MAYISHAZIRAN2026
ORDA BİR GÖRDES VAR UZAKTA
Orda bir Gördes var uzakta… Bu başlık çok yakında tarihe karışacak ve Manisa’nın ilçesi Gördes, makus talihini yenerek coğrafyasında artık ulaşım yönüyle yakın olacak çünkü yol genişletme ve çoğu virajın ortadan kaldırılması çalışmaları hızla sürüyor. Şu anda dar, tırmanmaya dayalı ve virajlı, Manisa’ya yaklaşık 1,5-2 saat uzaklıktaki yolun kısalması ilçeye hareketlilik sağlayacak. Manisa’nın, bu uzakta kalmış, deniz yüzeyinden 670 metre yükseklikteki, kara iklimine sahip küçük ilçesi, yolunun yetersizliğinin yanı sıra tarihinde acılar da yaşamış bir yerleşim. Kurtuluş Savaşı döneminde işgâle karşı direnişin en güçlü olduğu yerlerden Gördes, Yunan kuvvetleri tarafından, 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in ele geçirilmesinin ardından aynı yazgıyı paylaşsa da Demirci Mehmet Efe, Parti Pehlivan, Sarı Mehmet Efe, Saçlı Efe, Ali Bey gibi milis liderlerinin önderliğinde güçlü Kuvâyi Milliye direnişiyle savunmasını başlatır ve teslim olmaz. Hele bir Gördesli Makbule Hanım (d.1901) vardır ki, direnişin simge adlarından olan bir kahramandır, Parti Pehlivan çetesinin üyesidir. 25 Mayıs 1919’daki Yunan işgali sırasında, henüz 21 yaşında olan Gördesli Makbule Hanım, eşi Halil Efe ile birlikte dağlara çıkarak düşman askerlerine karşı kahramanca savaşır. Adı bugün her Gördesli tarafından sevgi, saygı ve minnet duygularıyla anılan genç kahraman, 17 Mart 1922’de, Kocayayla mevkiinde Yunan kuvvetleriyle girdiği çatışmada şehit düşer. Büyük Taarruzun başarıya ulaşmasıyla geri çekilmeye başlayan Yunan askeri, 3 Eylül 1922 günü bugün eski Gördes adıyla bilinen yerleşim alanını ateşe verir ve ilçe büyük yıkım yaşar ancak 5 Eylül 1922 günü de tümüyle işgalden kurtulur. Heyelan bölgesi Tüm Anadolu’da olduğu gibi düşman işgalini yaşayan Gördes, özgürlüğünü savaşarak elde eder ancak sonraki süreçte bir başka sorunla boğuşmak zorunda kalır. Bu sorun, yerleşim alanında yaşanan toprak kaymasıdır. 1940’lı yıllarda, Eski Gördes yerleşiminde, son derece ciddi toprak kaymaları meydana gelir, evlerin duvarları çatlar ve bu durum, 1947 yılında afet boyutuna ulaşır. Sonuçta ilçenin söz konusu tehlikeli alanda yerleşik kılınması artık olası değildir. Bakanlar Kurulu Kararıyla, 1948 yılında bugünkü bölge yeni Gördes’in yerleşim alanı olarak belirlenir ve 1950’den itibaren konutların yapılmasına geçilir. Geçtiğimiz nisan ayı içerisinde Gördes Belediyesi’nin çağrılısı olarak bir grup İzmirli Gördes’e gittiğimizde yerli halkının sıcak ilgisiyle karşılaşmanın yanı sıra Eski ve Yeni Gördes’i gezme fırsatımız oldu. Gördes, yeniliğe açık Gördes’in, Gördeslinin, sonuçta da ülkemizin bir kazanımının da şu olduğunu gördük: Gördesliler okumaya, öğrenmeye, bilime ve kültüre son derece yatkınlar. Öyle ki gezimiz boyunca bize eşlik eden rehberlerimiz Gördesliler, konuklara bir yandan tarihi, coğrafi bilgiler aktarırlarken bir yandan da yazdıkları kitaplarıyla bizleri buluşturdular. Her zaman için yerel dinamiklerin önce yerel insanlarınca belgelenmesi, aktarılması gerçeğine inanan birisi olarak buna son derece sevindim. Bu arada genç, dinamik belediye başkanı İbrahim Büke’nin, davetli müzisyenlerin verdikleri konser sırasında çalınan “Odam kireçtir benim, yüzüm güleçtir benim” türküsünün Gördes dolaylarından derlendiğini söylemesi büyük sürpriz oldu benim için. Başkan Büke, “Bu türkü Eskişehir Seyitgazi ilçesi derlemesi olarak bilinse de bazı kaynaklarca Gördes türküsü olduğu aktarılır” dedi. Tabii, bu yazarlık konusuna girişmişken, yine o gün kalabalık topluluk önünde söyleşi yapan ve son romanı ‘Kırmızı Buğday’ ile ilgili bilgi aktaran yazar dostum Ahmet Büke’nin de Gördesli olduğunu burada hemen belirtmem gerekiyor. Gördes’ten yazar Ahmet Büke dışında çıkmış başka değerler, örneğin müzisyenler de var. Piyanist Özcan Büke (d.20 Kasım 1937-ö.28 Ocak 2008) ve oğlu, harika çocuk olarak uluslararası üne kavuşmuş, o da piyanist Burçin Büke (d.1966, İzmir). Burçin Büke, isteğim üzerine Gördesli Piyanist babası Özcan Büke’yi bana özetle şöyle anlattı: “Babam Özcan Büke, Manisa Gördesli bir ailenin dört çocuğundan biri olarak İzmir’de dünyaya geldi. Aile içinde müziğe pek sıcak bakılmıyordu; özellikle babamın müzisyen olmasını istemiyorlardı. Ama annem, keman çalardı ve bu da babamın müziğe olan sevgisini körükleyen etkenlerden biriydi. Müziğe olan ilgisi ve yeteneği, onu İzmir’de, Bayraklı’da yaşayan Rum bir kadından piyano ve akordeon dersleri almaya yöneltti. O günün koşullarında, özellikle müziğe hevesli genç biri için bu, cesaret ve kararlılık isteyen bir adımdı. Babamın müzik yolculuğu, klasik batı müziği eğitimiyle başladı ancak bu sadece bir başlangıçtı. İzmir'in Amerikan kulüplerinde caz piyanisti olarak çalmaya başlamasıyla profesyonel müzik hayatı ivme kazandı. Cazın özgür doğası, babamın yaratıcı ruhuyla örtüşen bir alan sundu. Tanju Okan, Nükhet Duru, Nejat Alp, Yeker Somaklı ve Erkin Koray gibi dev isimlerle çalıştı. Caz müziği ve dans müziği o dönemde İzmir kulüplerinin önemli parçalarıydı. İnsanlar aileleriyle kulüplere gelip eğlenir, müzikle dolu geceler geçirirdi. Babam, bu ortamda kendini hem müzikal hem de insani olarak ifade edebildi. Müzik tutkusunu kendisiyle sınırlı tutmadı Babam, müzik tutkusunu yalnızca kendisiyle sınırlamayan bir insandı. Sevdiği kızı Ayçe için bir emekli albaydan eski bir Alman piyanosu satın aldı. O dönemlerde piyano mağazaları yoktu, müzik aletlerine ulaşmak bugünkü kadar kolay değildi. Bu piyano, Ayçe’ye alınmış olsa da, ben daha çok ilgi gösterdim ve bu enstrümanla bir bağ kurdum. Babam da bunu fark etti ve bana dersler vererek, müzik yolculuğumda en büyük rehberim oldu. Onun o piyanoyu bana vermesi ve bana vakit ayırarak öğrettikleri, hayatımın yönünü belirledi.” Görüldüğü gibi müzik dünyamızın harika çocuğu Burçin Büke’nin de başarısında babasının son derece öncü rolü ön planda. Bu son derece değerli. Gördes’e gidişimizi düzenleyen Ali Rıza Avcan, SBF eğitimli ve müfettiş kökenli olunca elbet gezimizin bir de disiplini söz konusuydu. Bu disiplinin gereği, geziye katılanlar, İzmir’e döndüklerinde, gördükleri Gördes’in değerlendirmesini yapacaklar, bilinirliğini artırması yönünde kendilerince önerilerini sıralayacaklardı. Hemen başta söylemeliyim ki, son yıllarda son derece güçlü duyumsadığımız küresel ısınma kaynaklı kuraklık, susuzluk sorununu yaşadığımız bu yıllarda; Gördes coğrafyasının var olan su varsılığı tüm gezi katılımcılarını son derece mutlu kıldı. Coğrafi yönüyle Gördes’in öne çıkan özelliği, toprakları küçük akarsu vadileriyle yarılmış bir yayla olması. Bunun dışında, halen yapımdan kaynaklı sorunları varsa da, İzmir’in günlük su tüketim gereksinmesini karşılayan Gördes Barajı’nın bu su varlığıyla beslendiğimizi öğrendik. Su varlığı yaşam demek olduğuna göre, sanayisi olmayan Gördes, tarımsal ürün yönüyle önemli bir yetiştirme alanıydı. Bunun dışında mera varlığı hayvancılık yönüyle büyük önem taşıyordu. Gördes’in sahip olduğu su varsıllığının bir başka boyutu; ormanlık alanların ilçe yüzölçümü içindeki payının yüzde 45 olması. Belediye Başkanı İbrahim Büke, ilçesini bizlere anlatırken, su havzalarının korunması için arıcılığınn yaygınlaştırılmasına dönük çalışmalardan sözetti ki, anlattıkları karşısında, bu projenin de son derece gerçekçi olduğunu görüp anladık. Başkan Büke, bu gerçekçiliğini, ününü hep işittiğimiz Gördes halıcılığının bundan sonrasına ilişkin saptamalarda da aktardı ve bunun günümüzde artık olası olmadığını söyledi. Başkan, ilk yerleşim izlerinin Lidya dönemine (İÖ 7. yy.) kadar uzandığı tahmin edilen, Roma, Bizans, Anadolu Selçuklu ve Beylikler Dönemleri ile Osmanlı İmparatorluğu dönemlerini yaşamış Gördes, halıcılıkta, her ne kadar dünya halıcılık literatürüne girmiş olan çift düğüm tekniği ‘Gördes Düğümü’ ile ünlü olsa da günümüz koşullarında ekonomik açıdan değerini yitirmesi karşısında halıcılığın, gelecek vaat eden bir ekonomik değer taşımadığı yönündeki görüşlerini konuklara aktardı. Gördes, doğal yönüyle görkemi yaşarken, Anadolu coğrafyasını çorak kılan madencilik burada da bir tehdit olarak duruyor. Yöredeki belli başlı maden yataklarından birisinin nikel olduğunu öğreniyoruz ve bu madeni çıkartma konusunda girişimler olduğu bilgisini ediniyoruz. Gezimizi düzenleyen Avcan dostumuzun isteği doğrultusunda katılımcıların Gördes’te yapılmasını önerdikleri konulara bakıyorum; tarımsal üretim, hayvancılık, arıcılık öne çıkıyor. Bu arada Gördes’in henüz el değmemiş bir arkeoloji varlığına da ilişkin bilgiler ediniyoruz. Gördes’e sadece 11 km uzaklıktaki Oğulduruk Köyü’nde bulunan kaya mezarları tapınak ve su havuzları, yaklaşık İÖ 800’lü yıllarda, volkanik tüflerin insan eliyle oyulması sonucu yapılmış. Bir başka köy yerleşimi Begel’de ise tarihi su değirmeninin varlığı söz konusu. Yine Kuşluköy kaya mezarları da görülmesi gereken yerlerden. Şahin Kayası ise Gördes, uzakta göründüğünde beliren kayalık bir yer ve bence tırmanma sporları yapan dağcılar açısından cazibe alanı olabilir. Yine varsıl su olanağı ilçenin yeşil dokusunu güzelleştirirken pek çok gölet ve şelale de Gördes’e gelenler açısından son derece büyük bir sürpriz. Ferdi Zeyrek Kütüphanesi Atatürk Çocukları Bilim Merkezi Ege Bölgesi sınırları içerisindeki birçok yerleşim yerinde kütüphane kurma gönüllüsü olarak yıllardır çalışan Mesut Tim’in emeği ve katkıları ile oluşturulmuş Ferdi Zeyrek Kütüphanesi Atatürk Çocukları Bilim Merkezi’nin tertemiz, donanımlı varlığı özellikle gelecek kuşaklara dönük son derece önemli bir yatırım olarak Gördes’te karşımıza çıktı ve sağlıklı kuşakların yetişmeleri konusunda umutlarımız tazelendi.