MARTNISAN2026
CAROLE A. FEUERMAN
Carole A. Feuerman’ın kadın yüzücüler heykellerine feminizm üzerinden bakmak Carole A. Feuerman’ı sanat dünyası hiperrealist heykelleri ile tanıdığında takvim 1970’lerin son-larını gösteriyordu. 1976’da Teksas’ta ilk kişisel sergisi kadın ve erkek bedenine dair doğrudan ve cesur temsillerdi. Ancak sanat dünyası o dönemin kültürel değerleriyle çeliştiğini düşünerek eserlerini sansürlemişti. Onun sanat eserlerinin onaylanması yarım yüzyılı buldu. Bugün heykel-leri çağdaş heykel anlatısının en önemli figürleri sayılıyor. New York’taki Museum of Sex’te açılan “Long İsland Girl” başlıklı retrospektif sergisi (31 Ocak – 31 Ağustos 2025) tüm yapıtlarının onaylanması olarak yorumlanıyor. Bu serginin ilgi çeken bir özelliği de sanatçının atölyesinin sergi mekanına taşınması oldu. Kalıpları, masaları, boya tüple-ri ve airbrush ekipmanları sergiyi gezenlere tanıtıldı. Bu bağlamda sergi, sanat nesnesinin üre-tim aşamasını gözler önüne sermesi açısından önem taşıdı. Carole A. Feuerman’ın tekniği doğrudan modelden kalıp alma yöntemine dayanıyor. Modelin bedeninden negatif kalıplar silikon aracılığıyla pozitif formlara dönüştürüldükten sonra reçine, vinil, epoksi, mermer veya didrostore gibi farklı malzemelerle yeniden üretiliyor. Bu teknik cilt yüzeyindeki gözenek, damar ve ter dokusu gibi mikroskobik detayları görünür kılıyor. Ayrıca airbrush tekniği ile çok katmanlı boya uygulamaları heykellere fotografik bir canlılık kazandırı-yor. Sanatçının bu tekniği uygulamasının amacı görünene değil, görünmeyeni de görünür kılmak, görünmeyenin yüzeyine dokunmak olarak tanımlanıyor. Jean Shorts, Lace Pantie, Hand on Bra, Breast I–III gibi yapıtları kadın bedeninin parçalı temsille-ridir. Bedenin parçalanması klasik heykeldeki idealize edilmiş tam figür anlayışını yıkar, heykele postmodern parçalanmışlık estetiğini devreye sokar. Bedenin parçalanmışlık halinin sergilen-mesi erotik çağrışımlar taşıyor gibi görünse de aslında izleyicinin bakış biçimini sorgulayan ve bedenin temsiline dair toplumsal ezberleri bozan eleştirel işlevler üstlenir. Feuerman’ın kullandığı malzemeler bilinçli tercihlerdi. Reçine, geçiciliği ve kırılganlığı; mermer, zamansızlık ve dayanıklılığı; vinil ise çağdaşlığın yapay ve plastik doğasını yansıtır. 2019 tarihli Angelica adlı yapıt, 24 ayar altın yaprakla kaplı bir kadın figürüdür. Sanatçı altın malzeme kul-lanmasıyla tarih boyunca değersizleştirilen kadının varlığının, gücünün ve kutsallığının, kadın duyarlılığının, toplumsal hafızanın temsiline dönüşür. Her bir parçalanmış beden figürü kadının suskunluğunu kırıp onu konuşmaya davet eden anlatıya dönüşür. Ona göre ataerkil sistem kadına bedenini kayda geçirilmesini yasaklamıştır. Kadın susturulmuş-tur. Kadını ataerkil sistem tarafından baskı altına alan yapıyı ortaya çıkararak yeniden canlandı-rır, söylenemez ve söylenmemiş olana odaklanır. Bu, kadınların sembolik sessizliklerini kırmak için kadınlara yapılmış bir çağrıdır. Kadının toplumsal alanda özgürleşmesinin tek yolu kadının toplum önüne çıkması ve toplumsal belleğin yeniden inşasından geçer. Carole A. Feuerman sanatından vazgeçmemesiyle, ataerkil topluma sanatı ile direnmesiyle ta-rih boyunca kadını kısıtlayan zihniyeti sorgulayarak kadına uygulanan baskıyı göz önüne sermiş olur. Carole A. Feuerman geleneksel, klasik sanat anlayışını alaşağı eder. Amacı farklı olana hitabet eden bir eser ele almaktır. Bu nedenle eserleri baskın otoriter söylemden kaçınmak üzerine ku-ruludur. Sıra dışı ve farklı bir sanat dili oluşturur. Bu dil kendi iç sesinin, kendi samimi duyguları-nın ifadesidir. Böylelikle Feuerman’da sanat tüm toplumsal düzenin ve sanatsal formların yerle bir edilerek kadının, kadın kimliği ve ifadesinin özgürleştirilmesine açılan tek yol olur. Feuerman kadın heykelleri, erkeklerin emirlerine direnerek bedenlerini geri kazanır. Dolayısıyla sanatçı olarak Feuerman egemen söylemin sınırları aşarak kadınlara bedenleri üzerinden özgür-lük alanı açar. Bir röportajında yaptığı her heykelin bir hikâye anlattığını söyledi. İnsan figürlerine ve çok çeşitli kişisel duygularına odaklandı. “Grande Catalina” ve “Survival of Serena” adlı yüzücü heykelleri Floransa Bienali’nde sergilendi. Paris 2024 Olimpiyatları kapsamında Eiffel Kulesi önünde sergilenen “The Diver” heykeli ise olimpiyatların simgesi haline dönüştü. Sanatçı, "Eserinin olimpiyat ruhunu, dürüstlük, azim, mü-cadele ve cesaret gibi değerleri temsil ettiğini, gençlere ve sporculara ilham kaynağı olmasını ve asla pes etmemeleri gerektiğini vurgulamak için yaptığını" söylüyor. Su ve yüzücülerin ilgi odağında olmasını ise şöyle açıklıyor: “Su ve yüzme, çocukluğumdan beri beni büyüledi ve eserlerimin ilham kaynağı haline geldi. Jones Beach’te kumla oynayıp dalgalara atladığım çocukluk anılarım, suyun cildime temas edişi ve oluşan desenler beni hep büyülemiş-tir. Suyun insan figürünü nasıl sağlıklı ve canlı gösterdiğini gözlemledim. Bu yüzden ikinci sınıfta yüzücüleri çizmeye başladım ve beşinci sınıfta özel sanat dersleri almak istedim. O zamandan beri, yüzücüler ve su, ilgi odağım oldu.” “Catalina” ve “Survival of Serena” heykelleri, 55. Venedik Bienali’nde sergilendi ve izleyiciler üzerinde derin bir etki bıraktı. “Quan” isimli çalışması, fitness topunda dengede duran, yoga pozisyonundaki bir kadının heykeli ve ismini Çin kültüründeki Merhamet Tanrıçası’ndan alıyor. Tanrıça, geleneksel olarak aşağıyı izlerken tasvir edilir. Bu da onun, dünyayı gözlediğini ve koruduğunu sembolize eder. İzleyici heykelin önünde durduğunda, cilalı paslanmaz çelik topun yüzeyinde kendisinin yanı sıra çevre-sinin de yansımalarını görebilir. Eserleri görsel olduğu kadar düşünsel bir düzlem taşıyor. Bu bağlamda kadın yüzücü heykellerini Hélène Cixous’un Medusa’nın Kahkahası üzerinden incelemek faydalı olacaktır.