TEMMUZAGUSTOS2026
CINDY SHERMAN
Cindy Sherman’ın eserleri üzerinden kadın kimliğini okumak
İnsan olmak zor. Neredeyse bir hiç olarak doğarız. Elimizden geldiğince insan olma çabamız yaşamımız boyunca bizi hiç terk etmez. Güzel olan da bu çabamız. Öyle zor ki insan olmak! Hepimizin sorunu aynı. Bize bağlı, bizim işimiz o. Herkesin kendi dünyasının başkalarıyla özdeş olmadığını biliriz. Yönü, yolu, amacı, biçimiyle, biz kendimiz sorumluyuz kendi yaşamımızdan. Bir o yana, bir bu yana yalpalayarak ilerleriz. Sever, üzer, çeker, çektiririz. Çalışır, öğrenir, didiniriz. Zamanla biri oluveririz.
Bu konuda Cindy Sherman “insan olmak ne demektir” sorusuna yanıt arayan çalışmaları ile öne çıkar. Eserlerinde her birimizin yaşam serüveninde kişiliğimizi inşa etmenin zorluğuna değinirken günümüz dünyasına kadın üzerinden bakar.
“Kadın” olmak ne demektir? Ona göre; kadın bedeninin nasıl bir tüketim nesnesine dönüştüğünü, medya, sinema, moda ve güzellik endüstrisi gibi kültürel pratikler aracılığıyla nasıl metalaştırıldığını görmek kadının değersizleştirilmesidir. Kadın bedeni, artık gerçek bir varlık değil, sonsuzca çoğalan, pazarlanan ve tüketilen bir gösterge haline gelmiş, bu sistemin vitrini olmuştur. 20. yüzyılın şöhret ve ünlülük kültü, 21. yüzyılda influencer’lar ve sosyal medya yıldızları bağlamına dönüşürken, Sherman’ın toplumsal cinsiyet üzerine yaptığı çözümlemeler hâlâ güçlü bir güncellik taşımaktadır. Sherman’ın çalışmaları bize kimliklerimizi ne ölçüde inşa ettiğimizi gösterir; onun her performansı yeni ve benzersiz bir karakter yaratır. Sanatçı, performans ile fotoğrafı birleştirir. Sanatı ile kadınların en önemli temsilcilerinden biri hâline gelmiştir. Eserleri kimliğin karmaşık, inşa edilmiş ve performe edilen bir yapı olduğuna dikkat çeker.
Televizyonda izlediğimiz bir reklama bakalım. Ekranda bir kadın beliriyor. Rüzgârda savrulan saçları, pürüzsüz teni, belirgin hatları ile bir parfümün reklamını yapıyor… Ürünü hatırlamıyorum. Ama o bedeni, o bakışı, o “kusursuzluğu” unutmak zor.
Herhangi bir gün. Bir vitrinin önündeyiz. Camın ardında bir manken. Üzerinde “yeni sezon/sınırlı stok” yazısını taşıyor. Mankenin bedeni ışığa göre ayarlanmış. Göğüsleri dolgun, kalçası bir tık uzağında arzunun. Ve sesi susturulmuş. Tüketim toplumunun gerekliliklerini yerine yetirmiş. İnce, bakımlı, pürüzsüz bir bedeni sergiliyor.
Yol boyunca uzuyor vitrinler. Vitrinde yine mankenler…. Aralarına değişik pozlarda kadın fotoğrafları. Yerde kadın iç çamaşırları, kumaş parçaları, tekstil ürünleri kadın cinselliğini çağrıştırmakta. Sadece belden aşağısı gösterilen kadın modeller, birazdan “olacakları” izleyicinin fantezilerine sunmakta. Model burada tamamen erkek bakışının nesnesi durumunda. Pürüzsüz, saf, doğal bir güzellik ve mükemelliyet temsili olarak sergilenmekte.
Sinema sektöründe durum farklı değil. Mükemmel ışık, kusursuz makyaj, seçilmiş bakışlar, dijital rötuşlarla yaratılmış bir kadın. Kadın onu izleyen kadınlara sen de benim gibi olmalısın diyor. Sana “öyle olmalısın” diyor, çünkü “sen olduğun gibi yeterli değilsin” dedikçe kadının özgüveniyle oynuyor. Sinemada kusursuz kadını izleyen kadın ben onun gibi güzel değilim, dudaklarım yamuk, bakışlarım donuk diyor. Dünya hep onu alkışlıyor onun gibi olamayanları arka sıralara itiyor.
Sonra bir gün yorgun bir kadının karşısına Cindy Sherman’ın bir fotoğrafı çıkıyor. Ve ona “iyi ki varsın” diyor. Ve kadın o an anlıyor, her sabah yorgun da olsa her koşulda ayağa kalkanın kendi olduğuna. Ve gerçek zaferini haykırıyor. Bu zafer, göz kamaştırmakta değil, kırılmadan ayakta kalmakta gizli. Kadının zaferi onun görünmeyen ışıltısında değil, onun her sabah yeniden kalkışında gizli. İlk kez özgür hissediyor kendini, kendi biricikliğini. “Evet, bugün en çok kendimim”, diyor.
Cindy Sherman’ın fotoğrafları çoğu zaman kadınların ikonik temsillerini yakalarken aynı zamanda eleştirel bir yaklaşım da sunar. Bu çalışmalar, feminist sanat perspektifi üzerinden toplumsal cinsiyet normlarını sorgulayan yapıtlar olarak yorumlanıyor.
Amerikalı sanatçı Cindy Sherman 1954 yılında doğmuştur. Çalışmaları genellikle sanatçının kendisini farklı kadın karakterler olarak giydirip makyaj yaptığı fotoğraflardan oluşur. Sherman’ın fotoğrafları çoğunlukla feminist sanat kapsamında değerlendirilir; çünkü eserleri, kadınların erkek bakışı tarafından nesneleştirilmesi ve kadın kimliğinin nasıl inşa edildiği üzerine sorular ortaya koyar. Cindy Sherman’ın fotoğraflarının kadın temsilini nasıl sorguladığını daha iyi anlayabilmek için, Laura Mulvey ve Judith Butler gibi feminist kuramcıların düşüncelerini bilmek önemlidir.
Feminist film kuramcısı Laura Mulvey, ünlü makalesi Visual Pleasure and Narrative Cinema’da kadınları bilinçaltında nasıl gördüğümüzü ve onların 1930’lardan 1950’lere kadar olan Hollywood filmlerinde nasıl temsil edildiğini ele alır. Mulvey’e göre bu filmlerde kadınların temsili, kadın bedenini nesneleştiren belirli bir bakış açısı tarafından şekillendirilmiştir. Ona göre o dönemde çekilen filmler ataerkil bir yapının parçasıdır ve kadınları erkeklerin haz alması için bakılan nesneler olarak sunan anlayışı güçlendirir. Kadının temel amacı, erkek arzusunun nesnesi olmak ve filmlerde erkek başrolü desteklemektir; ancak kadın karakterlerin kendi başlarına gerçek bir anlamı ya da bağımsız bir önemi yoktur.
Laura Mulvey bu bağlamda kadınları “anlam üreten değil, anlam taşıyan” varlıklar olarak tanımlar. Kadınların erkek izleyiciyi memnun etmek amacıyla fetişleştirilen ve dikizleyici bir bakışla sergilenen pasif nesneler olarak kullanıldığı bu perspektif, “erkek bakışı” (male gaze) olarak bilinir. Cindy Sherman’ın siyah-beyaz fotoğraf serisi Untitled Film Stills, 1930’lardan 1950’lere kadar olan film estetiğini hatırlatır ve Sherman’ı kostümler, makyaj ve peruklar yardımıyla farklı kadın rolleri içinde gösterir. Bu çalışmalar, Mulvey’in sözünü ettiği erkek bakışına meydan okuyan ve bu nedenle feminist sanat kapsamında değerlendirilebilecek yapıtlar olarak yorumlanabilir.
Cindy Sherman’ın fotoğraflarında yüz hiçbir zaman yalnızca bir yüz değildir. Bir maske gibi durur bazen; ama maskenin altında başka bir maske daha vardır. Makyajın altında yorgunluk, yorgunluğun altında zaman, zamanın altında ise silinmek istemeyen bir beden saklanır.
Onun kadınları aynaya bakarken kendilerini görmezler yalnızca; kendilerine kim olmaları gerektiğini söyleyen dünyayı da görürler. Bir Hollywood yıldızı, yaşlanmayı inkâr eden bir sosyete kadını, hüzünlü bir palyaço, korkmuş bir ev kadını, kaçmaya çalışan bir kadın, çoktan unutulmuş bir oyuncu…Hepsi aynı kişinin içinde dolaşır. Çünkü kimlik, Sherman’ın fotoğraflarında sabit bir şey değildir; giyilip çıkarılan bir elbise gibidir.
Belki de bu yüzden onun yaşlı kadınları bu kadar etkileyicidir. Yüzlerinde geçmişin pudrası vardır. Ruj hâlâ parlaktır ama gözlerin çevresinde zamanın sessiz çatlakları dolaşır. Bir zamanlar arzunun merkezinde olmuş bedenler, şimdi kendi ihtişamlarının hayaletine dönüşmüştür. Fakat Sherman onları acımasızca yargılamaz. Tam tersine, onların yalnızlığını görünür kılar.
Çünkü yaşlanmak yalnızca bedenin değişmesi değildir; insanın kendi görüntüsüne yabancılaşmasıdır biraz da. Bir gün aynada gençliğinin değil, onun anısının kaldığını fark etmek gibi. İşte Sherman’ın fotoğrafları tam bu kırılma anında durur: kadının hem kendisini kurduğu hem de yavaş yavaş kaybettiği yerde.
Bugünün sosyal medya dünyasında herkes kendi yüzünü yeniden üretirken, filtrelerle, uygulamalarla, dijital dokunuşlarla kendisini kusursuzlaştırmaya çalışırken, Sherman’ın görüntüleri tuhaf biçimde daha gerçek görünür. Çünkü o kusursuzluğu değil, kusursuzluk arzusunun trajedisini gösterir. İnternet çağında beden artık yalnızca bir beden değildir; sergilenen, düzenlenen, pazarlanan bir yüzeye dönüşmüştür. Sherman bu yapaylığı açığa çıkarırken aynı zamanda şunu da sorar: Bir insan, kendi görüntüsünün içinde ne kadar yaşayabilir?
Onun fotoğraflarına uzun süre bakınca insan şunu hisseder: Kimlik dediğimiz şey belki de hiçbir zaman tamamlanmış değildir. Hep biraz eksik, biraz performans, biraz korku, biraz taklit içerir. Ve yaş almak, belki de bu performansı sürdüremeyeceğimizi anladığımız anda başlar.
Sherman’ın kadınları tam da bu yüzden unutulmazdır. Çünkü onlar yalnızca kadınları değil, zaman karşısında rol yapmaya devam eden bütün insanları anlatır.
Sherman kırk yıl boyunca, gördüğü insanlardan yola çıkarak kendisini sürekli yeni karakterlere dönüştürmüştür. Çok sevilen Untitled Film Stills (1977–80) serisinde, hayali filmlerin başrollerini üstlenmiş; ancak bunu tanıdık arketipler aracılığıyla yapmıştır: kırılgan, huzursuz, özlem duyan ya da kaçış hâlindeki kadınlar… Korkularının ya da arzularının nesnesi ise çoğu zaman kadrajın hemen dışında kalmaktadır.
Zaman geçtikçe, Cindy Sherman’ın kadınlığa yönelik sessiz altüst edici yaklaşımı daha keskin, daha alaycı ve hatta grotesk yorumlara dönüştü. Sanatçı, sanat tarihinin ünlü figürlerini etten yapılmış protez göğüslerle yeniden canlandırdı; masalların ormanlık dünyasında kendisini ölü ya da canavar olarak tasvir etti; çocukluk kâbuslarını andıran palyaçoların kimliklerine büründü. Son on yılda ise toplumsal statü, yaşlanma ve güzelliğin internet üzerinden metalaştırılması kavramlarıyla meşgul oldu. Sherman’ın Instagram hesabı başlı başına bir sanat eseridir. İnsanların yüzlerini dijital uygulamalarla “tekinsiz vadi” hissi veren yapay görüntülere dönüştürdüğü bir çağda Sherman da yüz hatlarını dijital olarak gerer, inceltir ve biçimlendirir; böylece çevrimiçi kimliklerin yapaylığını açığa çıkarır.
Kariyeri boyunca kadın klişeleriyle oynayan yüzlerce portre üretmiş olmasına rağmen, Cindy Sherman çalışmalarını akademik bir bakış açısıyla analiz etme konusunda son derece mesafelidir. Cindy Sherman teorik yorumları başkalarına bırakmayı tercih eder; nitekim bunu üstlenmeye istekli çok sayıda eleştirmen ve akademisyen olmuştur. Yaklaşık kırk yıllık kariyeri, özellikle feminizm alanında sayısız metin doğurmuştur.
Sherman’ın büyük sanatsal çıkışı Untitled Film Stills ile gerçekleşti. Bu seri için sanatçı hem fotoğrafçı hem de model olarak çalıştı; makyaj, peruk ve ayrıntılı kostümler aracılığıyla kendisini eski kuşak sinema yıldızlarını anımsatan figürlere dönüştürdü: Monica Vitti, Sophia Loren ve Brigitte Bardot gibi. Bir kadın tarafından çekilen bu kadın fotoğrafları feminist çevrelerde hızla ilgi gördü.
Laura Mulvey, 1991 tarihli “A Phantasmagoria of the Female Body” adlı makalesinde Sherman’ın işlerini dönemin baskın feminist düşünceleri içinde konumlandırdı. Mulvey’e göre Sherman’ın ortaya çıkışı, “kadın bedeninin artık neredeyse temsil edilemez hâle geldiği ya da ancak teori aracılığıyla temsil edilebildiği dönemin sonunu” işaret ediyordu. Ancak Sherman bu durumdan kaçınmak yerine gündemi değiştirmiştir. Mulvey’in sözleriyle, Sherman “70’ler feminizminin karmaşık dönüşleri içinde kaybolmuş ya da ihmal edilmiş beden politikasını yeniden geri kazanmıştır.”
Kaynakça
Graf, Stefanie. " How Cindy Sherman’s Artworks Challenge the Representation of Women"
TheCollector.com, July 18, 2021, https://www.thecollector.com/stefanie-graf/
https://www.cinerituel.com/gorsel-haz-ve-anlati-sinemasi-laura-mulvey/
https://www.artsy.net/article/artsy-editorial-is-cindy-sherman-a-feminist
https://www.artmajeur.com/tr/magazine/5-sanat-tarihi/cindy-sherman/333655