MAYISHAZIRAN2026
BAHAR OKYAR
"Asmaların bir yıllık döngüsüne şahit olduğumda şehir hayatı tüm bunların yanında çok yapay gelmeye başladı" diyen Bahar Okyar ile meraklılara tarım yatırımlarını deneyimlemelerini sağlayan, işin başında birçok zorluğu yenerek hayata geçirdiği Récolte’m projesini konuştuk. Bahar Okyar'ı tanıyarak başlayalım mı? Eski bir kurumsal hayat çalışanı, beyaz yakalıyım. Aslen çalışma ekonomisi ve endüstriyel ilişkiler mezunuyum. Ama daha öğrenciyken bölümümü sevmeyip Hacettepe Üniversitesi'nde borsa eğitimi sertifikası aldım ve okurken İsviçre merkezli bir broker firmanın Türkiye ofisinde 2 yıl çalıştım. Borsacılık da beni mutlu etmeyince marketing konusunda kariyer yapmaya karar verdim. Tüm kurumsal hayatım boyunca çeşitli marka ve ürünleri yönettim. Hatta, girişimci olup Récolte’m’i kurmaya karar verene kadar bir teknoloji firmasının genel müdürlüğünü de yaptım. Récolte’m ne yapıyor? Récolte’m, şehirli bireylere ya da kurumlara, herhangi bir tarım arazisi satın almadan ya da üretim tesisi kurmadan kendi ürünlerini üretme imkanı sunan bir üretim ağıdır. Gerçek üreticiler bizim iş ortaklarımız… Onların üretim alanları üzerinden çeşitli üretim paketleri hazırlayıp satıyoruz ve tarımla hiç alakası olmayan insanları/kurumları, bir süreliğine tarım arazisi sahibi yapıp bu büyülü süreci deneyimleyebilmelerini sağlıyoruz. Recoltem fikri nasıl ortaya çıktı? Sizi bu alana yönlendiren kırılma anı neydi? Kurumsal hayatda çalıştığım markalardan biri bağcılıkla ilgiliydi ve firmam beni Fransa’da bu konuyla ilgili eğitime de yolladı. Sonrasında Türkiye’de bu konuda nihai tüketici eğitimleri vermeye başladım. O yıllardan şehirli insanın tarıma olan ilgisini, kendi ürünlerini üretme isteklerini biliyordum. Ben de İstanbul’da doğup büyümüş bir insan olarak asmaların bir yıllık döngüsüne şahit olduğumda şehir hayatı tüm bunların yanında çok yapay gelmeye başladı. Farklı marka ve ürünler için çalıştığım yıllarda da aklım hep doğada, tarımsal üretimde kaldı. En son, perakende sektöründe marka direktörü iken Koç Üniversitesi’nde yaptığım Turquality MBA’i sırasında bizden 45 dakikada bir proje yazmamızı istediler. O zamana kadar kafamda olan, isteyen herkesin hiçbir arazi ya da tesis yatırımı yapmadan, bir süreliğine tarımsal deneyimi yaşayabileceği üretim ağı fikrimi kağıda döktüm ve mezun olur olmaz istifa edip kısa bir süre sonra Récolte’m’i kurdum. Tarım gibi köklü bir sektöre teknolojiyle dokunmak fikri, sizi heyecanlandıran hangi ihtiyaca dayanıyordu? Récolte’m ilk etapta şehirli insanın doğaya olan ihtiyacı, kendi ürünlerini üretme isteğine cevap veren bir çözüm olarak kurulmuş olsa da daha birçok fayda sağlayan bir projeye evrildi. Üretim süreçlerine müşterilerimizi dahil ederek, bütün adımları onlara raporlayarak aslında tükettiklerinin nasıl üretildiğini öğrendikleri bir platform sunduk. Bu hem tükettikleri ürüne güveni sağladı ama aynı zamanda üretimin ne kadar zor olduğuna tanıklık ettikleri için büyük bir farkındalık yarattı. Sonuçta çok daha bilinçli tüketiciler haline geldiler. Gelecekte bu tarz bir üretim yapmak isteyen kişilere sunduğumuz deneyim, bir test sürüşü oldu. Böyle bir yatırım yapmaya uygun olup olmayacaklarını, daha yatırımı yapmadan anlayabilmelerini sağlıyoruz. Çünkü tarım dışardan göründüğü kadar romantik ve uzaktan yönetilecek bir iş modeli değil. Bunu, yatırımı yapmadan anlamak büyük bir lüks. Tüm süreç, üreticiyi çiftçiyi destekleyen, finanse eden bir metodoloji üzerine kurulu. Sahiplendirdiğimiz tarım arazileri, ağaçlar, çalılar, kovanlar sayesinde üretici daha sürecin başında, üretmeden satış sağlayarak tüm üretimi finanse etmiş oluyor. Üstelik ürün harici gelir kalemi de yaratıyoruz. Üreticinin sahip olduğu know how’ı; Récolte’m müşterilerine deneyim eğitimi olarak sunmasını, hasat work shop’ları yapmasını sağlayarak daha fazla kazanç elde etmesini sağlıyoruz. Yıllar içinde üretim yaptıkça şunu gördük ki sahiplendirdiğimiz arazilere müşterilerimizin adının yer aldığı tabelalar koymamız en büyük motivasyon olmuş. Benim zeytinliğim, benim yaban mersini ağacım, benim kovanım, benim çay tarlam ve bunlarda ürünlerim demek, bu özel etiketli ürünleri çevrelerine hediye etmek büyük mutluluk yaratıyor. Başladığınızda en büyük zorluk neydi? Birçok zorlukla karşılaştım. Ama en önemli iki zorluktan biri ne iş yaptığımı-yapacağımı anlatmak oldu. Olmayan, yeni bir sistemi hayata geçirmek çok zor. Uzun yıllar çok yakınlarım bile hala nasıl bir model kurduğumu anlayamamışlardı. Mavi okyanus projeleri her zaman büyük bir avantaja sahip olsalar da yeniliklerini anlatmak güç. Çok uzun zaman izaha muhtaç bir iş modeli oldu. İş modelimi kısa bir sürede yurtdışına açmak niyetinde olduğum için ilk şirket kuruluşumu Amerika’da yaptım. Ama bir Amerikan şirketi olarak sahip olduğum evraklarla Türkiye’de banka hesabı bile açamadım. Bu konuda startup ekosisteminden de hiçbir yardım alamadım. İlgili mentör ve danışmanlardan bazılarından son derece duyarsız cevaplar aldım. Uzun uğraşlar sonucu bu problemi de kendi imkanlarımla çözdüm. Maalesef ülkemizde sadece startup ekosisteminde değil tüm iş hayatında benzer egoların çokça varlığını görüyoruz. Ben kendi adıma, sahip olduğum deneyim ve bilgi çerçevesinde yardımcı olabileceğim herkese rehber olmaya çalışıyorum. Tarım, teknoloji ve dönüşüm... Récolte’m bugün hangi problemi çözmeye odaklanıyor? Tarımı, sahip olduğumuz teknolojik imkanlar ile farklı bir kitleye açıp zorluklarının, öneminin daha iyi anlaşılmasını sağlayan bir modeliz. Bu önemli bir dönüşümü de sağlıyor. Türkiye’de tarımın en büyük yapısal sorunlarını nasıl tanımlarsınız? 2-3 kuşak öncemizde kırsaldaki zorluklar nedeniyle kentlere büyük bir göç gerçekleşmiş. Şehir hayatının sunduğu kolaylıklar, iş ve kazanç fırsatları büyük bir cazibe yaratmış. Yakın bir tarihe kadar da bu algı gerçekliğini sürdürmüş. Bu göçler nedeniyle tarımla uğraşanların yaş ortalaması oldukça yüksek. Oysa üretimde genç nüfusa ihtiyaç var. Günümüz koşullarında şehir hayatı insanlara eskisi gibi mutluluk da vermiyor. Yaşattığı kolaylıklar, verdiği sıkıntıların yanında cazibesini kaybetmiş durumda. Doğaya, doğal hayata duyulan özlemle bu bıkkınlığın birleşimi sonucu kırsala, tersine göçe niyetli çok ciddi bir kitle var ama nasıl yapacağını, nereden başlayacağını bilmiyor. Bunun çözüldüğü bir ortamda kırsal canlanıp, tarımsal üretim zenginleşecek, şehirler rahatlayacak ve doğal bir dengelenme yaşanacak. Büyük bir devlet politikası gerektiren bu tabloda Récolte’m, kendi çerçevesinde bir rehber misyonu üstlenmiş durumda. Dijitalleşme ve veri, çiftçinin hayatını gerçekten nasıl değiştiriyor? Récolte’m, üretim süreçlerinde düzenli olarak fotoğraflı teknik raporların müşterilere ulaşmasını sağlıyor. Bu alt yapı ile üretici belli bir periyotta; yaşanan hava koşulları ve bunların rekolteye etkileri, varsa bitkideki fenolojik değişimler, varsa yapılan uygulamalar ve bunların rekolteye etkilerini sisteme yüklüyor. Bu dijital hafıza sadece müşteriyi bilgilendirmekle kalmıyor, elinde düzenli tuttuğu bir data haline geliyor. Yedi yıldır üretim yaptığımız bir üretici, bu nisan ayı ile 6 yıl önceki nisan ayını karşılaştırabiliyor. Benzer durumlarla nasıl başa çıkabildiğini, sonuçlarını görebiliyor. Belki aynı şekilde müdahale etmiyor ve daha farklı bir müdahale ile daha iyi bir sonuç alabiliyor. Dijitalleşme çiftçi için çok önemli olmakla birlikte ülkemizde her çiftçinin kendi imkanları ile bu tip alt yapıları kullanması pek mümkün olmuyor. Récolte’m, çiftçiye ticari kazanç sağlarken artı olarak bu önemli dijital hafızayı da yaratıyor. Dünyada tarım alanında kullanılan mükemmel teknolojik çözümler bulunuyor. Bazı hükümetler bu çözümleri çiftçilere bedelsiz sunarken, bazıları da daha kolay kullanabilmeleri için çeşitli hibe ve destekler sunuyorlar. Bu da o ülkelerde, küresel ısınma ile ortaya çıkan yeni ve zor koşullarla çiftçinin mücadelesinde büyük destek sağlıyor. Sizce “agritech” alanında Türkiye’nin global ölçekte potansiyeli nedir? Geleneksel tarımı verimli ve sürdürülebilir kılmanın artık tek çaresi tarımsal teknolojiler konusunda Türkiye’den çok güzel projeler çıktığını görüyoruz. Silikon vadisinde adı geçen birçok girişimimiz var. Ancak bu teknolojilerin ülkemizde yaygın bir şekilde kullanılamaması talihsiz bir durum. Öncelikle bu teknolojilerin kendi ülkemizde, tarım arazilerimizde kullanılıp ve hatta geliştirilerek global pazara sunulması en güzel tablo olurdu. Bu konuda geçen yıl Récolte’m’e de yatırım yapan, Letven Capital bünyesindeki Türkiye’nin tarım gıda ve teknolojileri konusundaki en büyük Girişim Sermayesi Fonu TARS önemli bir vizyona sahip. Desteklediği çok önemli projelerle Türk tarımında ciddi bir reform gerçekleştirme hedefi bulunuyor. Recoltem’in sürdürülebilir tarım vizyonu nedir? Birincisi, şehirli insana tarımsal deneyim yaşatarak öneminin daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve hatta bu konuda çeşitli yatırımlara vesile olmak. İkincisi, üretici ve çiftçiyi destekleyip finanse ederek sürdürülebilirliğini sağlamak. Üçüncüsü, kurumlara verdiğimiz hizmetle ölçeği büyütmek. Şehirli insana yaşattığımız üretim deneyimini aynı şekilde kurumlara da sağlıyoruz. Récolte’m sayesinde çok farklı sektörlerdeki firmalar, tarımsal üretim yapma imkanı buluyorlar. Bu üretim ile: • Alışılagelmişin dışında değişik bir kurumsal hediye üretmiş oluyorlar. • Üretim süreçlerini başarılı personellerine hediye ederek farklı bir incentive projesi gerçekleştirmiş oluyorlar. • Tarıma, çiftçiye destek oldukları bir PR projesi gerçekleştirmiş oluyorlar. • Personellerini, özel müşterilerini ya da paydaşlarını davet ettikleri hasat ile çok farklı bir etkinlik yapmış oluyorlar. • Sahiplendikleri ağaçlar-çalılar ile bir karbon nötr projesi gerçekleştirmiş oluyorlar. Tüm bu çıktılarla büyük ölçekli kurumsal üretimlerle tarıma farklı sektörlerden paydaşlar yaratmak en büyük hedeflerimizden. İklim krizi ve gıda güvenliği bağlamında nasıl bir rol üstleniyorsunuz? Üreticiyi üretmeden finanse eden altyapımızla üretim sürecinde yaşayabileceği zorluklarla daha kolay mücadele edebilmelerini sağlıyoruz. Üretim süreçlerinin raporlanması ile de tüketici tarafında gıda güvenliği konusunda şeffaf bir proses sürdürüyoruz. Her iki başlıkta da olabilecek en faydalı modeli yaratmaya çalışıyoruz. Çiftçilerle ilişkinizi nasıl tanımlarsınız? Güven nasıl inşa ediliyor? Doğru üreticiyi bulmak burada çok önemli. Her üretici ile çalışamıyoruz. Öncelikle 3 gerekliliğimiz var: 1. Vizyon. Bizim gibi yeni modellere açık, uyumlanmakta sorun yaşamayacak bir vizyonda olmalılar. 2. Raporlama-ağırlama gibi bazı gereklilikleri angarya olarak görmeyecek ve bunları yapabilecek personele sahip bir üretici olmalı ki birçok üreticimiz bunları büyük bir memnuniyetle kendisi yapıyor. Bu vizyondaki üreticiler, paylaşımcı ve hatta nasıl ve ne zorluklarla üretim yaptıklarının anlatılması gerektiğine inanan ve hatta bunun için bugüne kadar böyle bir platform bulamamış üreticiler… 3. Üretim yer ve koşullarının özenli olması gerekliliği. Artık çağımızda iptidai koşullardan çok daha fazlasını tüm üretim alanlarımızda görmek istememiz çok da yanlış değil. Bunların haricinde raporlama kısmında üreticilerimizden doğru bilgi aktarımı yapmaları koşulumuz var. Yaşanan kötü hava koşullarının rekolteye negatif etkisini belirtmeyen bir üretici bizim iş ortağımız olamaz. Yanlış bilgilendirme yapan üreticilerle yollarımızı ayırıyoruz. Bir kadın girişimci olarak bu yolculukta karşılaştığınız önyargılar oldu mu? Maalesef oldu. Öncelikle kendi yakın çevrem dahil kurumsal hayatta geldiğim noktayı bir anda bırakıp bir bilinmezliğin içine girmemi çok mantıklı bulmadılar. Kadın olarak kurumsal hayat bile çok zorken bulunduğumuz zorlu ülke koşullarında girişimci olmam da yadırgandı. Üstelik tarım, şehir insanı için bilinen bir alan değilken İstanbul’da doğmuş büyümüş ve yaşamış olan benim, bu konuda nasıl ilerleyeceğim konusunda da çokça endişelere şahit oldum. Ama projeme inancım o kadar büyüktü ki… Bu süreçte atlattığımız pandemi, deprem ve birçok olumsuzluğa rağmen vazgeçmedim. Yatırım alma süreciniz nasıl gelişti? Aslen Letven Capital ile yollarımız, denizcilik konusundaki diğer bir projemle ilgili sunum yaparken kesişti. Guly’yi dinlemek için çağırdıklarında, önce -ben kimim, neler yaptım-ı anlatırken Récolte’m’den bahsettim. Sonrasında birkaç görüşme sonucunda da Récolte’m’e yatırım aldım. Recoltem’i bir “agritech unicorn”a dönüştürmek gibi bir hedefiniz var mı? Var. Récolte’m’i “Tarımsal Üretimin booking Platformu” olarak önemli bir noktaya getirme hedefim var. Uluslararası pazara açılma stratejiniz nedir? Kuruluşumdan itibaren global hedeflerim vardı. Hatta ilk kuruluşumda hedefim, Çinli beyaz yakaya Avrupa ve Türkiye’de üretim yaptırmaktı. Çünkü en son yönettiğim perakende markası ile perakende dünyasında takip ettiğim global luxury ve affordable luxury markalarının da artık en değerli hedef kitlesi onlardı. Bu nedenle şirketimi Amerika’da kurdum ve hatta İtalya ve Fransa’da birçok üretici ile prensipte anlaşmalar yaptım. Ama sonrasında yaşanan pandemi, planlarımızı ertelememizi gerektirdi. Geçtiğimiz yıl Amerika Kalifornia’dan bir inşaat firması, altyapımızı Amerika’da kullanmak üzere anlaşma yapmak istedi. Bazı maddelerde anlaşamadığımız için ilerleyemedik ama Amerika hedef pazarlarımızdan ve yakın bir zamanda orada da faaliyet göstermeyi hedefliyoruz. Türkiye’den çıkan bir tarım teknolojisi girişiminin dünyada fark yaratabilmesi için ne gerekiyor? Büyük bir finansal güç gerekiyor. Hukuki adaptasyonlar, operasyonel güç, denetim…Bütün bunları sağladıktan sonrası Récolte’m özelinde çok kolay. Çünkü sistem, uygulanması en zor ülkelerden biri olan Türkiye’de kuruldu ve yıllar içerisinde mükemmelize edildi. Global iş birlikleri size ne ifade ediyor? Olası fırsatları ifade ediyor. İş modelimizin kabiliyetlerine, kendi ülkelerinde ya da globalde hakim kurumlarla işbirlikleri birçok anlamda büyüme ve başarı konusunda bize hız kazandıracak formüller olacaktır. Récolte’m sayesinde “iyi ki yapmışız” dediğiniz bir anı paylaşır mısınız? O kadar çok var ki… Öncelikle hediye edilmekten çok mutlu oluyoruz. Hediye edildiğimizde karşı tarafın duyduğu mutluluğu gördüğümüz her seferinde doğru bir iş yaptığımıza emin oluyoruz. Sadece hediye edildiğimizde değil bu deneyimi kendisi için alan ve yaşarken duyduğu doyuma şahit olduğumuz artık dostlarımız olan tüm müşterilerimiz de işimizi daha çok sevmemizi sağlıyor. Geçenlerde bir zeytinlik-zeytinyağı üretim paketi, düğün hediyesi olarak verildi. Kesme çiçeklere dahi karşı olan gelin hanım, hediyesini o kadar beğenmiş ki duygularını bizimle de paylaştığında biz de çok duygulandık. Tüm bunların yanında üreticilerimizle paylaşımlarımız, üretici ya da müşterimiz olmaksızın projemize takdirlerini sunan herkes, bizi yaşadığımız güçlüklere karşı kuvvetlendiriyorlar. Sizi motive eden en güçlü duygu nedir? Projeme inancım. Bu bir mavi okyanus projesi. Benzeri olmayan, kendi pazarını yaratan zorlu bir süreç. Ama tüketici ihtiyaçlarına ve buna, sahip olduğum deneyim ve bilgim ile nasıl çözüm bulacağıma o kadar emindim ki yaşadığım onlarca zorluğa karşı vazgeçmedim. 5 yıl sonra Recoltem’i nerede olacak? Globalleşmiş, 20 ülkede 200 ürün ile hizmet veren, tarımsal üretimin ve çifçinin en büyük destekçisi olan bir platform olarak görüyorum. Tarımın geleceğini tek bir cümleyle tarif etseniz bu ne olurdu? Bu çok zor bir soru… Geleceğin her alandaki belirsizliğinin yanında ne kadar süreyi içeren bir gelecek? Yakın gelecek kolay olmayacak gibi duruyor. Küresel ısınma ve susuzlukla mücadelede olabilecek politikalar çok önemli. Geleneksel tarımın modern tarımla akıllıca birleştirilmesi ve doğru bir planlama ile sürdürülebilir bir üretim mümkün. Ama planlamaya sadece tarım olarak bakmamak lazım. Her alanda doğru planlama ile, kentlerden kırsala mutlu bir göç örneği gibi başlıklarla güzel bir gelecek mümkün. Genç girişimcilere özellikle “impact” odaklı iş kuracaklara ne önerirsiniz? Ben girişimcilik öncesi kurumsal hayatı bir zorunluluk olarak görüyorum. Şimdi bakıyorum, genç arkadaşlarım mezun olur olmaz harika fikirlerle hemen girişimcilik serüvenine atılıyorlar. İyi bir projeniz olabilir, projeniz büyük bir problemi mükemmel şekilde çözüyor olabilir ve siz bunu harika yönetecek kapasiteye sahipsinizdir. Bütün bunlar çok güzel görünse de gerçek dünyada işlerin nasıl yürüdüğünü bilmeden, deneyimlemeden girişimciliği riskli görüyorum. En azından benim iş hayatım çağında bu bir gereklilikti. Dünya, koşullar hızla değişiyor. Bu değişim bir gün belki iddia ettiğim deneyime ihtiyaç bırakmayacak, bilmiyorum. Ama benim bildiğim iş dünyasında bu ilk gereklilik. Onlara önce kurumsal hayat deneyimi öneriyorum.