MAYISHAZIRAN2026
ANTONY GORMLEY HEYKELLERİ
İnsanlık durumunun bir göstergesi olarak
Antony Gormley Heykelleri
Antony Gormley insan formunun mekanla ilişkisini derinlemesine incelemeleriyle bilinen çağdaş sanatın en etkili İngiliz heykeltıraşlarından biridir. Eğitimini arkeoloji, antropoloji ve sanat tarihi dallarında alan sanatçı 1977-1979 yılları arasında Slade Güzel Sanatlar Okulu'nda heykel alanında yüksek lisans programını tamamlamış, kendi bedenini kalıp alarak heykeller yapmasıyla tanınıyor.
Genellikle dökme demir ve çelik kullanarak gerçek boyutlu vücut heykelleri yaratan heykeltıraşın eserleri sanat, mimari ve doğa arasındaki sınırları zorlayarak izleyicileri insanoğlunun dünyadaki varlığı üzerinde düşünmeye, çevresiyle ilişkisini yeniden gözden geçirmeye davet eder. Amacı bireyin yaşadığı mekân ile diyaloga girmesidir.
Sanat eleştirmenleri heykellerini yorumlarken özellikle onun bedenin temsiline, birey-boşluk-mekân ilişkisine odaklanır, heykellerini bu yönden değerlendirirler.
Gormley’ye göre tüm eylemlerimizin merkezi bedenlerimizdir. Heykelleriyle, bedeni algılama biçimimizi düşünmeye açar, bedeni yalnızca fiziksel bir varlık olmaktan çıkarır, ona derin varoluşsal bir kimlikle bakar. Eserleriyle kimlik, bilinç ve dünyada yaşama biçimlerimiz gibi sorulara yanıt arayışındadır. Figürleri çoğu zaman hareketsiz, yüzsüz ve yalın formlardır. Bu durum onları kahraman/anıt heykellerden ayırır.
Geleneksel heykelde beden, güç ve kimlik göstergesiyken Gormley’de beden kırılgan bir varoluş işaretidir. Bu yönüyle sanatçının figürleri, izleyiciye insanın dünyadaki yalnızlığını ve kırılganlığını hatırlatan sessiz varlıklara dönüşür.
Heykel sanatında beden çoğu zaman bir temsil nesnesi olarak ele alınmıştır. Ancak Antony Gormley’nin çalışmaları bu geleneği tersine çevirir: onun heykellerinde beden bir görüntü değil, bir deneyim alanıdır. Sanatçı çoğu eserinde kendi bedenini kalıp olarak kullanır; fakat ortaya çıkan figürler bireysel bir portre olmaktan çok insan varoluşunun evrensel bir temsiline dönüşür. Bu nedenle Gormley’nin heykelleri bir insanı değil, “insan olma durumunu” temsil eder.
Bu noktada Fransız felsefeci Merleau-Ponty’nin görüşleri bizi Antony Gormley’nın sanatını yorumlamamıza ışık tutar. Merleau-Ponty’ye göre, felsefe tarihi bedene gereken önemi göstermemiştir. Oysa beden, algısal deneyimimizin hem psikolojik hem de fizyolojik bakımdan dinamik bir kutbunu meydana getirir. Her şeyi kendi bedenimize dayanarak algılarız. Örneğin acı kendi yerini ifade eder. Ayağımız acıdığında acıyan ayağımızı gösteririz çünkü acı kendi yerini bize ifade etmektedir. “Ayağım acıyor” demek, “ayağımın bu acının nedeni olduğunu düşünüyorum” demek değildir; “acı ayağımda” demektir.
Spinoza da bedensel varlığı bilen özneden ayırmaz. Onun bu görüşünü Fransız düşünür Merleau-Ponty eserleri de destekler. Merleau-Ponty en önemli yapıtı kabul edilen Algının Fenomenolojisi’nde (Phenomenology of Perception) bedeni algılamanın kaynağını benliğimizde bulur. İnsanı dünyayı kendi gözleriyle gören bir varlık olarak tanımlar. Yani, yaşayan, kendi gözleriyle gören ve gördüğünü anlamlandıran bir varlıktır insan. Bu bağlamda Merleau-Ponty temel kavramlarından biri olan beden kavramını devreye sokar. Beden’i biyolojik bir konu olarak değil, kendi felsefi görüşünün merkezine yerleştirir. Beden kavramı üzerinden özne-nesne ikiliğini yeniden değerlendirmeye alır. Bu beden bir özne ve nesne olmaktan öte, yaşam dünyasına açılan ve kendine dönen, deneyimleyen, yaşayan bir bedendir.
Angel of the North (Kuzeyin Meleği) heykeli, İngiltere’nin kuzeyinde bir tepenin üzerinde yer alır ve geniş kanatlarıyla hem endüstriyel geçmişe hem de geleceğe, umuda işaret eder. İngiltere'den kuzeye dogru A1 ve A167 yollarına ve Doğu Sahili Ana Hattı’na yakınlığı nedeniyle her yıl tahminen 33 milyon kişi tarafından görülmektedir. 1998'te imalatı ve montajını üstlenen Hartlepool Steel Fabrications, l4 Şubat 1998’de heykeli gece boyunca kurulum alanına taşır, heykel ertesi sabah dikilmiş olur. Heykelin ağırlığı 208 ton, yuksekliği 20 metre ve boeing 757'nin kanat uzunluğunu geçen 54 metrelik açılımıyla dünyanın en büyük melek heykelidir. Klasikleşmiş feminen melek imgesi bu heykelle yerini hem kadınsı hem erkeksi hatlara sahip modern bir melek imgesine dönüşür. Bugün bu çalışma kamu sanatının ikonik bir örneği olarak kabul ediliyor.
Crosby Plajı'ndaki "Another Place" (Başka Bir Yer) enstalsyonu, denize bakan 100 dökme demir insan figürüyle insan, doğa ve zaman ilişkisini sorgulayan çarpıcı bir eserdir. Sanatçının kendi vücudundan modellenen heykeller, gelgitlerle suyun altında kalıp çıkarak korozyona uğrar. Metalın çevresindeki oksijen, nem, tuzlu su ve asidik ortam gibi kimyasal faktörlerle etkileşim sonucu zamanla heykeller aşınır, paslanır ve yapısal özelliklerini kaybederek bozulurlar. Gormley bize sanatın doğa tarfından şekillendirildiğini, insan yapımı olanın bile doğaya teslim olduğunu gösterir. Enstalasyon bireyin evren ve doğa karşısındaki yalnızlığını ve bekleyişini temsil eder. Gelgitler, demir figürlerin zamanla paslanması ve üzerinde deniz kabuklarının yapışması bu eseri sürekli değişen bir enstalasyon haline getirirken doğanın karşısında insan kırılganlığını düşündürür.
Event Horizon adlı çalışmasında, şehirdeki binaların çatılarına yerleştirilen insan figürleri, kentin gündelik akışını kesintiye uğratır. Uzaktan bakıldığında gerçek bir insan mı yoksa heykel mi olduğu belirsizleşir. Bu belirsizlik izleyicinin mekânı yeniden düşünmesine yol açar. Şehir silüetine yerleştirilen insan boyutundaki döküm figürlerle bireyin kentsel alandaki yerini sorgular. İzleyicileri çevreye bakmaya teşvik ederek, yoğun kent yapılaşması içinde maruz kalan çağdaş bireyin dünyadaki konumunu gözden geçirmeye çağırır. Şehir sakinlerine çevrelerine farklı bir perspektiften bakmalarını, kentsel deneyimlerini yeniden yorumlamalarını sağlayan interaktif bir heykel enstalasyonudur.
Field Serisi
Gormley 1980'lerden beri halkın katılımıyla Field Serisi’ni üretmektedir. İlk Field
Serisi, 1989 yılında yapılan 150 figürden oluşan bir enstalasyondur. Yerleştirme figürlerin bir çemberin etrafında ritmik hareket edecek şekilde yarı daire şeklinde düzenlenmiştir. Bu kompozisyona uzaktan bakıldığında figürlerdeki detaylar fark edilmez. Hem figürlerin kendilerinde hem de dizilimlerinde son derece simetrik ve tektipleşmiş bir durum söz konusudur. Sanatçı aynı yıl Avustralya'da öğrencileri ile birlikte İkinci Field Serisi’ni 1100 figür ile yapmıştır. Diğer bir Field Serisi Meksika'da 1990 yılında yapılmıştır ve 35.000 figürü içermektedir. 8 ila 26 cm boyutlarındaki figürlerin, dikkatle gözetilerek ayakta durmaları sağlanmıştır
Gormley, daha sonraki yıllarda 25.000 figürden oluşan Field for the British Isles (1993) adlı eserini yapmıştır. Eser binlerce sırsız, fırınlanmış, küçük kil figürden oluşur. Bu figürler birbirine yakın durur, hepsi izleyiciye bakar ve geniş, kapalı bir alanı doldurur. Sayılamayacak kadar çok figür … gözün algılayamayacağı kadar uzak bir alana doğru uzanır. Sayıları sonsuz gibi görünür. Bazı figürler öne çıkar; dörtlü, beşli, on beşli, yirmili gruplar: daha uzun boylu bir küme, geri kalanların toprak kırmızısı renginden biraz daha koyu veya gri olan, düzensiz bir grup; hepsi aynı düz ışıkla aydınlatılmış olsalar da sanki geçen bir bulut gölgesinin içinde duruyorlarmış izlenimi verirler. Bütün bu figürler açık havada değil, bir odada bulunurlar. Başlarının üzerindeki tavan, onların tek gökyüzüdür.
Gormley’in Field Serileri’ndeki binlerce insan figürünün her biri elle şekillendirilmiştir. Bu yüzden bu figürlerin hepsi benzersizdir. Yüzlerce insan, binlerce figürü elleriyle şekillendirmiş olsa da belirli bir şablon üzerinden çalışmış olmaları tüm figürleri aynılaştırmıştır. Figürlerin boyutları birbirinden farklı olsa da hepsi tek bir renktedir. Sadece kırmızı kil kullanılmıştır. Duruş pozisyonlarında olan bu figürlerin hepsi ayaktadır ve yüzleri izleyicilere bakacak şekilde yerleştirilmiştir. Figürlerin hepsinin kırmızı kilden yapılmış olması tektipleşme kavramına bir göndermedir.
Figürlerin hepsinin yüzlerinin izleyicilere bakacak şekilde tek bir noktaya odaklanması günümüzde teknolojinin olanakların ile tektipleşmiş insan yığınlarına bir gönderme olarak yorumlanabilir. Burada heykeltraş çağdaş insanın televizyona, internete, sosyal medyaya, reklam panolarına odaklanmasına ve tektipleşmesinin ifadesi olarak okunabilir. Ve elbet bu sıkışık kalabalık bir tarlayı çağrıştırır. Tarla (field) imgesi bir dünya haline, bireyin kalabalık içindeki yalnızlığına, kolektif yaşamdaki yerine, bir insanlık durumunun göstergesine dönüşür.
Antony Gormley’nin sınırlı malzeme kullanımı ve konu seçimi onun hemen hemen tüm yapıtlarında görülebilir bir özelliktir ve yapıtın kolaylıkla tanınmasını sağlar. Ona göre bugün sanatın görevi, izleyicide sanatçının çabasına değecek bir coşkuyu yaratabilmesidir. Sanatı dünyaya açık kılmaktır. Bir sanat ürünü tüm dünyadan sorumludur ve oraya seslenmelidir.
Sanatçı olarak Gormley’nin heykelleri kabile kültürlerinden en gelişmiş uygarlıklara, en geleneksel üretim biçimlerinden en sofistike yaklaşımlara kadar insanların bedenini yeniden öne çıkaran kolektif bir harekettir. Antony Gormley sanatçı olarak gücünü buradan alır.
Kaynakça
• Doç. Dr. Eraldemir Birnur, Sanat Hayata Nasıl Bakar? Antony Gormley’in Eserleri Üzerinden Bir Açıklama, Ç.Ü. Sosyal Bil. Ens. Dergisi, C19, S.1, 2010, S.115-131
• M.Selena, A. Gormley: İnsan deneyimini şekillendirmek, ArtMajeur, l7.03.2025
• Özgüven S., Arslan, L./Ai Weiwei ve A.Gormley’in Seramik Enst.Tektipleşme / ss. 121-133 /MUJAD/c14, sayı1/Haziran 2023
DOI: http://dx.doi.org/10.29228/sanat.18.
• Yrd. Doç.Dr. Tekin Orhan, Antony Gormley’e Yakınlaşabilmek Being Closer to Antony Gormley, Medeniyet Sanat, İMÜ Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Dergisi, Cilt:2, Sayı:1, 2016, s. 81-95
•https://sanayi313.com/tr/paper/finds-tr/antony-gormleynin-gordukleri/