EYLUL2017 Pınar Tekeş
Babamsız dönerken
BABAMSIZ ŞEHRİMDEN DÖNERKEN ESKİ OTOBÜS YOLCULUKLARINA BİR SELAM! Çok ağır bir orta kulak iltihabı geçirdiğim için bir süre uçağa binmem yasaktı. Belki 25 sene sonra ilk kez kendi şehrime, İzmir’ime aynı marka otobüs firmasıyla dönüyordum. Önünde ekranı olan, yolculuğun başında kulaklık dağıtılan, çağımız teknolojisini düşündüğümüzde eskisine göre çok daha fazla konforlu olması beklenen bir otobüstü. Koltuğun önünde film ve canlı tv seyredebileceğin, müzik dinleyebileceğin bir ekranı vardı. Vardı da, teoride. Pratik olarak yararlanmak istediğinde canlı olan tv kanallarına bağlanamıyor, hali hazırda kayıtlı olan 5-10 filmden pekçoğu da açılmıyordu. Müzik kanallarına baktığında ise zaten ilk yıllardan beri neredeyse hiç güncellenmemiş listelerle doluydu. Otobüsün eski yıllardaki o şaaşasından eser yoktu. Sararmış koltuklar, oldukça pis gözüken zemin, hiç temizlenmemiş koltuk cepleriyle insana bir an önce eve ulaşıp banyo yapmalıyım hissini uyandırıyordu. Gene de bu sefer uçakla değil de otobüsle gidiyor olmak bir az olsun içimi rahatlatıyordu. En azından havaalanına indiğimizde canım babacığımı arayıp “Babacığım biz indik, şimdi bavulları bekliyoruz. Çıkarken seni tekrar ararım, arabayı kapıya yanaştırırsın” demem gerekmiyordu. Diyemeyeceğim için karnımın içinden, taa derinliklerine doğru giren yumruğun boşluğunu yaşamam gerekmeyecekti ve gözyaşlarımı, çocuklarım görmesin diye durdurmak zorunda kalmayacaktım. İstanbul- İzmir arası yolculuğun yeni köprüyle kısaldığı söylenen süresi, molalar ve dur kalklarla neredeyse eskisini aratır haldeydi. Uçak bileti ücretleri otobüsten daha ucuzken insanların otobüsle yolculuk etmeleri akıl alacak gibi değil. Tüm yolcuların orta kulak problemi olamaz değil mi? Bir de nerede o eski otobüs yolculukları? Ve akşam üstü gezmesine gider gibi şık giyinen; servis şöforlerinin uzaktan bile baktıklarında hangi firmayla yolculuk edeceklerini anladıkları otobüs yolcuları... Yanlış anlaşılmasın, sınıfsal bir ayırımdan bahsetmiyorum. Kendisine öz saygısı olan, temiz pak, özenli giyimlerinden bahsediyorum. Kendilerine ve çevrelerine olan saygın tutumlarından... Eski molalar adeta bir şölen gibi geçerdi. Hep muavinin anonsuyla son dakikada koşarak yetişirdik motoru çoktan çalışmış otobüse. Ayrılmak istemezdik nedense lezzetini orada hep aynı yakaladığımız , başka yerde görsek belki de yüzüne bakmayacağımız yiyeceklerden. Tok olsak bile bir gelenek haline geldiği için mola yerine yaklaştıkça karnımız kazınmaya başlardı. Hiç ihtiyacımız olmasa da hediyelik eşya dükkanından mutlaka bir şeyler almak isterdik. Hiç bir şey almamıza izin verilmezse, anneannem çok seviyor bahanesiyle pişmaniye... Oysa şimdi o gözalıcı birbiriyle yarışan mola tesislerinin yerine, birkaç otobüs şirketinin ortaklaşa kullandığı Anadolu’nun ücra bir yerinde yol alıyorsun hissini uyandıran bir yerde durmak büyüyü tamamen bozuyor. Dönüş yolculuğunda ise İzmir’i ardımda ilk kez içinde babam olmadan bırakmamın, orda babam olmamasının sızısını iliklerime kadar hissetmenin hüznüyle göz yaşlarımı durdurmam mümkün olamıyordu. Gece gelen telgraf İki kelimeden ibaretti;"vefat etti" Emel Ablam’ın dediği gibi; babam icin mi yazmıştı Nazım Hikmet bu şiiri? Ah babacığım, biz seni tanımış olmanın gururunu yaşayacağız ve unutmasınlar diye torunlarına da anlatacağız. Çipura yiyeceğiz,rakı içeceğiz. Ama güzelleşmeyecegiz. Sen olmayınca, biz güzelleşemeyiz. Aynı sıkılmış "yağ zeytini"gibi olacağız. Sadece posa. En hakiki yağların içinde, çizik zeytinlerimiz de olmayacak. Velhasıl,biz artık eskisi gibi olmayacağız, ama seni de unutmayacağız. Annemin yanında olacağız, acılarla yaşamayı, sessizce katlanmayi,çocuklarımıza sen gibi yaşamayı öğreteceğiz. Ve hepimiz , senin için "Aman Ormancı"yi dinleyip sana selam çakacağız. Ama sana güle güle demeyi hiçbir zaman kabullenemeyeceğiz gönüllerimizin Muğla Efesi... Aklımda bu düşünceler, kalbimde bu hisler, oturduğum sararmış koltuk, önümdeki bu sefer herşeyiyle bozuk olan ekran ve elimde tamamen ıslanmış kağıt mendiliyle ben; en iyisi uyumaya çalışmak deyip gözlerimi kapadım... www.pinartekes.com pinarozen@gmail.com
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
HAZİRAN 2017 sayısında neler vardı göz atın!
SİNEMALAR
AYIN MEKANLARI KOTİ BRASSERİE

Koti Brasserie Balçova Belediyesi Spor Kompleksi’nin hemen yanında bulunan Koti Brasserie’ye mutlaka gitmelisiniz. Dışarıdan bakıldığında büyüklüğüyle dikkat çeken Koti, iç mekan tasarımıyla da insanları büyülüyor. Masaya oturduktan sonra, menüyü inceleyerek çeşit çeşit tatlar arasından özel Koti Burger’i seçip, deneyebilirsiniz. İçinde buraya özgü hazırlanan hamburger köftesinin dışında, dana füme, karamelize soğan ve cheddar peyniri var. Tabiri caizse parmaklarınızı yiyorsunuz. Bunun dışında çay ve Türk kahvesi sunumları da oldukça güzel ve keyif verici. Öyle ki, kahve tepsisi küçük çiçekler ve rengarenk lokumlarla süsleniyor. Mekanda ilk dikkati çeken köşelerden birisiyse içerideki bar bölümü. Burada 30’dan fazla alkollü veya alkolsüz kokteyl çeşidi bulmak mümkün. Yorgunluk atmak, sohbet etmek için arkadaşlarınızla gelip çok lezzetli kokteyller tadabileceğiniz bir durak noktası b...

[Devamını Oku...]

AWAKE COFFEE

Awake Coffee İzmirlilerin buluşma noktası Alsancak’ta yer alan Awake Kafe daha içeriye girmeden tertemiz ve ferah görüntüsüyle, Paris sokaklarındaki kafeler gibi, caddeye bakan yeşil sandalyeleri ve sakinliğiyle kendine çekiyor insanı. Burası dinlenip kahvenizi yudumlarken bir yandan da kitabınızı okuyabileceğiniz insanı mutlu eden bir yer. Tabii bunun en büyük etkeni sahip olduğu dekorasyon. Awake, Özel İzmir Tevfik Fikret Lisesi’nin hemen arkasındaki İtalya Sokakta bulunuyor. Bu anlamda, kafe kültürünün yaygın olduğu Gül Sokak’ın hemen arkasında bulunuyor olması da önemli bir detay. Awake Kafe’ye vardığınızda mekan sahibi Demet Başaran, sizi güler yüzüyle karşılıyor. İncelemek için menüye bakınca Cortado, Flat White ve Con Penne gibi buraya özgü farklı kahvelerle tanışıyorsunuz. Kahve seçimi konusunda farklı tatlar denemeyi sevenler için Cortado iyi bir tercih olabilir. Biraz acı ...

[Devamını Oku...]