ARALIK2020 Prof. Dr. Levent Kırılmaz
Öfke kontrolü (1)
Öfke kontrolü (1) “Öfke, doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen duygusal bir tepkidir.” “Öfke; kısmen spesifik duygularla, bilişlerle (düşüncelerle) ve psikolojik tepkilerle bağlantılı olarak, bir hedefe zarar vermeye teşvik eden bir sendromdur.” “Öfke, hakkımız olanı alamadığımız ya da önem verdiğimiz bir insanın beklentilerimiz doğrultusunda davranmadığında yaşadığımız bir duygudur.” “Öfke, hayatın doğru ve yanlışlarına yol gösteren içgu¨düsel ve kişisel bir rehberdir.” “Öfke, kişinin istediği bir şeyi elde edememesi ve hala onu elde etmek istediğinde yaşadığı bir duygudur.” Öfke anında birey, kendisine hakim olamayabilir, her türlü utanma duygusunu unutabilir, akrabalık ve dostluk bağlarını tanımayabilir, bir kez başladığı şeyde inatlaşabilir ve o şeye sarılabilir, akla ve diğerinin uyarılarına kapalı hale gelebilir, anlamsız nedenler için coşabilir, artık doğruyu ve gerçeği ayırt edemez hale gelebilir. Öfke iyi veya kötü bir duygu değildir. İyi veya kötü olan, öfkeyi yaşama şeklimizdir. Öfkenin, hayatımızda olumlu veya olumsuz bir duygu olmasına kendimiz karar vermekteyiz. İnsan öfkesini, vücuduyla, davranışlarıyla ve düşünce süreçleriyle ortaya koyar. Yani öfkemizi anlayabilmemiz için, bedenimizin verdiği tepkilere, zihnimizde olup bitenlere (düşünce yapılarımıza) ve davranışlarımıza odaklanmamız gerekir. Psikolojide, öfkenin ne olduğu konusunda ortak bir tanım olmamasına rağmen, bazı noktalarda öfke ile ilgili görüş birliğine varılmıştır. Buna göre: 1. Öfke doğal, insana özgü bir duygudur. 2. Öfke bir davranış tarzı değil, bir duygudur. 3. Kronik öfke sağlık için tehlikeli olabilir. 4. Öfke çoğu kez ortaya çıkmadan tehlikesiz hale getirilebilir. 5. Öfke, intikam ve saldırganlık şeklinde değil, çözüme yönelik etkin bir şekilde ifade edilmelidir. Pek çok kişi açısından öfke, planlı ve kişinin bile isteyerek yaptığı bir şey gibi görülür. Oysa öfke, aynı mutluluk, üzüntü, korku vb. gibi planlı olarak değil, kendiliğinden ortaya çıkan bir duygudur. Öfkenin kendiliğinden ortaya çıkması, onun anlaşılmasına ve yönetilmesine engel bir durum değildir. Normal şartlarda herkes öfke duygusunu yaşar. Hatta bir insan hiçbir şekilde öfke yaşamıyorsa, onun duygu sisteminde bir sorun var bile denilebilir. Önemli olan, neye, ne zaman ve nasıl öfkelendiğimizdir. Öfke bir zayıflık işareti değildir. Tam tersine, öfke duygusunu olması gereken durum, yoğunluk ve şekilde yaşayabiliyor olmak bir zayıflık değil, bir güç göstergesidir. Ancak orantısız öfke yaşayanların öfke kontrolünde sorun yaşadıklarını söyleyebiliriz. Mesela, çocuğuna yapılan bir saldırı karşısında annenin öfkelenmesi güç göstergesi iken, ağlayan çocuğuna öfkelenen ve onu döven anne bir zayıflık sergiliyor olabilir. İnsani bir deneyim olarak öfkeyi hayatımızdan çıkarmak sağlıklı bir beklenti değildir. Ancak öfkeyi yaşama şekli değiştirilebilir ve bu şekilde öfke bizim için daha işlevsel bir yaşantı haline getirilebilir. Mesela, gerçek bir aşağılanma karşısında öfkelenmek normal olabilir. Ancak, bizi aşağılayan kişiye küsüp ağlamak yerine, ona sınır koymayı öğrenmek güzel bir “öfke kontrolü” olabilir. Bazı durumlarda öfkemizi hemen ve uygun bir şekilde ifade etmemiz daha iyiyken, bazı durumlarda erteleyip uygun bir şeklide ifade etmek en iyisidir. Bunun ayırımını yapmak ise hepimizin elde edebileceği bir bilgeliktir. Öfkenin bir de pozitif tarafı vardır. Kavram olarak bakıldığında zor görünse de öfke, bir şeylerin değişmesi gerektiğinin acı bir habercisidir. Öfke, hayatımızın en güçlü eğitimcisidir. Öfkenin travmasını atlattıktan sonra yapılacak değerlendirme önemlidir. Eğer öfkeyi uyarıcı olarak algılarsanız kendinizde değiştirilmesi gereken konuları gözden geçirir ve yeni bir başlangıç nedeni yapabilirsiniz. Eğer bunu yapamazsanız öfkeyle karşılaşma olasılığını normale göre daha fazla yaşamak zorunda kalırsınız. Öfkenin altında yatan önemli bir sebep engellenme algısıdır. Engellenme, birtakım ihtiyaçlarımızı gidermemize yol açtığında öfkemizi tetikleyebilir. Hayal kırıklığı, beklentimizle elde ettiğimiz arasındaki farktır. Annesinden süt bekleyen bir bebek bunu elde edemezse öfkelenebilir. Sorun olarak algılanan durumun ortadan kalkması zor veya imkansız olduğunda insan öfkelenebilir. Kendinizi anlatmaya çalıştığınız birine ulaşamamak, hasta çocuğunuzu tedavi ettirememek vb. öfkenize yol açabilir. Bazı insanlar, bir hastalık yaşadıklarında son derece öfkeli olabiliyorlar. Özellikle, kanser, diyabet, felç gibi ölümcül veya süreğen hastalıkların insanları öfkelendirdiğinden bahsedebiliriz. Tehdit edilmek, en temel ihtiyaçlarımızdan güvenlik duygumuzu zedelediği için bizi öfkelendirebilir. Bir saldırıya maruz kaldığımızda öfkelenebiliriz. Saldırı karşısında ortaya çıkan öfke, kendimizi korumamız bize güç verebilir. Aldatılma, hayal kırıklığı yaşamamıza yol açabilir. Aynı şekilde yalan da, enayi veya aptal yerine konduğumuzu düşündürtebilir bize. Ve bu durum öfkemizi tetikleyebilir. Bazıları için umursanmamak dayanılmaz bir deneyimdir. Bu duyguya dayanamayan insanlar, öfkelerini karşı tarafa yansıtabilirler. Sevilen birini kaybettiğinde insanlar, bu durumdan sorumlu tuttuklarına karşı öfke duygusu yaşayabilirler. Bazıları ihmalkarlıkları için kendilerine, bazıları intihar ettiği için ölen kişiye, bazıları da sevdiğini elinden aldığı için Allah’a, kadere vb. karşı öfke yaşayabilirler. Buradaki öfkenin altında, kaybın ortaya çıkardığı öfkeye tahammül edememek söz konusu olabilir. Birileriyle karşı karşıya getirilmek, rekabete sokulmak da kişileri öfkelendirebilir. Kıyaslanma bir eleştiri içeriyorsa öfkenin şiddeti de artabilir. İnsanlar bir haksızlığa uğradıklarına inandıklarında öfke duygusunu yaşayabilirler. Buradaki haksızlığın içeriği değişebilir. Haksızlık eleştiride, mahrum bırakılmada, yetersiz bulunmada vb. ortaya çıkabilir. Bunlara ilaveten, dargınlıklarda, aşırı inatçılıklarda, saygısız davranışlarda, kıskançlıklarda, özgürlüğün kısıtlandığı hallerde, trafikte, sorumluluk bilincinin yerine getirilmediği durumlarda, anlaşılamadığımız durumlarda, kötü sözlerde, başarısız olduğumuz durumlarda, hayal kırıklıklarında, sınırlandığımız durumlarda, sistemin uygulanmadığı durumlarda da öfkelenebiliriz. Kaynak: Levent Kırılmaz, Yaşama Sanatı, Ege Üniversitesi Yayınları, Üçüncü Baskı, 2019
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
Eylül/Ekim 2025 sayısında neler vardı göz atın!
AYIN MEKANLARI GÜL KEBAP

İşte istisna mekânlardan biridir Gül Kebap... Kuruluş tarihi 1949. Gül Kebap’ın özelliği sadece “iyi köfte” yapıyor olması değil. Gül Kebap yetmiş altı yıldır aynı yerde ve dördüncü kuşağın yönetiminde. “Sefer tası” misali üç katlı daracık mekânında müdavimlerinin vazgeçemediği adres. Hayranlık uyandıracak bir çaba değil midir bu? İşini, kalitesini koruyarak yapan tam bir aile işletmesi… Kurucu Mehmet Ali Gülgeze, Girit’in üçüncü büyük şehri Resmo’dan İzmir’e göçle gelmiş. Çanakkale’de savaşmış. Bayrağı, ikinci kuşak oğulları Mustafa ve Muhsin Gülgeze devralmış… Ardından torun Hüsnü Gülgeze. Ve bugün dördüncü kuşak Hüsnü’nün oğlu Burak Muhsin işin başında. “Bir Kemeraltı klasiği” olarak Gül Kebap, esnaf lokantası köfteciliğini ilk günden bugüne değişmeyen formül ve sunum geleneğiyle tavizsiz sürdürüyor.

FİLİBELİ HAN

Filibeli Han Eski İzmirlilerin hatıralarındaki Şükran Oteli, özenli bir yenileme süreci sonrasında sahiplerinin soyadını alan "Filibeli Han" Kemeraltı Çarşısı'nın yeni cazibe merkezi olarak hizmete açıldı. Günümüz ihtiyaçlarına uygun yiyecek içecek mekanlarının yer aldığı Filibeli Han'ın üst katı da keşke çeşitli el sanatları üretiminin yapıldığı atölyelere açılsa... Bizim dikkatimizden kaçmış olabilir ama binanın kısa bir tarihinin yabancı dilleri de kapsayacak şekilde bir köşede yer alması çok doğru olurdu diye düşünüyoruz.

BOŞNAKYA

Boşnakya Filibeli Han'ın yan sokağa açılan çıkışında sevimli olduğu kadar lezzetli ürünler sunan "Boşnakya" isimli bir mekan var. Kıymalı Boşnak böreği, peynirli, patatesli ve patlıcanlı börekler, yaprak sarma ve haşhaşlı börek gibi lezzetlerin ağız sulandırdığı mekanda demli bir çay veya reyhan şerbeti yanında poğaçalar ve harika tatlılar deneyebilirsiniz.Antakya'nın çıtır kabak ve kömbesi, bougatsa Selanik tatlısı, medovik Rus pastası, triliçe tatlıları sizi bekliyor. Cuma günleri menüye mantı da ekleniyor. Boşnakya'ya uğramayı ihmal etmeyin.