MAYISHAZIRAN2026
İZMİR’İN KORUYUCU AZİZİ POLİKARP
İZMİR’İN KORUYUCU AZİZİ POLİKARP'A TARİHİ MABETTE GÖRKEMLİ AYİN
İzmir’in 1900 yıllık ruhani simge ismi Aziz Polikarp, kendi adını taşıyan 400 yıllık tarihi kilisede düzenlenen görkemli bir ayinle anıldı. İtalyanca, Fransızca ve Türkçe ilahilerin yükseldiği tören, farklı mezheplerden din insanlarını ve cemaati aynı çatı altında bir araya getirerek kentin birlikte yaşama kültürünü bir kez daha yansıttı.
İzmir Levantenleri Derneği üyesi tarih araştırmacısı Jano Çavuşoğlu, ayinin ardından yaptığı özel açıklamada, kilisenin tarihsel derinliğine ve Aziz Polikarp’ın yaşam öyküsüne dair değerlendirmelerde bulundu. Tarihi yapının İzmir’de Katolik cemaatinin en eski ve en köklü ibadet yapılarından biri olduğuna dikkat çeken Çavuşoğlu, “Kilise adını, MS I. yüzyılın sonları ile II. yüzyılın ortalarında yaşamış, Havari Yuhanna’nın ilk öğrencilerinden olan ve sonradan azizlik mertebesine erişen, dünya çapında önemli bir değere sahip İzmir Piskoposu St. Polikarp’dan alıyor. Roma döneminin o fırtınalı yıllarında, MS 69-155 tarihleri arasında bu topraklarda yaşayan Polikarp, erken dönem Hristiyanlığın en müstesna şahsiyetlerinden biri ve şehrimizin manevi koruyucusudur” diye konuştu.
“St. Polikarp’ın Hristiyan inancından vazgeçmeyi reddettiği gerekçesiyle yargılandığını ve 23 Şubat 155 tarihinde Kadifekale eteklerindeki Roma Stadyumu’nda yakılarak idam edildiğini belirten Çavuşoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu yönüyle İzmir’in sınırlarını aşan bir anlam taşıyan Aziz, erken dönem Hristiyan dünyasında şehitlik geleneğinin simge isimlerinden biri olarak kabul ediliyor. Hristiyan dünyasında sadakatin, inanç uğruna direnmenin ve şiddete karşı sükunetin sembolü olan Aziz Polikarp, her yıl şehit edildiği tarih 23 Şubat’ta anılıyor. Bu yıl da İzmirli Hristiyanlar Aziz Polikarp’a saygılarını sunmak ve anmak üzere 14-22 Şubat tarihleri arasındaki Novena’nın ardından 23 Şubat’ta ayinde bir araya geldi.”
KANUNİ İZNİYLE İNŞA EDİLDİ
Aziz Polikarp Kilisesi’nin 17. yüzyılın ilk yarısında, Fransa Kralı XIII. Louis'nin isteğiyle 1625 yılında Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın izniyle inşa edildiğini ifade eden Çavuşoğlu, “Yapı aynı zamanda İzmir’in Levanten geçmişi ve Katolik cemaatinin kentteki varlığı açısından önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor. Kilise, inşa edildiği tarihten itibaren birçok doğal afet ve yangınla karşı karşıya kaldı.
1688 İzmir depremi ile ardından yaşanan yangınlar yapıya ciddi zarar verdi. 1690-1691 yıllarında onarılan kilise, 1763’teki büyük yangında bu kez manastırını tamamen kaybetti. Yapının bugünkü mimari kimliğinin temelleri ise 1775 yılında, Osmanlı makamlarının izni ve Fransa Kralı XVI. Louis’nin katkılarıyla gerçekleştirilen restorasyon sırasında atıldı. Bu restorasyonda, kiliseye bir manastır ve mezarlık eklenerek üç nefli bir bazilika haline getirildi” dedi.
RESTORASYONLARDA ÖZGÜN MİMARİ KORUNDU
Çavuşoğlu, restorasyon sürecinde özgün mimari karakterin korunmasına özen gösterilen kiliseye, 1820’de XIII. Louis onuruna mermer bir plaka asıldığını vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti:
“Bu plaka, yapının tarihsel ve diplomatik önemini simgeleyen unsurlar arasında yer alıyor. 1892-1989 yılları arasında yapılan restorasyonlar sırasında kiliseye şapeller eklendi ve genç Fransız sanatçı, ressam ve mimar Raymond Charles Péré tarafından Polikarp’ın hayatını anlatan fresklerle dekore edildi. 18. ve 19. yüzyıllarda yapılan restorasyon çalışmaları, yapıyı dönemin mimari anlayışıyla uyumlu biçimde yeniden ayağa kaldırarak, günümüze ulaşmasında belirleyici rol oynadı.
1922 İzmir Yangını sırasında yıkılmaya yüz tutan Kilise, Cumhuriyet’in ilk yıllarında 1929’da yeniden inşa edilerek, ayakta kaldı ve tarihi kimliğini korumaya devam etti. Kilise, son olarak Ekim 2020’de meydana gelen Ege Denizi depreminde bazı hasarlar gördü ve yapının tarih boyunca yaşadığı kırılgan serüveni bir kez daha gözler önüne serdi.”
İZMİR’İN ÇOK KATMANLI HAFIZASINDA BİR TANIK
Aziz Polikarp Kilisesi’nin, dramatik bir anlatımdan ziyade tarihsel tanıklık diliyle ele alınan freskleriyle sadece estetik bir değer taşımakla kalmadığını, aynı zamanda görsel bir anlatım dili sunduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, sözlerini şöyle noktaladı: “Kilisede yer alan kompozisyonlar, İzmir’in erken Hristiyanlık tarihine dair güçlü bir hafıza oluşturuyor. Duvarlar, taş ve boyadan öte, iman, fedakarlık ve tanıklıkla yoğrulmuş bir kültürel belleğe dönüşüyor. Bugün hala aktif olarak ibadete açık olan kilise, yalnızca bir ibadet mekanı olmanın ötesinde İzmir’in yüzyıllara yayılan inanç, kültür ve mimari mirasının canlı bir belgesi olarak varlığını sürdürüyor. Osmanlı izniyle inşa edilen, Fransız mimarisi ve sanatıyla şekillenen, yangınlar ve depremlerle defalarca sınanan bu yapı, İzmir’in birlikte yaşama kültürünün sessiz ama güçlü tanıklarından biri olmayı sürdürürken, inanç turizminin de önemli durakları arasında yer alıyor.”