MARTNISAN2026
LÜTFİ KAYA
Çifteler Köy Enstitüsü'nün ilk öğrencilerinden
Lütfi Kaya
Lütfi Kaya Kütahya Gediz’e bağlı Gürlek köyünde 1927’de doğmuştu. Köyde 3. sınıfa kadar eği-tim görmüş ve okuma-yazma yanında, toplama-çıkarma işlemlerini öğrenmişti. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan gelen 3 kişilik heyet köyün muhtarı olan Kurtuluş Savaşı Gazisi dedesini ziyaret etmişler, 2-3 öğrencinin Gediz-Şaphane’de 4. sınıfı okuyabilecekleri müjdesini vermişlerdi. Öğ-renciler sırtlarında heybeleriyle yaya olarak yola çıkmış, bucak merkezine vardıklarında yurt olarak kullanılan bir binaya yerleştirilmişlerdi. Daha sonrasında da öğrenciler Atatürk’ün 10 Kasım 1938’deki ölümünden sonraki aylarda trenle Uşak’tan Eskişehir - Çifteler - Mahmudiye’ye götürülmüşlerdi.
Ülkemizde kurulmuş olan 21 köy enstitüsünün ilki olan Eskişehir Çifteler Köy Enstitüsü, kent merkezine yaklaşık olarak 40 km uzaklıktaki Mahmudiye ve Hamidiye köylerindeki iki ayrı eğitim yerleşkesini ifade etmektedir. Enstitünün temeli, 1936 yılında Mahmudiye Köy İlkokulu'nda açı-an “Eğitmen Kursu” ile atılmıştır. Bu eğitmen kursu, İsmail Hakkı Tonguç denetiminde “Etkin ve yaparak öğrenme” eğitim modelinin ilk denendiği kurs olması dolayısıyla, yalnızca Çifteler Köy Enstitüsü’nün değil, tüm Köy Enstitülerinin temelini oluşturmuştur.
Çifteler Köy Enstitüsü’nün Hamidiye ve Mahmudiye’deki iki yerleşkesi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Çiftlik-i Hümayun olarak kurulup, Cumhuriyet’in ilanıyla Ziraat Vekaleti’ne devredilen arazinin parçalarıdır. Çiftlik-i Hümayun, 1815 yılında 2.Mahmud’un emri ile Çifteler’de tarımsal faaliyetler, at ve koyun yetiştiriciliği yapılması amacıyla kurulmuş, bu nedenle, çiftliğin kurulduğu arazi “Mahmudiye” adı ile anılır olmuştur. Çiftlik, bir süre yerel yöneticiler tarafından yönetilmiş, bunu takiben 1824 yılında vakfa çevrilmiştir. 1886 yılında ise, Çifteler’de olan çiftlik merkezi Mahmudiye’deki iki katlı merkez binasına taşınmış, bu yapı daha sonra Köy Enstitüsü binası olarak da işlev görmüştür. (1)
Çifteler’e tüm civar illerden öğrenci gelmekte ve öğretmenleriyle birlikte binalarını ve ders araç-larını kendileri imal etmekte, yiyeceklerini kendileri yetiştirmekteydiler. Bu sistemin teorisyeni İsmail Hakkı Tonguç 11 Mart 1926’da Maarif Vekaleti Levazım ve Alatı Dersiye Müzesi Müdürlüğü’ne atanmıştı. 10 Temmuz 1926 ile 26 Ağustos 1926 tarihleri arasında, ilköğretim müfettişle-ri ve ilkokul öğretmenleri için Ankara’da açılan “İş İlkesine Dayalı Öğretim Kursu”nda, yabancı öğretim üyeleri ile birlikte çalışarak, daha sonra Köy Enstitülerinin temel ilkesi, sloganı durumuna gelecek “İş için iş içinde işle eğitim” anlayışını geliştirmişti.
İsmail Hakkı Tonguç ve köy enstitüleri
İsmail Hakkı Tonguç, Bulgaristan’ın Silistre iline bağlı Totrakan ilçesinin bugünkü adı Sokol olan Tatar Atmaca köyünde 1893 yılında dünyaya gelmişti. Kendi köyünde dört yıllık ilkokulu ve üç yıllık rüştiyeyi bitirmişti. Oradaki öğrenimi sırasında köyün değişik işlerinde çalışmış ve tarımla uğraşmıştı. 1914 yılında öğrenimine devam etmek üzere tek başına İstanbul’a gitmiş, sıkıntı çekmiş, ardından Maarif Nazırı (Eğitim Bakanı) Şükrü Bey tarafından parasız yatılı öğrenci olarak Kastamonu Muallim Mektebi’ne gönderilmişti. 1916’da naklen İstanbul Muallim Mektebi’ne gelerek öğrenciliğine orada devam etmişti. Muallim Mektebi’nde öğrenciliği, Birinci Dünya Savaşı’nın güç yaşam koşullarını dayattığı yıllara rastlamaktaydı. Okulu bitirdikten sonra 1918’de Almanya’ya daha üst öğrenim için gönderilmişti. 1918-1919 yıllarında Almanya’nın Karlsruhe kentindeki Ettlingen Öğretmen Okulu’nda sekiz aylık bir programa devam etmiş, 1919’da Anadolu’ya dönerek Eskişehir Muallim Mektebi’nde Resim ve Elişi ile Beden Eğitimi öğretmeni olarak göreve başlamıştı. 1921’de Yunan işgalinden hemen önce Ankara’ya atanmış, 1922’de öğrenim görmek üzere yeniden Almanya’ya gönderilmişti. 1922 sonundan başlayarak 1924 Nisan’ına kadar Konya Muallim Mektebi’nde, aynı yılın güzüne değin ise Ankara Muallim Mektebi’nde öğretmenlik ve yöneticilik yapmıştı. Daha sonra kısa bir süre Adana Muallim Mektebi ve Ankara Muallim Mektebi’nde görevine devam etmiş, 1925’te beş aylığına mesleki eğitim kurumlarında incelemeler yapmak üzere yeniden Almanya’ya gitmişti. (2)
Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde temelleri atılan Köy Enstitüleri 2. Dünya Savaşı yıllarında İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde resmiyet kazanmışlardı. 17 Nisan 1940 tarihinde TBMM’de kabul edilen kanunla Köy enstitüleri kurulmuş ve ilk hedef olarak da “15 yıl içinde köylerin öğretmene kavuşturulması” planlanmıştı.
Lütfi Kaya, okulun ilk öğrencilerindendi
Kaya'nın 258 nolu diploması incelendiğinde; Türkçe, tarih, coğrafya, yurttaşlık bilgisi, matematik (aritmetik, cebir, geometri), fizik, kimya, tabiat ve okul sağlık bilgisi, yabancı dil (Almanca), el yazısı, resim iş, beden eğitimi ve ulusal oyunlar, müzik, askerlik, ev idaresi ve çocuk bakımı, öğretmenlik bilgisi (toplum bilim, iş eğitimi, çocuk ve iş ruh bilimi, öğretim metodu ve ders tatbikatı, eğitim ve iş eğitim tarihi) zirai işletme ekonomisi ve kooperatifçilik, ziraat ve sanat dersleri alarak, 20 sene mecburi hizmet yapmak üzere “Köy ilk öğrenim kurumları öğretmeni” olduğu görülmektedir.
Öğrenciler tüm dünya klasiklerini okumak zorundaydı. Derslere mesleğinde ve sanatında en yet-kin kişiler giriyordu. Halk ozanı Aşık Veysel 1,5 yıl kadar müzik dersi verdikten sonra müzik öğretmenliğine ünlü orkestra şefi Gürer Aykal’ın babası Tevfik Aykal atanmıştı. Müziğe babasının verdiği derslerle başlayıp, 1953 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı’na giren Gürer Aykal 22 Mayıs 1942’de bu köy enstitüsünde dünyaya gelmişti.
Tonguç’un Almanya ile ilişkileri sürmekteymiş. Almanlar savaşta da olsalar 15-20 kadar öğrenciyi Türkiye’deki köy enstitülerini incelemek üzere göndermişler. Lütfi Kaya ve arkadaşları Alman öğrencileri Behçet Kemal Çağlar tarafından yazılan, Ahmed Adnan Saygun tarafından bestelenen ve tüm köy enstitülerinde söylenen “Ziraat Marşı” ile karşılamışlar.
Ziraat Marşı
Sürer, eker, biçeriz güvenip ötesine.
Milletin her kazancı, milletin kesesine.
Toplandık baş çiftçinin Atatürk'ün sesine
Toprakla savaş için ziraat cephesine.
Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.
İnsanı insan eden, ilkin bu soy, bu toprak
En yeni aletlerle, en içten çalışarak,
Türk için, yine yakın dünyaya örnek olmak,
Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat, alın ak.
Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.
Kuracağız öz yurtta dirliği, düzenliği.
Yıkıyor engelleri ulus egemenliği.
Görsün köyler bolluğu, rahatlığı, şenliği.
Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği
Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.
Okulda yabancı dil dersi de aldıklarından misafirlerle anlaşabiliyorlarmış. Çifteler Köy Enstitüsü öğrencileri ve yöneticileri kendi yetiştirdikleri ürünlerden yapılan yemeklerle Alman ekibini ağırLamışlar.
Alman öğrencilerin yumurta yemediklerini görünce beğenmediklerini düşünmüşler. Alman öğrenciler; “Savaştan çıkana kadar yumurta yememe kararı aldıklarını, onları satıp sanayilerini geliştirmeyi düşündüklerini” söylemişler.
İsmet İnönü'nün ziyaretleri
Çifteler Köy Enstitüsü Ankara’ya yakın olması nedeniyle İsmet İnönü buraya kayıtlara geçen ve geçmeyen ziyaretlerde bulunmuş. Lütfi Kaya’nın anlatımına göre; 1941 yılındaki ziyaretinde veri-len yemekte İnönü’ye et ikram edilirken, öğrenciler kuru fasulye yemişler. Öğrenci temsilcisi Cumartesi günleri kurulan serbest kürsüde bu durumu şöyle dile getirmiş: “Cumhurbaşkanı buraya geldi. Bize herkes eşit diye öğrettiniz. Bizden farklı yemek yedirdiniz. Bu durumu protesto ediyoruz.” Okul yetkilileri de; “İnönü diyabet hastası olduğu için farklı yemek çıkarıldı” diye cevap vermişler.
İnönü 1942 yılı Temmuz ayında da Çifteler Köy Enstitüsü’nü ziyaret etmiş. Cumhurbaşkanı’nın gelişiyle yemek menüsünün zenginleştiğini gören öğrenciler hem etli pilav, tatlı gibi ekstra yemeklere ve hem de İnönü’yü yakından görme fırsatı bulduklarına memnun olmuşlardı.
İnönü, enstitü müdürü Rauf İnan, öğretmenler ve talebeler tarafından karşılanmıştır. Cumhur-başkanı, İnan’a hem enstitüyü ve hem de evini görmek istediğini söylemiş; önce binalarla, ders-likleri ve bahçeyi gezen İnönü’ye orman ve bağ gezisi sırasında Rauf İnan, tepelerde 50 dönüm akasya ormanı ve yamaçta da 50 dönüm bağ bulunduğunu söylemişti.
İnönü’nün enstitüde sigara içen talebelere dair sorusuna yanıt veren müdür Rauf İnan, okulda sigara içenlerin olduğunu ve bunlara ait paketlerin kümelerin başındaki öğretmenlerde durduğunu, onlardan istedikçe alabildiklerini ve böylece hem az sigara içmelerini sağladıklarını ve hem de sigara içenlerin yayılmasını önlediklerini söylemiştir. Kaya’nın anlatımına göre de; öğrencilere sağlıklı ve çok sigara içen kişilerin formol içersindeki akciğerleri gösterilerek, sigaranın zararları görsel olarak sunulmaktaymış. (3)
Lütfi Kaya mezun olunca “Nereye gitmek istersin” sorusuna: “Beni köyüme tayin edin” cevabını vermiş. Köydeki eski okulu tamir edip eğitime başladığında, çocuklarla birlikte kendisinden yaşça küçük gençlerin de derslere devam etmesini sağlamış. İlk 3-4 ay maaş alamamış. Sonrasında 17 lira maaş bağlanıp, diğer köylere de gidebilmesi için yaylı bir at arabası tahsis edilmiş.
Köy enstitülerinin ekonomik, toplumsal, kültürel, eğitsel ve kişisel gelişimde birçok etkileri ol-masına karşılık sistemli saldırılarla karşılaşmış kapanışla sonlanacak bir sürece girmişti. İsmet İnönü Vakfı’nın yayınladığı “Köy Enstitüleri niçin kapandı? – 1954” başlıklı yazıda bu durum ele alınmıştır.
“Muammer Erten – Paşam, bu Köy Enstitülerinin kapanması olayı nasıl oldu? Siz bu kurumları çok seviyordunuz, ama sonradan siz, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’le, İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’u görevlerinden alıp değiştirince enstitülerin hızı kesildi, nasıl oldu bu?
İsmet İnönü – Köy Enstitülerinin kapanmasından duyduğum acıyı tarif edemem. Bir babanın evladını kaybetmesinden duyduğu acı gibi duyarım, ama herkes zanneder ki Hasan Ali Yücel’i, Tonguç’u isteyerek değiştirdim; Köy Enstitülerinin kapanmasına neden oldum diye benim hak-kımda kamuoyunda yanlış bir hüküm vardır; aslında o zaman bir sürü olaylar oldu. Kurultaylarda Enstitüler aleyhine bir cereyan başladı. Ben bunların doğru olmadığını yerine giderek tespit et-tim ama bu o kadar yoğunlaştı ki, grubu etkiledi. Grubun büyük çoğunluğu Köy Enstitülerinin aleyhine döndü. Bakanlar içinde Köy Enstitülerine karşı vaziyet alanlar çoğaldı. En çok da bu konuda Köy Enstitülerinden şikayet edilenlerin başında Milli Eğitim Bakanı Yücel’le, Genel Mü-dür Tonguç hedef alınıyordu. O sırada ordudan, rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak’tan (1876–1950), o Genelkurmay Başkanlığından ayrılmadan önce, yoğun şikayetler başladı. Mareşal, “Bu komünist yuvalarını ne zaman kapatacaksın?” diye soruyordu. Mareşal bunu adeta bir mesele haline getirmişti. Köy Enstitüleri etrafında bu çok yoğunlaştı.” (5)
Bölgede aşiret ağası olan ve Adalet Partisi'nde milletvekilliği yapan toprak ağası Kinyas Kartal da şöyle diyordu: “Köy enstitüleri kesinlikle komünist uygulama değildi. Doğuda en yüksek eği-tim gören benim. Köy enstitüleri, bizim devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti. Bunu içimize sindiremedik. Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Bunlar devletten çok bana bağlıdırlar. Ben ne dersem onu yaparlar. Ama köylere öğretmenler gidince benim gücümden başka güçler olduğunu öğrendiler. DP ile pazarlığa girdik, kapattık.” (4)
Doğuda olduğu gibi Batıda da toprak ağası olan milletvekilleri vardı. Hep birlikte hareket etmişler köy enstitülerinin yerini alan Köy Öğretmen Okulları Demokrat Parti döneminde 27 Ocak 1954'te kapatılmıştı.
Köy enstitüleri en çok ihmal edilmiş kesim olan köy toplumundan başlayarak tüm ülkenin kalkınmasını ve modernleşmesini amaçlamıştır. Köy enstitülerine öğretmen yetiştiren kuruluşlar olarak bakmak yanlıştır. Bulunduğu çevreyi araştıran, geliştiren ve çevrenin kalkınmasını da üstlenmiş kurumlar olarak bakmak gerekir. Bu okullar kırsal yörede toplumsal, ekonomik ve kültürel kalkınmayı sağlayarak bu alanda ihtiyaç duyulan elemanları yetiştirmek için kurulan yapılar olmuştur. Bu dönemde köy çocukları eğitildikten sonra köylerine tarımda, işte, sanatta ve sağlık alanlarında öğretmen olarak köyün, köylünün kalkınmasına gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. (6)
Kaynaklar (1) Figen Kıvılcım Çorakbaş, Firuzan Melike Sümertaş, Çifteler Köy Enstitüsü Yerleşkelerinin Me-kansal Süreklilik ve Dönüşümleri, Mimarlık Dergisi, Kasım-Aralık, 2014. (2) https://www.tongucvakfi.org.tr/304smail-hakk305-tonguccedilun-hayat-hikayesi.html (3) Ahmet Gülen, İsmet İnönü ve Köy Enstitüleri, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitü-sü Atatürk Yolu Dergisi/Journal of Atatürk Yolu, 188-207, 70 (2022). (4) Cumhuriyet Gazetesi, 14 Nisan 2009. (5) Muammer Erten, Topraktan Parlamentoya, Boyut Yayınları, sy: 271, 2010. https://www.ismetinonu.org.tr/koy-enstituleri-nicin-kapandi-1954/ (6) Sadık Kartal, Toplum Kalkınmasında Farklı Bir Eğitim Kurumu: Köy Enstitüleri, Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 1, sy. 23-36, Haziran 2008.
(7) Kaynak kişi: (Lütfi Kaya'nın oğlu) Erdoğan Kaya (1962) ile yapılan 25.02 2026 tarihli görüşme.