EYLULEKIM2026
90 YILLIK MİRAS KÜLTÜRPARK HEPİMİZİN
90 YILLIK MİRAS, 10 YILLIK DİRENİŞ: "KÜLTÜRPARK HEPİMİZİN!” Cumhuriyetin ilk yıllarında, 1931’de Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan sağlıkçı Dr. Behçet Uz, bir hekim hassasiyetiyle yangın alanlarının temizliğini hızlandırdı. Kentin kalbinde radikal kararlara imza attı. 1700’lerin sonundan yangına kadar Ermeni Hastane arazisi olan (bugünkü Basmane Çukuru) alanını kentin merkezi garajı, büyük yangın bölgesini de devasa bir park olarak planlandı. Parkın Kültürpark’a dönüşüm öyküsü bir yurt dışı seyahat ilhamıyla başlar. Gazeteci Suad Yurdkoru, 1933 yılında Moskova’daki Gorki Parkı’nı ziyaret eder. Gördüklerinden etkilenerek parkın krokisini karakalemle çizer ve Belediye Başkanı Behçet Uz’a götürür: “Bu alana bir Kültürpark kuralım.” Bu öneri, kentin kaderini değiştirir. Konu 1934’te ?ehir Meclisi’ne şu tarihi ifadelerle taşınır: “İzmir halkının sağlığını, hava ve güneş ihtiyacını, estetik ve sanatsal zevkini tatmin eden, aynı zamanda devrim ve kültür açısından gençlere faydalı olacak bir alan yapalım.” Proje kabul edilir; Fransız planlamacıların “Kent Parkı” dediği alan, 42 hektara büyütülerek Kültürpark’a dönüştürülür. Yeşil İskeletin Harcı: Halk Üniversitesi ve Halikarnas Balıkçısı 1 Ocak 1936’da Kültürpark ve Santral Garajın temelleri atılırken, alan sadece ağaçlandırılmıyor, adeta ilmek ilmek işleniyordu. Aynı yıl 1 Eylül’de İsmet İnönü’nün katılımıyla kapılarını açan park, Dr. Behçet Uz’un deyimiyle bir “Halk Üniversitesi” idi. Burası sadece bir yeşil alan değil; bireyin ruhsal sağlığını geliştireceği, toplumsallaşacağı, içinde Devrim Müzesi, Sağlık Müzesi, Paraşüt Kulesi, Hayvanat Bahçesi, spor alanları ve hatta bebek emzirme mekanının olduğu yaşayan bir organizmaydı. Bu organizmanın en büyük zenginliği ise bitki çeşitliliğiydi. Fuar için İzmir’e gelen yabancı katılımcılardan, yanlarında kendi ülkelerini temsil eden en az iki bitki getirmeleri istendi. Kurucu iradenin vizyonu o kadar genişti ki, Anıtkabir’den sonra ülkenin en zengin bitki bahçesini yaratması için Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) İzmir’e davet edildi. Balıkçı; Lozan Kapısı’na Sekoya ağaçlarını, Kordon’a palmiyeleri dikti; Montrö ve Kahramanlar kapılarının arasına Gül Bahçesi’ni kurdu. Bugün 200 bin metrekareyi aşan yeşil alanda 7.200 bitki ve yüzlerce canlı yaşıyorsa, temelinde bu vizyon yatmaktadır. Bu eşsiz niteliğiyle alan, 1992 yılında 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından Doğal ve Tarihi Sit Alanı olarak tescil edildi. Fuarın Gölgesinde Betonlaşma Baskısı Kültürpark ile özdeşleşen “Fuar” olgusu aslında parktan çok daha farklıydı. İlk kez 1923’te Numune, ardından 9 Eylül Sergisi gibi isimlerle kentin farklı yerlerinde düzenlenen fuar, 1936’dan itibaren Kültürpark’a taşındı. Dr. Uz bu durumu net özetlemişti: “Kültürpark ile fuarın tek ortak noktası, fuarın park içinde kuruluyor olmasıdır.” Ancak zamanla sergi ve eğlence işlevinin büyümesi, parkın yeşilini kemiren beton yoğunluklu bir yapılaşmayı beraberinde getirdi. Bu mekansal birliktelik alanı tamamen “Fuar” olarak algılatmaya başlasa da, bu hep geçici bir çözümdü. 1970’lerden itibaren fuarın kent dışına taşınması tartışıldı. 1992’de İZFA?ıın kurulmasıyla parkın yönetimi kâr odaklı bir yapıya geçti. 2000’lerin başında betonlardan arındırma vaadiyle yapılan devasa hangarlar, belediye tarafından “Gaziemir’deki yeni fuar bitince, sökülmek üzere geçici” olarak inşa edildi. Ancak bu süreçte yeraltı otoparkı gibi projelerle alana kalıcı darbeler vuruldu. 10 Yıllık Direniş: Kültürpark Hepimizin! 24 Nisan 2015’te Gaziemir’deki yeni fuar alanının açılmasıyla Kültürpark ihtisas fuarlarına kapandı. Bu, parkın nefes alması için tarihi bir fırsattı. Ancak Mayıs 2016’da dönemin Büyükşehir Belediyesi yönetimi, alanın “Sit” statüsünü göz ardı ederek “işlev kazandırmak” adı altında alanı şantiyeye çevirecek, yeni yol ağları, sert zeminler ve hangarların yerine dev bir Kongre Merkezi yapacak yeni bir proje hazırladı. Modern mimarlık mirasını yok sayan, yeşil dokunun bitki sosyolojisini ve ağaçların uyumunu zedeleyen, hangarların altına yeni otoparklar öneren bu ticari odaklı vizyona karşı kent refleksi gecikmedi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kültürpark’taki yapılaşmayı artırma arayışını kentin tarihsel belleğine bir müdahale ve kamusal alanların gaspı olarak gören Akademik Meslek Odaları, Kent Konseyleri ve çok sayıda Demokratik Kitle Örgütü bir araya gelerek Kültürpark Platformu’nu kurdu. İşte o günden bugüne tam 10 yıldır, Kültürpark’ın disiplinler üstü, bütünsel ve “Koruma Amaçlı” bir planla yönetilmesi, sermayeye değil halka ait kalması için kesintisiz bir direniş örülüyor. Çünkü 90 yıldır olduğu gibi bugün de haykırıyoruz: Kültürpark bir ticarethane değil, ortak hafızamızdır; Kültürpark hepimizindir! Platformun Pusulası: Yaşatarak Korumak Kültürpark Platformu, kurulduğu günden bu yana sadece “itiraz eden” değil, kurucu iradenin vizyonunu günümüzün ekolojik gerçekleriyle harmanlayan bir pusula görevi gördü. Platformun üzerinde ortaklaştığı ilkeler, aslında Kültürpark’ın anayasası niteliğinde: Bütüncül Ekosistem Kültürpark, canlı ve cansız tüm bileşenleriyle bir kültür mirasıdır. Burayı mekân edinmiş kedi, kuş, sincap, yarasa, kelebek ve duvarları saran sarmaşıklardan, 7 bini aşkın bitki varlığına kadar her canlının bir bütün olduğu unutulmamalı; alandaki hiçbir uygulama tek bir canlıyı bile olumsuz etkilememelidir. 7 Gün 24 Saat Yaşayan Bir Kent Parkı Kuruluş amacına uygun bir “Halk Okulu” işleviyle; her yaş grubundan ve her ekonomik sınıftan bireyin katılacağı kurslar, eğitimler ve spor etkinlikleriyle yılın her günü özenle bakılan bir “Kent Parkı” olmalıdır. Yılda 10 Gün Değil, Sürekli Sosyalleşme Kültürpark, sadece eylül ayındaki fuar döneminde hatırlanan bir yer olmamalıdır. Bir performans mekânı olarak yılın sadece 10 günü canlanması çok yetersizdir. Sürekli bir araya gelinebilecek sosyalleşme olanakları yaratılmalı, park “kullanılarak ve yaşatılarak” korunmalıdır. Çocukların ve gençlerin zihnindeki Kültürpark algısını derinleştirmek için kentin bu alanla bağları yeniden güçlendirilmelidir. Metrekaresi Dolarla Satılan Ticarethaneye Hayır Kültürpark’ın fuar veya “etkinlik” adı altında sadece gücü yetenin alanı tahrip etme özgürlüğünü satın alması, metrekaresinin dolarla satılması, kurucu iradenin “halk okulu” dediği alanın ticarethaneye dönüştürülmesini kabul etmek olası değildir. Günlerce parka kurulan dev stantlar, özensiz inşaatlar, yoğun elektrik kullanımı ve araç trafiğinin yarattığı kirlilik ile gürültü, parkın ekolojik dengesini altüst etmektedir. Bunların yerine parkın kaldırabileceği boyutta, ücretsiz butik etkinlikler planlanmalıdır. Değişen Başkanlar, Değişmeyen Vizyon ve Kuşatma 2000’lerin başında Gaziemir’deki yeni fuar alanı tamamlandığında Kültürpark’taki demonte hangarların kaldırılıp yerine yeşil alan yapılacağı taahhüt edilmişti. Ancak süreç böyle işlemedi. Ne Aziz Kocaoğlu’nun, ne ardından gelen Tunç Soyer’in, ne de tüm projeleri geri çeken Cemil Tugay’ın kararlarında Kültürpark’ın içinde bulunduğu kent dokusuyla olan ilişkisi doğru kurgulanabildi. Kültürpark; Agora, Kadifekale, Kemeraltı, İkiçeşmelik, Cumhuriyet Meydanı, Konak Pier, Alsancak, Basmane Garı ve Tilkilik bölgesini içine alan o tarihi üçgenin tam ortasında yer alan tek ve benzersiz bir yeşil alandır. Ancak bugüne kadar ne kapılarının çevresindeki yerleşimlerle ne de bu tarihi alanlarla olan fiziksel, sosyal, kültürel ve ekonomik geçirgenliği sağlandı. Giderek derinleşen iklim kriziyle mücadelede, kent merkezinin yegane “doğal yutak alanı” olan Kültürpark’ın yarattığı mikroklima ve kent iklimine olumlu etkileri, yerel yönetimler tarafından sadece süslü cümlelerle konuşuldu, yazıldı ve geçildi. Hangarların sökülmesi taahhüdüne rağmen, alan bir “Kongre Merkezi” yapılma endişesiyle sürekli karşı karşıya bırakıldı. Oysa kentte bir kongre yapısına ihtiyaç varsa, bu Kültürpark’ın bağrında değil, kent bütünlüğü içinde en uygun başka bir alanda planlanmalıydı. Bilimin Sınırı: Kültürpark Kaç Kişilik? Platformun haklılığı, Tunç Soyer döneminde Koruma Amaçlı İmar Planına girdi olarak akademiye hazırlatılan bilimsel raporlarla da tescillendi. Kültürpark’a ilişkin hazırlanan “Etkin Taşıma Kapasitesi Sonuç Raporu” çarpıcı gerçekleri ortaya koydu: Rapora göre, Kültürpark’ta aynı onda bulunabilecek maksimum insan sayısı 5.600 olarak belirlendi. Bu sınır aşıldığında parkın ekolojik yapısı, florası ve faunası geri dönülmez zararlar görüyordu. Oysa açık hava konserlerinde, dev etkinliklerde ve fuar dönemlerinde bu sayı katbekat aşılmaktadır. Daha da çarpıcı olanı, yeraltı otoparkının hemen üstündeki çim alanda yapılan açık hava konserlerine dair verilerdir. Sahneye erişilebilir 4 çim parselin toplam alanı 5.861 metrekare olarak hesaplanmıştır. Etkinliklerde kişi başına düşen alan 0,5 metrekare, ziyaretçilerin kalma süresi ortalama 2 saat olarak alındığında, bu alanın anlık etkin taşıma kapasitesi sadece 2.344 kişidir. Bugün on binlerce insanın yığıldığı, desibel rekorlarının kırıldığı konserler ve ticari organizasyonlar, bilimin çizdiği bu sınırları acımasızca ezip geçmektedir. Basmane Çukuru’nun Kültürpark ile Tarihsel Bütünlüğü Temelleri 1936’nın ilk günü atılan Kültürpark ile Basmane Çukuru; tarihsel, mekânsal ve işlevsel olarak bir bütündür. Alan üzerinde yapılmak istenen plan değişiklikleri, bu bütünlüğü korumak yerine ticari yapılaşmayı artırarak, Basmane’nin kent içindeki dokusunu parçalama riski taşımaktadır. İzmir merkezindeki ulaşım, altyapı ve kamu hizmetlerine ilave yük bindirecek kararlar yerine; Basmane Çukuru’nun Kültürpark ile bütünleşecek, kamusal niteliğini güçlendirecek ve tüm toplumun eşit şekilde yararlanabileceği şekilde planlanması gerekmektedir. Tam da bu nedenlerle, ne Kültürpark’ın ne de Basmane Çukuru’nun geleceği sermayenin ya da dönemsel siyasi yönetimlerin insafına bırakılamaz. Bu alanlar ne metrekaresi dolarla satılacak bir fuar hangarı, ne kapasitesinin üzerinde ezilecek bir panayır alanı, ne de sermayeye peşkeş çekilecek bir gökdelen alanıdır. 90 yıllık mirasların omuzlarımıza yüklediği sorumlulukla, 10 yıldır meydanlarda, salonlarda ve mahkeme koridorlarında haykıran Kültürpark Platformu’nun sesi kentin de sesidir; Kültürpark bir ticarethane değil, ortak hafızamızdır; Kültürpark Hepimizin!