merak ediyorum aslında. Seçim sürecinde sahadaydınız, esnafla yakın temasta oldunuz, onlardan en çok ne duydunuz?
Esnafın ağzından çıkan tek bir cümle vardı: "Bizi kimse dinlemiyor!" Ekonomik sıkıntılar, ödenemeyen faturaların da ötesinde, esnaf değer görmeyi ve önemsenmeyi ve doğru temsil edilmeyi bekliyordu. İnsanlar seslerinin duyulmasını, sorunlarının gerçekten kalpten bir ilgiyle anlaşılmasını istiyordu. Ben de bu yüzden işe onları gerçekten dinleyerek başladım.
Bu seçim sürecinin sizin için hiç de kolay olmadığın biliyoruz. Bu süreçte önüne çıkartılan zorluklardan yorulup "Bıraksam mı artık?" dediğiniz oldu mu?
Elbette oldu. Ben de insanım, benim de omuzlarımın çöktüğü anlar oldu. Ama tam o sırada, "Jale, sen vazgeçersen bu insanların hakkını kim arayacak?" diyen bir iç ses duydum. Beni ayakta tutan şey, bana inanan insanlara karşı duyduğum sorumluluktu. Yorulduğumda o insanların gözündeki umudu hatırladım ve her seferinde daha güçlü geri döndüm.
25 yıllık yönetim neden değişti sizce?
Eğer bir yerde çok uzun süre kalırsanız ve elinizdeki güç artık hayatınızın sıradan bir rutini haline gelmişse, orada tehlikeli bir körleşme başlar. Güç zehirlenmesi dediğimiz şey tam da budur. Kulaklar duymaz, gözler görmez olur; esnafın derdi sarayın duvarlarını aşamaz.
Aslında çok sevdiğim o meşhur "Yüzüklerin Efendisi" hikâyesindeki gibi bir durum ortaya çıkar; bir süre sonra kişi elindeki gücün efendisi değil, o gücün, o "yüzüğün" esiri olur. 25 yıl boyunca o koltukta oturanlar, esnafın gerçekliğinden kopup kendi kurdukları hayal dünyasının esiri oldular. Değişim şimdi mümkün oldu, çünkü esnaf artık sadece bir "seçmen" olarak hatırlanmaktan yoruldu; gerçek bir yoldaş, gerçek bir ses aradı. Biz o çeyrek asırlık rutinlerini, samimiyetimizin ve sahiciliğimizin gücüyle kırdık.
Seçimi bir değil, iki kez kazandınız… Sonuçlar açıklandığında ne hissettiniz?
O anı tarif etmek için "sevinç" kelimesi çok cılız kalır. Biz, az önce söylediğim gibi; çok karmaşık, çok engebeli ve bence hakkaniyetten uzak bir seçim sürecinden geçtik. Biliyorsunuz; basit bir usül hatası bahane edilerek, - emsalleri olduğu halde - ilk seçim iptal edildi ve seçimlerimiz ikinci defa yeniden yapıldı. Ama şükürler olsun ki; ilkinde olduğu gibi, ikinci seçimde de esnafımız iradesine sahip çıktı ve biz, bir önceki seçim sonuçlarından da fazla oy alarak, daha büyük bir destek ve inançla kazandık. . Bu, haksızlığa karşı büyük bir zaferdi… Sonuçlar açıklandığında sadece bir seçimi kazanmadık yani… O an; mücadelenin, çelikten bir azmin sonucunu, en önemlisi bize inanan onlarca insanın iradeleri birleştiğinde nelerin devrilebileceğini de yaşamış olduk.
Sonrasında ise en net hissettiğim; kalbimde derin bir şükür, omuzlarıma binen devasa bir güvenin sorumluluğu oldu.
Anlıyorum ki omuzlarınızdaki sorumluluğun yükü oldukça ağır. Bu yönetim sürecinde bu yükü birlikte sırtlanacağınız ekibi kurarken nelere dikkat ettiniz?
Aslında ben bir "ekip" demeyeyim de "yol arkadaşları" seçtim diyeyim. Bu işin asla tek kişilik bir kahramanlık öyküsü olmadığını biliyorum. Biz, birlikte nefes alan, birbirinin eksiğini kapatan ve en önemlisi; esnafın derdini kendi derdi sayan bir yapı kurduk. Benim yol arkadaşlarım, sadece masada değil, sahada ve ocağın başında ter dökenlerin halinden anlayan isimlerdir. Profesyonelce emeklerini ortaya koyacaklarına eminim ama en önemlisi esnafın derdiyle dertlenen, onların halinden anlayan, güvenilir, samimi ve dürüst insanlar olmalarıdır. Arkadaşlarıma güvenim sonsuz.
Göreve geldiğinizde ilk ne yaptınız?
İlk işimiz kapıları açmak ve şeffaf olmak oldu. 25 yıldır o odanın içinde ne olup bittiğini kimse tam bilmiyordu. "Oda ne işe yarıyor?" sorusunu bitirmeye söz verdik. Kapalı kapılar ardındaki yönetim anlayışını bitirip, cam gibi şeffaf, her bir kuruşun ve her bir kararın hesabının verilebildiği bir sistem inşa etmeye başladık ve süreç halen devam ediyor. İnsanlara sadece "bize güvenin" demiyoruz. Üyelerimize, esnafımıza güvenecekleri somut veriler ve açık bir iletişim kanalı sunmaya ve bunu katlayarak devamını getirmeye gayret ediyoruz.
Belki klasik bir laf olacak ama ne yazık biz gerçekten “Enkaz da değil, enkazın enkazını devraldık! O kadar farklı sorunlar ve geçmiş yönetimin hoyratlıklarıyla uğraşıyoruz ki anlatmaya ne benim zamanım ne de sizin derginizin sayfaları yeter!
Peki biraz da esnaf için somut projelerinizden söz eder misiniz?
Adayken söz verdiğim 9 temel projemiz var. Su indiriminden katı atık bedellerine, hastanelerde öncelik sağlanmasından esnaf çocuklarına burs desteğine kadar pek çok konuyu takip ediyoruz. Geçenlerde İzmir Valimizle de görüştük, güzel adımlar atıyoruz. 25 yıldır yapılmayanları yapmak için canla başla çalışıyoruz. Gelişmeleri de önümüzdeki günlerde esnafımızla paylaşacağız.
Kahvehane kültürü değişiyor mu?
Evet, bir değişim var ama ben bu değişimin özümüzü bozmadan olmasını istiyorum. Hayalim, kahvehanelerin daha modern ve "aile dostu" yerler olması. Kadınların, gençlerin çekinmeden girebildiği, o eski sohbet tadının konforla buluştuğu bir gelecek kurmak istiyoruz.
Sizi diğer başkanlardan farklı kılan ne olacak?
Ben makam odasına hapsolup talimat yağdıran bir başkan olmayacağım. Ben ocağın başındayım, esnafın yanındayım. Beni farklı kılan şey ulaşılabilir olmam. Liderlik yukarıdan yönetmek değil, aynı yolda esnafla beraber yürümektir. Bizim gücümüz, hiyerarşiden değil, samimiyetimizden gelecek.
Bu sektörde “Kadın” kimliğinizle de ön plana çıktınız. Kadın girişimcilere neler söylemek istersiniz?
Sadece kendinize inanın. Karşınıza "yapamazsın" diyen çok kişi çıkacaktır ama en büyük engel insanın kendi zihnindedir. Bir kadın isterse bir kahvehaneyi, isterse bir şehri, isterse koca bir sektörü dönüştürebilir. Korkmayın, geri adım atmayın; emeğinizin ve nezaketinizin gücüne güvenin. Bizler, birbirimize ilham verdiğimiz sürece daha çok tavanı kıracak ve daha çok kapıyı ardına kadar açacağız. Bu vesileyle bir kere daha buradan kadın meslektaşlarıma her daim pozitif ayrımcılık yapacağımız ve kapımın her daim açık olduğunu da sizin aracılığınızla paylaşmak istiyorum.
İlk kadın başkanı olmak ne hissettiriyor?
Bu benim için sadece bir unvan değil, çok büyük bir sorumluluk. İlk olmak, benden sonra gelecek kadınların yolunu açmak demektir. Bir kadının dokunuşuyla bir esnaf teşkilatının nasıl daha şeffaf, daha güçlü ve daha insani bir yapıya bürünebileceğinin canlı bir kanıtı olmak istiyorum Bu koltukta sadece kendimi değil, tüm emekçi kadınları temsil ettiğimi düşünüyorum.
Bu yolculuğu tek cümleyle nasıl anlatırsınız?
“Esnafımızın yalnız olmadığını göstermek için hayallerimi, hedeflerimi ve hayatımı ortaya koyarak çıktığım yol.”
Nasıl hatırlanmak istersiniz?
İsmim anıldığında insanların yüzünde bir tebessüm, gönlünde bir huzur oluşsun isterim. Makamların gelip geçici, unvanların ise sadece birer etiket olduğunu hiç unutmadan; ardımda "adil bir hak savunucusu" izi bırakmak en büyük arzumdur.
"Kara Mehmet’in kızı Jale geldi; masada değil, samimi bir şekilde, sahada ter döktü ve bizim için gerçekten emeğini ve yüreğini ortaya koydu, dedirtebilirsem de ne mutlu bana.
Jale hanım bu güzel söyleşi için çok teşekkürler. Biliyorsunuz aslında sizinle tanışıklığımız çok eskilere dayanıyor, o nedenle de bu başarınız beni hiç şaşırtmadı diyebilirim. Okulumuzun (9 Eylül Ortaokulu) hentbol takımındaydınız ve aslında o yıllarda da, okullarda yeni yeni yaygınlaşan bu alanı tercih ederek, ilkler arasına girmeyi başarmıştınız. Nitekim çoğu kişinin “erkek” sporu olarak gördüğü bir alandı. Sahada dökülen terler, mücadele ruhunuz ve tabii ki, takım arkadaşlarınızla birlikte okulumuzu en iyi şekilde temsil etmeniz de, bana bu günler için önemli bir referans kaynağı diyebilirim.
Anlıyorum ki; zorlu bir mücadelenin sonunda geldiğiniz noktada, aslında maç yeni başlıyor… Size ve yol arkadaşlarınıza kolaylıklar ve başarılarınızın devamını diliyorum.
Sevgiyle kalın.