ARALIK2020 Günter Soydanbay
İzmir Stratejik Bisiklet Kümelenmesi
İzmir Stratejik Bisiklet Kümelenmesi Geçtiğimiz ay İzmirimiz bir depremle sarsıldı. Bu büyük felakette hayatını kaybeden hemşerilerimize rahmet, yakınlarına başsağlığı, kazazedelere de acil şifa diliyorum. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in seçim vaatlerinden biri İzmir’i bisikletli ulaşımda örnek şehir yapmaktı. Soyer makam arabası yerine bisikleti tercih etti. İzmir’in EuroVelo ve Velo-City’de yer almasını sağladı. Ve mevcut bisiklet yolunu 453 kilometreye çıkaracak adımlar attı. Bu sayede kentte bisiklet kullanımı yaygınlaşmaya başladı. Öte yandan İzmir’in bisiklet dünyası içinde oynayabileceği çok daha önemli bir rol var: Avrupa’nın bisiklet üretim merkezi olmak! Koronavirüs ve ekonomik kriz yüzünden geleceğe bakışımız karardı. Oysa Türkiye sessiz sedasız e-bisiklette Avrupa’nın ana tedarikçilerinden biri olabilir. Elektrikli bisiklet denince aklınıza moped geliyorsa bildiğiniz her şeyi unutun. E-bisiklet yeni bir kavram. Pedal destekli elektrikli bisiklet olarak da bilinen bu teknolojide normal bisiklet sürüyorsunuz. Dilerseniz yokuşta veya rüzgara karşı giderken elektrikli motor devreye giriyor ve pedal çevirdiğiniz sürece hızınızı kaybetmiyorsunuz. Dünya genelinde -özellikle de Avrupa’da- e-bisiklet talebi çok hızlı artıyor. Almanya’da satılan iki bisikletin biri elektrikli. Pazarın önümüzdeki yıllarda ortalama yüzde 25 büyüyeceği ve 5 yıl içinde 10 milyar euro üzerinde bir hacme ulaşacağı tahmin ediliyor. Türkiye’de bisiklet ve otomotiv sektörleri benzer zamanlarda başlamış ancak farklı yollara sapmış. Otomotiv, insana ve Ar-Ge’ye yatırım yaparak yüzde 80 yerlileşme oranını yakalamış. Bisiklet ise insan kaynağını yetiştirememiş. Mühendis ve tekniker konusunda istihdam yaratamamış. Sonuçta 50 senelik firmalarımız olmasına rağmen bisiklet, Türkiye’de yan sanayisini yaratamamış. Otomotiv ise yan sanayiden, otomobilden çok para kazanırken, bugün yerli bisiklet tedarikçisi bulmak imkansız gibi bir şey. Bunun bir sebebi bisikletin, 200 seneden beri çok değişmemiş olması. İnovasyonun olmadığı yerde kar marjı düşük kalıyor. Bir başka sebep ise bisikletin, otomotiv sektörünün aksine kümelenememiş olması. İnovasyon olmayınca kümelenme olmuyor. Kümelenmenin olmadığı yerden de inovasyon çıkmıyor. Bu yüzden e-bisiklet teknolojisi 50 yıllık bu kısır döngüyü kırma fırsatımız. Ortalama bir e-bisikletin fiyatı, standard bisikletin neredeyse 10 katı. Ancak e-bisiklet maliyetinin %70’ini pil ve elektrik motoru oluşturuyor. Her ne kadar Vestel pil üretimi konusunda çalışsa da, bu parçaların tamamı yabancı. Bu yüzden yerli e-bisiklet üretsek bile aslında katma değer yurtdışına gidiyor. İşte bu noktada İzmir olarak, Portekiz’i örnek alabiliriz. Portekizliler bisiklet endüstrilerini canlandırmak önce Bisiklet-Motosiklet Derneği üzerinden dünyanın en ileri akreditasyon laboratuvarlarından birini inşa etmişler. Örneğin, bir Türk firmasının Avrupa’ya mal satabilmesi için burada test edilmesi ve onay alması lazım. Fiyatı mı? Yaklaşık 12 bin Euro. İhracat için gerekli testlerin yurtdışında yaptırılması sektörün sırtında büyük bir yük. Bu yüzden e-bisiklette küresel oyuncu haline gelebilmek için, ISO 9000’i bulunan bir akreditasyon laboratuvarı ve test merkezine ihtiyaç var. Portekizliler laboratuvarın yanına, içinde eğitim merkezini de barındıran Avrupa’nın en iyi velodromlarından birini inşa etmişler. Alt yapı oluşunca tedarikçiler ve yabancı firmalar bölgeye gelmeye başlamış. Bu, kalifiye iş gücü çekmiş. Böylece Portekiz’de bir bisiklet vadisi kurulmuş. İşin içinde Ankara, Bakanlık ya da TÜBİTAK gibi kurumlar olunca bürokrasi, hantallık ve siyasi çıkarlar baskın çıkıyor. İşte bu yüzden özerk yapıda bir laboratuvarı kurmak için İzmir ideal bir lokasyon. Hem Bisan’dan gelen bisiklet sanayi kültürümüz var. Özel sektör ve üniversite işbirliği ile kümeleşme konusunda adımlar atılabilir. İzmir olarak yıllar önce Bursa’ya kaptırdığımız otomotiv kümelenmesinin benzerini neden bisiklet için yapamayalım ki?
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
Eylül/Ekim 2025 sayısında neler vardı göz atın!
AYIN MEKANLARI GÜL KEBAP

İşte istisna mekânlardan biridir Gül Kebap... Kuruluş tarihi 1949. Gül Kebap’ın özelliği sadece “iyi köfte” yapıyor olması değil. Gül Kebap yetmiş altı yıldır aynı yerde ve dördüncü kuşağın yönetiminde. “Sefer tası” misali üç katlı daracık mekânında müdavimlerinin vazgeçemediği adres. Hayranlık uyandıracak bir çaba değil midir bu? İşini, kalitesini koruyarak yapan tam bir aile işletmesi… Kurucu Mehmet Ali Gülgeze, Girit’in üçüncü büyük şehri Resmo’dan İzmir’e göçle gelmiş. Çanakkale’de savaşmış. Bayrağı, ikinci kuşak oğulları Mustafa ve Muhsin Gülgeze devralmış… Ardından torun Hüsnü Gülgeze. Ve bugün dördüncü kuşak Hüsnü’nün oğlu Burak Muhsin işin başında. “Bir Kemeraltı klasiği” olarak Gül Kebap, esnaf lokantası köfteciliğini ilk günden bugüne değişmeyen formül ve sunum geleneğiyle tavizsiz sürdürüyor.

FİLİBELİ HAN

Filibeli Han Eski İzmirlilerin hatıralarındaki Şükran Oteli, özenli bir yenileme süreci sonrasında sahiplerinin soyadını alan "Filibeli Han" Kemeraltı Çarşısı'nın yeni cazibe merkezi olarak hizmete açıldı. Günümüz ihtiyaçlarına uygun yiyecek içecek mekanlarının yer aldığı Filibeli Han'ın üst katı da keşke çeşitli el sanatları üretiminin yapıldığı atölyelere açılsa... Bizim dikkatimizden kaçmış olabilir ama binanın kısa bir tarihinin yabancı dilleri de kapsayacak şekilde bir köşede yer alması çok doğru olurdu diye düşünüyoruz.

BOŞNAKYA

Boşnakya Filibeli Han'ın yan sokağa açılan çıkışında sevimli olduğu kadar lezzetli ürünler sunan "Boşnakya" isimli bir mekan var. Kıymalı Boşnak böreği, peynirli, patatesli ve patlıcanlı börekler, yaprak sarma ve haşhaşlı börek gibi lezzetlerin ağız sulandırdığı mekanda demli bir çay veya reyhan şerbeti yanında poğaçalar ve harika tatlılar deneyebilirsiniz.Antakya'nın çıtır kabak ve kömbesi, bougatsa Selanik tatlısı, medovik Rus pastası, triliçe tatlıları sizi bekliyor. Cuma günleri menüye mantı da ekleniyor. Boşnakya'ya uğramayı ihmal etmeyin.